Çalışma Hayatında Bireylerarası İletişim

Çalışma Hayatında Bireylerarası İletişim

İşletmelerde çalışanlar birbirleriyle iletişim kurmak zorundadır. Robotik ve mekanik olmama durumlarından dolayı bu iletişim kaçınılmazdır. Ancak bu iletişimin etkili ve etkin olabilmesi anlatma yetisinden geçer.

Anlatma bir iletişim becerisidir. Birlikte çalışanlar yani etkileşimde bulunanlar saygıyı ve empatiyi temel alarak, etkin dinleyebilmeli, somut konuşarak uygun bir biçimde kendini açabilmeli, duygu ve düşüncelerini karşıdaki kişiye maske takmadan “ben dili” ile iletebilmeli, ego üstünlüğü savaşımı vermeden ve başkalarını küçük görmeden kendi haklarını koruyabilmeli, sözel mesajlarla sözel olmayan mesajları uyumlu olarak kullanabilmelidirler.

Bu şekilde yaparak karşısındaki kişilerle doyum verici ilişkiler kurabilecek, başkalarından olumlu tepkiler alabilecek ve toplum içinde yaşaması kolaylaşacaktır. Bütün bunlar aslında öğrenilmiş davranışlar setidir.

Anlatma bireylerarası iletişimin yapı taşlarından biridir çünkü bu süreçte hedef de kaynak da insandır. Etkili iletişimin bir diğer önemli unsuru saygı duymaktır. İnsanlar saygı duyduğu müddetçe birbirleriyle iletişimleri güçlü olacaktır. Bunun bir başka yolu karşıdaki bireyi anlayabilmek, onun dünyasına, onun açısından ve yargılamadan bakabilmektir.

Çalışanlar anlatarak ve somut konuşarak ilişkilerini zenginleştirebilirler. Tabi bunun öncesinden etkin dinleme davranışı gerekmektedir.

Bireylerarası iletişimin bir diğer önemli faktörü kendini açma davranışıdır. Kişiler kendini karşıdakine açarak ilişkilerinin açık olduğunu, gelişime açık olduğunu ve uzun bir müddet sürdürülebileceğini ifade ederler.

Kendini açma davranışını bilimsel olarak ilk ele alan Sydney Jourard; kişinin düşündüklerinin, hissettiklerinin ve isteklerinin dolaysız bir şekilde iletilmesi ve kendini karşısındakine tanıtması yönünde kendini açma davranışının en etkili adım olduğunu belirtmiştir.

Tabi bazen çalışanlar anlatma davranışını isteyerek ya da istemeyerek öfke ile yapmaktadırlar. Burada bireyler duygu kontrolü yapamadıkları için bu gerçekleşmektedir.

Kimi zamanlarda kızgınlık diğer insanları iğneleyerek gerçekleşir. Mizah, şaka, sitem, kinaye gibi dolaylı yollarda kişi kızgınlığını boşaltır. Freud kızgınlık olgusunu boşaltım sistemine benzetmiştir. İnsanlar beklemedikleri ve istemedikleri durumlarla karşılaştıklarında bu boşaltım sistemini yani kızgınlığı kullanırlar.

Olumsuz düşünceler de bireyleri kızgınlık dehlizine götürmektedir. Özellikle bilişsel terapistler olumsuz düşünmenin kızgın ve olumsuz hissedilmesine yol açtığı teorisiyle ilgilenmektedirler.

Peki insanlar neden kızar? Genel olarak bunda iki ana neden vardır. İlki kişi kendine göre doğru, adil ve dürüst olmayan durumlarla karşılaştığında kızar. Başka bir ifadeyle bir olaya kendisi gibi bakmayan insanlarla karşılaştığında kızar. İkinci neden ise kişilerin beklentileridir. Bireylerin çalışma ya da özel hayatındaki kişiler beklentileri karşılamazsa öfke duygusu ortaya çıkar.

Tüm insanlar hedeflediği davranışları gerçekleştirmek ister. Bunlar engellenirse kendilik değerleri zedelenir ve kızgınlık ortaya çıkar. Kendilik değeri kavramı kişinin kendi beceri ve kabiliyetlerinin ne olduğu konusundan düşüncelerinin tümüdür.

Kızgınlığın biyolojik temellerine baktığımızda beyindeki iki yer karşımıza çıkar. Bunlardan biri amigdaladır. Amigdala duyguların merkezidir ve bireylerin kızmasına sebep olan yerdir. Sadece kızgınlık değil korku gibi duygular da burada oluşur.

Diğer yer ise prefrontal lobdur. Bu lobda bilgiler toplanır, süzgeçten geçirilir ve ne yapılacağına karar verilir. Prefrontal lob diğer tabirle duyguların kaynağı olan amigdalayı zihinsel bir yapı içerisine oturtur. Özetle bireylerarası iletişimde kişi amigdalanın kendini esir almasına izin vermemeli, bunu prefrontal lob ile birlikte çalıştırmayı denemelidir.

Ben dili kavramını tekrar açarsak, kızgınlığı ifade etmede çok önemli olduğunu belirtmek isterim. Kızgınlık bastırılmamalı ben dili ile ifade edilmelidir. Bastırıldığı takdirde yüksek tansiyon, reflü, baş ağrısı ve depresyon gibi bazı psikosomatik problemler baş gösterebilir.

Ben dilinde sorun tanımlanır, kişide uyandırılan etki yani duygu ifade edilir ve sonucunda çıkan durum açıklanır. Buna bir örnek vermek gerekirse: İşyerindeki bireye haksızlık yapıldığında “neden haksızlık yapıyorsun” yerine “haksızlık yaptığında kendimi önemsenmemiş hissediyorum ve bütün çalışma motivasyonum ve iyi insan olma özelliğim gidiyor” anlayışı ile hareket ederse iletişim daha sağlıklı olabilecektir.

Ben dilinin karşıtı “sen dili“dir. Bu dil iletişimi önler, karşı tarafı sinirlendirir ve çoğu zaman ya savunmaya ya da saldırıya geçirir.

Ben dili kızgınlığın sağlıksız dışavurum yöntemlerini kullanmak yerine en iyi iletişim becerisidir. Karşıdakini suçlu hissettirmek, aklını okumak, açık konuşmaya davet ederek tuzak kurmak, kaçınma davranışları göstermek, ima yollarını kullanmak, hırpalama amacıyla eleştirmek ve intikam almak öfkeyi ifade etmenin örneklerindendir.

Ben diline ek olarak bireylerarası iletişimin başarılı olması için olumlu ilgi de gösterilmelidir. Olumlu ilgi karşıdakinin olumlu yönlerini görmek ve bunu onunla paylaşmaktır. Eksik ya da beğenilmeyen bir şeylerle karşılaşılsa bile önce doğruların belirtilip ardından uyarıların yapılması gerekir.

Çalışma Hayatında Bireylerarası İletişim
Etiketlendi:                     

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir