İş Hayatında Etkili İletişim ve Toplumsal Cinsiyet

İş Hayatında Etkili İletişim ve Toplumsal Cinsiyet

Gerek iş hayatında gerekse özel hayatta olsun, birey çevresindekilerle daha etkili ve amacına uygun bir şekilde etkili iletişim kurma becerisini kazanırsa, duygu ve düşüncelerini rahatça paylaşmayı ve sosyalleşmeyi başaracaktır.

Bunun için çevredeki olup bitenleri gözlemlemek ve içinde yaşanılan kültürün farkına varmak hem toplum içinde hem de iş hayatında daha rahat, daha doğru ve daha etkili iletişimin anahtar yollarıdır.

Bu bağlamda toplumsal cinsiyet, belirli kadın ve erkek kalıplarını ve rollerini işaret ettiği için, bireylerin etkili bir iletişim kurma yolunda dikkate almaları gereken bir olgudur. Kadın ve erkek rolleri, kendini sunuş biçimleri, konuşması, davranış kalıpları, giyim kuşam kodları bu normlar arasındadır.

Her insan doğumundan itibaren toplumsal beklentiler doğrultusunda kadın ve erkek olmayı öğrenir. Diğer bir deyişle biyolojik cinsiyetlere içinde bulunulan kültür bir anlam yükler. Kültürel anlamda oluşan bu kadınlık ve erkeklik fenomenine toplumsal cinsiyet denmektedir ve toplumsal, kültürel, ekonomik, politik ve davranışsal farklılıkların bütününü içermektedir.

Toplumsal cinsiyet kavramının oluşmasında biyolojik, sosyal ve tarihsel süreçler rol oynamaktadır. Bu süreçler sonucunda kadın ve erkek içinde doğduğu topluma adapte olurlar ve çevrelerince anlamlandırılırlar.

Biyolojik süreç anatomik yapıların farklılığına ve hormonlarla ilgili dönüşümlerin ayrışmasına dayanmaktadır. Sosyal süreç içinden yaşanılan çevrenin belirlediği kadın ve erkek davranışları, duygu, değer ve düşünce beklentileri ile ilişkilidir. Tarihsel süreç ise kültürün ve ailenin yıllardan beri taşıyıp yinelediği kadın ve erkek davranış kalıplarıyla alakalıdır.

Günümüzde kadınların toplumsal üretimin her alanına ve özellikle ekonomik süreçlere katılması eski zamanlara göre artmış olsa da, hala cinsiyet eşitsizliğini toplumun her alanında görmek mümkündür. Bu haliyle iş yaşamına da yansımaktadır.

Eskiden beri yaygın anlayış erkeğin kamusal yani alanla, kadının ise özel yani ev içi alanla ilişkilendirilmesi yönündedir. Erkeklerden sert, hükmeden, güçlü, yargılayıcı, kararlı, başarılı, bağımsız, hırslı, çözüm getiren ve etkin olması beklenirken; kadınlardan yumuşak, uyumlu, güçsüz, kabullenici, kararsız, başarı peşinde koşmayan, bağımlı, çaresiz ve edilgen olması beklenmektedir.

Batılı toplumların aksine Türk toplumunun geleneksel, otoriter ve ataerkil bir yapısı vardır. Nesiller arası hiyerarşinin üstüne Türk toplumunda cinsler arası ilişkiler erkeğin üstünlüğü kadının ise güç, itibar ve değer bakımından düşük konumu üzerine kuruludur.

Konuşma eylemlerine bakıldığında gündelik yaşamın yanı sıra iş yaşamında da erkekler bazen bilinçli bazen de bilinçsiz olarak kadınları çocuklar gibi görmektedir. Yalnızca gözle görülen, kulakla işitilmeyen bir varlık olması tarafındadırlar. Yani kadınlardan gelen her tür konuşma gereğinden fazlaymış gibi görülmektedir.

Erkekler için ise rekabet en önemli vurgu noktalarındandır. Küçük bir erkek için yetişkin erkek olmak, sonrasında ise iyi bir işe, iyi bir eşe vb. sahip olmak önemli amaçlardandır. Dolayısıyla rekabet içinde olma zorunluluğu hissetmektedir. Bunun için de kamusal alanda konuşma eylemi hiyerarşik yapıda onlar için önemlidir.

İş yaşamında konuşma genel anlamda bir pazarlık aracıdır. Birey konuşarak olabildiğince üstte kalmaya çalışır ve kendini diğer çalışanlardan gelebilecek muhtemel saldırılara karşı korur. Bunu yapmak bir nevi diğerlerini daha alt statüde bırakmaktır ve rekabet içerir.

Sözsüz iletişimde beden hareketleri toplumsal cinsiyet olgusuna göre değişmektedir. Bu kendini kişisel alan kullanımı, temaslar, bakışlar ve mimiklerde de göstermektedir.

Kadınlar iş yaşamında karşı cinsle iletişim halindeyken aşağı doğru bakış eğilimindeyken, erkekler gözlerini dikerek bakma eğilimindedir.

Kadınlarda gülümseme iletişimin bir parçasıyken, erkekler genellikle sert bakışlarla iletişim kurarlar. Ayrıca kadınların başı eğik, erkeklerin başı çoğunlukla diktir.

Kadınlar yönlendirici değillerdir, daha olumlu jestlere sahiptir, daha az alan kaplarlar ve erkeğin alanının dışında dururlar. Erkekler ise yönlendirici bir iletişimi benimserler, daha az olumlu jestlere sahiptir, daha geniş alan kaplarlar ve genellikler kadınların alanının içine girerler.

Teması kabullenme, bedeni küçültme eğilimi kadınlar has bir durumken, erkekler temastan kaçınarak ve bedenlerini olduğundan büyük göstererek iletişim kurarlar.

Ayrıca kadınlar bacakları bitişik oturur ve durur, elleri yanda veya kucaktadır, daha yumuşak konuşur ve daha az söz keserler. Erkekler ise bacaklar ayrı oturur ve durur, elleri kalçada tutma eğilimi vardır, daha gürültülü konuşur ve daha çok söz keserler.

Organizasyonlar iletişim halindeyken bazen çatışmalar da çıkabilmektedir. Çatışma anlam olarak bireyler ve grupların birlikte çalışma problemlerinde kaynaklanan ve normal aktivitelerin durmasına veya bozulmasına neden olan olaylardır.

Kadın ve erkek arasındaki en temel çatışma özgürlük konusundadır. Erkekler çoğu zaman yaşamı özgürlük mücadelesi alanı olarak görmektedirler ve çatışmalar sonucu bilinçli veya bilinçsiz bağ kurma eğilimindedirler.

Kadınlar ise çatışma sırasında doğrudan mesajlarını iletmektense genellikle metamesajlar yoluyla dertlerini ifade etme eğilimindedirler.

Çatışmaların sonucunda mobbing çıktığı düşünülse de, aslında mobbing çatışmadan günler sonra oluşmaktadır. Mobbing bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak sistematik bir biçimde düşmanca ve ahlaki sınırlar dışında bir iletişim, duygusal saldırıdır.

Araştırmalar mobbing mağdurunun çalıştığı organizasyon içinde bir sebeple farklı olan kişi olduğunu göstermektedir. Mobbing oluşumunun önlenmesi ve çatışmanın profesyonel iş kurallarıyla yönetilmesi işyerinde olumlu bir enerji yaratabilecektir.

İş Hayatında Etkili İletişim ve Toplumsal Cinsiyet
Etiketlendi:                 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir