Yapay Zeka ve Robotlar: İnsanlar Robot İmamları Görecekler Mi?

Yapay Zeka ve Robotlar: İnsanlar Robot İmamları Görecekler Mi?

Bu sorunun cevabını doğrudan vermek yerine bu durumun genel ve kök nedenlerini vermek daha doğru. Zaten bu nedenler oldukça da ikna ediciler. Teknolojik gelişmeler, bilgisayarlar, otomasyon. Daha moda ifadelerle yapay zeka, robotlar ve makine öğrenmesi. Bu kavramlar kimilerine olumlu çağrışımlar yapsa da bazıları için oldukça ürkütücü ve sevimsiz. Hangi açıdan mı dersiniz? Tabii ki iş açısından. Herkes ya optimist ya da pesimist bir edayla işsizliğin artacağını söylüyor. Peki bu ne kadar doğru? Peter Fleming makalesinde bu düşüncelerin ilk etapta akla gelenler olmasına rağmen asıl sorulması gereken şeyin farklı bir husus olduğunu söylüyor. Bize odadaki fili gösteriyor.

Herhangi bir teknoloji piyasaya sürüldüğünde birçoğumuz işin ve çalışmanın geleceğini, seyrini düşünmeye başlarız. Örneğin insansız araçlar taksicilik mesleğini bitirecek mi? 20 sene önce mevsimlik bir fabrika işinde 6 ay çalışıyordum ama bu son yıllarda 2 aya düştü. Neden? Sebebi otomasyon. Örgütler toplumunda ya da çalışmanın kurumsallaştığı toplumlarda (siz de bilirsiniz ki bir işe sahip olmak kişinin sosyal kabulü ve iyi oluşu için esastır) bu türden gelişmeler geç kapitalist dönemin işsiz bir distopyaya kolaylıkla dönüşebileceğinin sinyalini verir.

Aslına bakarsanız teknolojik işsizlik ile ilgili endişeler sadece 21. yüzyıl insanı olan bize özgü değil. Örneğin Sanayi Devriminin gerçekleştiği yıllarda kendilerine Ludditler denen bir grup işçi vardı. Luddit isyanları veya hareketi olarak anılan olayda bu işçiler kendilerinin işsiz kalacaklarını düşünerek ellerine aldıkları balyozlarla dokuma atölyelerine saldırıp parçalamışlardı. Ünlü ekonomist Keynes makinelerin çok değil iki kuşak sonra çalışma mefhumunu ortadan kaldıracağı yönünde bir tahminde bulunmuştu. 1980 ile 1990’lı yıllarda ise bu tahminin bilgisayara geçiş ile gerçekleşeceği düşünülmüştü. Hatta önemli yönetim gurularından Peter Drucker post kapitalist dönemle beraber beceri artırıcı devrimin yaşanacağından neşeyle bahsetmişti. Bütün bunların ötesinde 21. yüzyıl tahminleri biraz farklı. Kimilerince ikinci makine çağı olarak da adlandırılan bu dönemde yapay zeka yalnızca elle yapılan işleri değil aynı zamanda bilişsel ve rutin olmayan işleri de içine çekecektir. Sonuç olarak herkes işsiz.

Bildiğiniz üzere birinci makine çağı temel olarak manüel işgücünü etkilemişti. Buhar gücü, içten yanmalı motorlar ve elektrik gibi birçok unsur bu sürecin tetikleyicileri olarak gösterilebilir. Endüstriyel üretimin işbölümü etrafında örgütlenmesi ile görevlerin standartlaşmış ve tekrarlı rollere ayrışması bu sürecin en önemli özellikleridir. Bu nedenle de fabrikadaki işlerin makinelerle yer değiştirme tehlikesi o dönemin çalışanları tarafından hissedilmişti.

Bilgisayarlarla beraber dijital ve robotik teknolojilerin hızlı bir şekilde olgunlaşması anlamına gelen ikinci makine çağı ise son zamanlarda yapay zeka veya makine öğrenmesi olarak anılmaya başladı. İlk etapta bilgisayar teknolojisinin çıkışıyla rutin işlerin çoğu ortadan kayboldu. Tabi bu değişimde üretimin “Küresel Güney” olarak adlandırılan ülkelere taşınmasının da etkisi vardı. Ancak yapay zekanın gelişimiyle beraber rutin olmayan fiziksel, bilişsel ve hatta duygusal türden işler de robotlar tarafından icra edilmeye başlandılar. Öyle ki teknolojik manada bunun bir adım ötesinin tekillik olduğu konuşulmaktadır. Düşünsenize gelişmiş bilgisayar algoritmaları insani yetenekleri sadece taklit etmemekte, aynı zamanda bir kişi gibi düşünebilme örneği göstermektedir. Örneğin geliştirilen robot sadece kapıyı açmıyor, buna ek olarak kapının ne zaman ve nasıl açılması gerektiğini de düşünüyor ve bir yargıya varıyor. Meşhur Moore Yasasının ifade ettiği üzere geleceğin robotize edilmişlik düzeyi büyük ihtimalle her iki yılda iki katına çıkacaktır.

2017 yılında McKinsey danışmanlık şirketi otomasyon ve işlerle ilgili geniş bir rapor hazırlamıştı. Bu rapora göre bilgisayarlaşmanın bu son aşaması, içinde bulunduğumuz toplumu özellikle de işleri yeniden yapılandıracaktır. Her bir iş spesifik görevlere bölünecek, bu görevler çok sayıda alt yeteneğe ayrıştırılacak ve rutin/yarı rutin işler robotlar tarafından yapılacaktır. Dahası rutin olmayan işler de etkilenecektir. Öyle ki yakın gelecekte mevcut işlerin yarısının otomatikleşeceği tahmin edilmektedir. Farklı gelirlere sahip birçok işin analiz edildiği bu raporda işlerin genel olarak dört anahtar faaliyete ayrılabileceği belirtilmektedir. Bu faaliyetler farklı kombinasyonlar meydana getirerek işlerin neredeyse tamamını oluşturmaktadır:

  • İnsanları yönetme ve geliştirme (%9)
  • Karar verme, planlama ve yaratıcılık gerektiren işlere uzmanlıkları uygulama (%18)
  • Paydaşlarla etkileşime geçme (%20)
  • Fiziksel faaliyetlerde bulunma ve makine kullanma (%26)

Siz de fark etmişsinizdir ağırlıklı olarak son iki faaliyet grubundan oluşan işler robotların kapsamına en kolay girecek işlerdir. Ancak rapora göre sadece işler değil belli bir işteki birtakım izole faaliyetler de robotikleşme riski altında. Bu durum otomasyona sinsi bir özellik kazandırmaktadır. İşin tamamı robotlara geçmese bile belirli beceriler insanların kontrolünden çıkacaktır.

Oxford Martin School’un hazırladığı rapora göre ise ABD’de incelenen 702 işin yarısı mekanikleşebilecektir. Daha detaylı olarak OECD ülkelerinde işlerin %57’si, Hindistan’daki işlerin %69’u ve Çin’deki işlerin %77’si önümüzdeki 20 yılda tamamen mekanize olacaktır.

Aslında insanların işlerini kaybedeceklerine dair yaşadıkları endişeler bazı gelişmelerle doğrulanmışa da benziyor. Örneğin Harmony adlı gerçek duygusal tepkiler gösteren şişme kadınlar, Pepper adlı duygusal zekası yüksek ve aynı zamanda oldukça gelişmiş toplum yanlısı özelliklere sahip sosyal hizmet insanımsı robotu, BlessU-2 adlı insanımsı rahip ya da Xian’er adlı robotik keşiş çoktan piyasaya tanıtıldılar bile. Yazının başındaki soru oldukça makul görünüyor değil mi?

Bu gelişmeler işsiz bir geleceğe doğru gittiğimizin işaretleri gibiler. Ancak işin aslı öyle değil. Bazıları dijital otomasyonun düşük büyüme ve düşük talep durumunu ortaya çıkardığını düşünüp eski işlerin ortadan kalkmasının ekonomik hayatta yeni işlerin yaratılmasıyla dengeleneceğini olanaksız görmektedir. Misal olarak bu görüşe göre haber yazan bir robot başka haberler okumayı teşvik edemeyecektir. Olaya tedarikçi tarafından bakıldığında ise marjinal maliyeti sıfır olan bir ürüne artan talep, yeni bir işgücü gerektirmeyecek hatta hammadde fiyatını bile etkilemeyecektir.

Bu tartışmaya dahil olanlar daha önce görülmemiş bir işsizliği tasavvur ederek teknopesimist veya teknooptimist kanatta yer almaktadırlar. Ancak göz ardı edilen şey işlerin kaybolmadığı, üstüne üstlük daha fazla işin ortaya çıktığıdır. Peki bunun nedeni ne olabilir?Yapay Zeka

Fleming bu durumu Herbert Simon’un sınırlı rasyonellik kavramından esinlenerek sınırlı otomasyon kavramıyla açıklamaktadır. En öz ifadeyle yapay zeka ve robotlar otomasyon teknolojilerinin örgütsel uygulamaları tarafından kısıtlanacaktır. Bu yönüyle sınırlı otomasyon, dijitalleşmenin bazı işlerdeki yayılımını temel biçimde şekillendiren sosyoekonomik etkilere gönderme yapmaktadır. Örneğin pilotluk ve hakimlik mesleklerini yerinden etme kapasitesine sahip algoritmaların gerçeğe dönüşmemelerinin nedeni budur. Sınırlı otomasyonun işaret ettiği robotik mekanizmaların kısıtlanması üç faktör tarafından gerçekleşmektedir: işgücü fiyatlaması, örgütsel güç ilişkileri ve işin doğası. Bu üç faktör birçok düzeyde birbirleriyle ilişkilidir.

İşgücü fiyatlaması örgütlerin işgücünü satın aldıkları piyasa oranıyla ilgilidir. Örneğin Hindistan’daki kanalizasyon borusu dalgıçlarını ele alalım. Delhi gibi aşırı nüfuslu şehirlerde kanalizasyonlar periyodik olarak çökerler ve blokajlar gerçekleşir. Bu işi yapanlar ise oldukça düşük bir ücret karşılığında bu işi yaparlar. Üstelik geçtiğimiz yıllarda altı ay gibi kısa sürede altmış dalgıcın işlerini yaparken hayatlarını kaybettiklerine dair bir haber yayınlanmıştı. Bu tip ülkelerde fakirlikten dolayı her maaş kabul edilmekte ve bu nedenle insanlar işgüçlerini satmaktadırlar. Tahmin edileceği üzere gelişmiş ülkelerin kalabalık şehirlerinde kanalizasyonların manüel temizlenmesi nadirdir. Genellikle otomatik sistemler kullanılır. Ola ki bir dalgıcın girmesi gerektiğinde ise hijyen ve güvenlik düzeyleri en üst noktaya çıkarılarak dalgıcın işini yapması sağlanmaktadır. Aradaki fark çok basit bir şekilde işgücü fiyat farkıdır; ekonomik zorluk ve gevşek işgücü regülasyonları bağlamında daha fazla erişilebilir ve daha ucuz işgücü. Bu durum mekanizasyona yatırım yapmanın alternatifini oluşturuyor.

Aynı mantık bazı gelişmiş ülkelerde de rahatlıkla görülebilmektedir. Evleri her zaman robotik sistemlerin temizlemesi biraz ütopiktir. İnsanları çalıştırmak tabiî ki daha ucuzdur. Buralardaki bu tür işler, sektörü deregüle etmeyi amaçlayan neoliberal istihdam politikalarına yardım etme amaçlı azımsanmayacak kadar çoktur ve Siyahîler, Asyalılar ve diğer azınlık etnik gruplarının bu işlerde kullanımı orantısız biçimde daha fazladır.

Görüldüğü üzere teknopesimistlerin iddia ettiği gibi eşitsizlik, işçileri robotik otomasyona daha kırılgan bir hale getirmektedir. Daha da kötüsü firmalar bir işin mekanikleşmesiyle ilgilenmemekte, dahası ucuz işgücü varken ekonomik olarak değip değmeyeceğini göz önünde bulundurmaktadırlar çünkü yapay zeka ekipmanlarına yatırım yapma ve bakım maliyetleri hayli fazladır.

İkinci faktör olan örgütsel güç ilişkileri işgücü fiyatlamasıyla yakından ilişkilidir çünkü sendikasızlaştırma prekarya çalışma ile maaş durgunluğunun nedeni temel nedeni olarak görülmektedir. Daha yalın bir ifadeyle çoğu iş otomasyona değer görülmemektedir. Yüksek düzeyde sendikalaşmış işlere örnek olarak Avrupa ve ABD’deki Uber’e bakabiliriz. Bildiğiniz üzere Uber Türkiye pazarından çekildi. Bunda taksiciler cemiyetinin payı büyük. Avrupa ve ABD’de ise robotlara göre daha ucuz olan Uber taksicileri düşük maaş aldıklarından dolayı sendikalaşmışlar ve tam istihdam hakkı elde elderek, maaşları yükselmiştir. Bu olayların ardından Uber sürücüsüz araç teknolojilerine yatırım yapmıştır. İkinci örnek ise greve eğilimli çalışanları elimine etme veya nötrleştirmek için otomasyonun tehdit unsuru olarak kullanılmasıyla ilgili. Avustralya’daki lojistik limanlardaki işçiler saldırgan ve sert tavırlarıyla birçok defa haberlere çıkmışlar. Limanların bazı kısımlarını aylarca kapatmalarından sıkılan ilgili firma ise otomatik liman sistemi getirmiş ve sahil sendikasıyla karşı karşıya gelmiş. İşçilerin bu tür illegal yapılanmaları sonucunda ortaya çıkan zıtlaşma uzun bir süre devam etmiş ve sonunda firma binlerce kişiyi kovma seçeneğini kullanmış. Nihayetinde anlaşmaya varılmış ve bu grev ve lokavtların kazananı firma ve otomasyon olmuş.

İşgücü fiyatlaması ve örgütsel güç ilişkileri haricinde bazı işler doğaları gereği insansız olamamakta, insanı kaçınılmaz yapmaktadır. Bu tür işlerden insan unsurunu çıkardığınızda iş sekteye uğramaktadır. Bir örnek çağrı merkezi çalışanlarıdır. 1990’lardan itibaren çağrı merkezlerinin tamamen bilgisayarlaşacaklarını düşünenler büyük bir yanılgıya düştüler çünkü müşteriler telefonun diğer ucunda canlı kanlı biri olsun istemektedirler. Çağrı merkezlerinde insan unsuru hala önemli ancak zaman içinde gerek maaş gerekse iş koşullarının berbatlaştığını da söylemek gerek.

Diğer örnek koronavirüs salgınından önce önemli ulaşım araçlarımızdan biri olan uçakların pilotlarıyla ilgilidir. Bu meslekte son 20 yılda muazzam derecede bilgisayarlaşma gerçekleşmiştir. Pilotlar uçuş yönetim sistemleri sayesinde yalnızca uçağın kaldırılıp indirilme aşamasında kontrolü ele almaktadırlar. Bu da iç hatlarda gerçekleşen bir seferin -örneğin 2 saat 15 dakika ile en uzun sefer olan İstanbul-Hakkari seferinin- sadece %5’i etmekte. Sektörün önemli firmalarından Boeing’e göre bu %5’lik dilimin otomasyona geçmesi de mümkün ve yalnızca sertifikasyon prosedürleri ile regülasyonları gerektirmekte. Ancak bu son hamle gerçekleştirilemiyor çünkü insanlar pilotsuz uçuşun konforlu olmadığını düşünmektedirler.

Dijitalleşmenin tek başına önemli olmadığını gösteren sınırlı otomasyon kavramına bakarak çalışma kurumunun daha da pekişeceği söylenebilir. Örneğin kelime işlemcileri 1970’lerde ilk defa çıktığında üstün niteliklerine rağmen sekreterlerin ve yazman gruplarının yerine geçmedi. Bu işlerin idare destek merkezleri olacağı düşünülse de bu türden bir değişiklik olmadı ancak iş özerkliğinin düşmesi ve rollerinin ölçülebilir performans ölçütlerine göre yeniden yapılandırılması sekreterliğin cazibesini gitgide azattı. PC ve emaillerin yaygınlaşması sonucunda ise firmalarda yazman grupları kayboldu, ilgili işler diğer çalışanlara yüklendi. Günümüzde ise ofis çalışanları yoğun bir şekilde dijital iletişim araçlarını kullanmaktadır.

Peki sınırlı otomasyon post endüstriyel ekonomilerdeki istihdam yapısını nasıl etkiledi? Kitlelerin işsiz kalmasının mevzu bahis olmayacağını belirtmiştim. Ayrıca teknolojik ilerlemenin, çalışanları uzman bilgi işçilerine dönüştürerek beceri devrimi yapacağı söylemi de artık karşılık bulamıyor. Görülen o ki robotik ve dijitalleşme örgütsel kuvvetlerle kesişerek üç farklı iş şablonu ortaya çıkardı: yüksek beceri gerektiren, elit işler; yarı otomatik işler ve otomasyona değer görülmeyen işler.

İlk gruptaki kişiler yönetsel sorumluluklarla harmanlanmış teknolojik uzmanlıklara sahiptirler. Finans sektöründeki üst yöneticiler, girişimciler ve medikal uzmanlar gibi. Bu kişilerin en önemli özellikleri yeni çıkan robotik teknolojileri denetlemeleri ve yönetmeleridir. Kendilerini mekanizasyon tehdidinden korumak için ise güçlü paydaşlarla işbirlikleri oluşturmaktadırlar. Hiyerarşideki bu korunaklı rollere ulaşmada sınıfsal arkaplanın büyük bir faktör olduğu gözlenmektedir.

Yarı otomatik iş grubu birçok farklı işi bünyesinde barındırmaktadır. Bir ucunda pilotlar, mühendisler, doktorlar vb., diğer ucunda ise çağrı merkezi çalışanları, ödeme yardımcıları vb., skalanın ortasında ise akademisyenler, yönetim kademesindeki çalışanlar, oyun tasarımcıları vb. yer almaktadır. Bu işlere olan talep ve beceri düzeyi alt kategoriler arasında salınmalar meydana getirmektedir. Bu yüzden de uzmanlıkları geliştirecek faaliyetlerde bulunulmaktadır (piyasaya yeni işgücü girişlerini kısıtlamak için). Ancak yine de teknolojinin yaygınlaşması, işlerindeki insan unsurunun az beceri gerektirmesi ve sendika ile sertifikasyon kurumlarıyla ilişkili yapay kıtlığın piyasalardan kaldırılması bu kategorideki işleri olumsuz etkilemektedir.

Ekonomik koşulların dikte ettiği otomasyona değer görülmeyen işler kategorisinde ise şoförler, garsonlar, çiftçiler vb. bulunmaktadır ve bu tür işlere tam otomasyon getirmenin bir mantığı yoktur. Ayrıca 1980’lerden beri yaşanan küresel deregülasyon doğrudan ya da dolaylı olarak becerisiz ve yarı becerili işgücünün fiyatını kontrol etmektedir. Bu yüzden de yeni uluslararası işbölümü için bu kategori önemlidir.

Sınırlı otomasyon kavramını geliştiren Fleming, sınırlı otomasyonun mevcut negatif etkilerine nasıl karşı konulacağını da açıklamaktadır. Öncelikle işçilerin becerilerini korumak için daha fazlası yapılmalıdır. Böylelikle yeni teknolojilerin onların pazarlık güçlerini eritmeleri önlenebilecektir. Sonrasında geçici sözleşmeler, kendini istihdam ve uberleşme gibi işçilerin bireyselleşmesi engellenmelidir çünkü bunlar çalışanların kolektif güçlerini ciddi şekilde yıkıma uğratmakta, robotiğe daha kırılgan bir hale getirmektedir. Son olarak çalışma kurumunun merkeziyeti azaltılmalıdır. Bunun için evrensel temel gelir ve üç işgünü bulunan hafta modeli gibi girişimlerde bulunulabilir. Bu sayede insanların bilgisayarlaşmayla ilgili kaprisli işgücü piyasasının işlerine de dayanma mecburiyetleri kalmayacaktır.

Başlıktaki soruya dönersek evet robot imam geliştirilebilir ve tanıtılabilir. Bu tip insanımsı imamların tanıtılması günümüz teknolojik imkanlarıyla bile pek zor gözükmemektedir. Ancak önemli olun toplum nezdinde kabul edilmesi. İşte burada da sınırlı otomasyon kavramı devreye girmektedir. Robotik ve dijitalleşme konularındaki tartışmalar ilgili robotun kendi kendine başarılı olmasından geniş ve sistematik örgütsel kullanımına atlamaktadır. Halbuki bu süreçte işgücü fiyatlaması, örgütsel güç ilişkileri ve işin doğası faktörleri etkili olmaktır. Bu faktörleri düşününce en azından kısa vadede geliştirilecek robot imamların yaygınlaşmasının zor olduğu görülmektedir.

Yapay Zeka ve Robotlar: İnsanlar Robot İmamları Görecekler Mi?
Etiketlendi:                 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir