Etkilenenler Yaklaşımıyla Ahlaki Karar Alma

Etkilenenler Yaklaşımıyla Ahlaki Karar Alma

İşletmeler varlıklarını devam ettirirken sadece ekonomik sorumluluk ve amaçla değil, sosyal sorumluluk ile de hareket etmelidir. Bu hareket biçiminin hangi ahlak ve etik anlayışla biçimleneceği, neyi önceleyeceği, neyi göz ardı edeceği geçmişten bugüne tartışılmaktadır.

Bu tartışmalar işletmelerle ilgili üç görüş ekseninde devam etmektedir. Birinci görüş işletmelerin bir kişilik ve vicdanının olmadığını, dolayısıyla da sadece hissedarlarına karşı sorumlu olduğunu savunmaktadır. İkinci görüş işletmeleri vicdana sahip bir bireye benzetmekte, etkilenenlere karşı bir etik kurum gibi davranmasını söylemektedir. Üçüncü görüş ise ilk iki görüşün bir uzlaşısı olarak konum almakta ve işletmeleri sosyal ve ekonomik bir etkilenen olarak görmektedir.

İşletmeleri kişilik ve vicdandan ayırarak sadece kar amaçlı kuruluşlar olarak niteleyen görüş, etik sorumlulukla hareket etmeyi yok saymaktadır. Bu sebeple faydacılık temelli bir anlayış olduğu görülmektedir.

Bu görüşü Adam Smith, Thomas Hobbes, John Locke, Milton Friedman gibi çeşitli düşünürler savunmuşlardır. Adam Smith görünmez bir elin varlığından bahsederken, ekonomik amaçlı işletmeleri etik dışı kurumlar olarak görmüştür ve sosyal sorumluluğu hükümetlerin üzerine atmıştır. Hobbes ve Locke işletmelerin işletme sahipleri, hissedarlar ve kar elde etme kapasitesini arttıracak gruplarla ilgilenmesi gerektiğini söylemişlerdir. İşletmenin kar etmesi toplumun kar etmesini de sağlayacaktır görüşü bu iki düşünürde hakimdir. Friedman ise işletmelerin tek sosyal sorumluluğu olduğunu, bunun da serbest piyasa düzeninin belirlediği oyunu kurallarına göre oynamak olduğunu belirtmiştir. Friedman’a göre oyunun kuralları müdahale ve sahtekarlığın olmaması gerektiği özgür ve açık rekabettir.

İkinci görüş ise işletmeleri bir birey olarak görmekte ve onların etik, yasal ve sosyal sorumlu olarak davranmasını önermektedir. Etik standartlara göre geliştirilecek davranışlar ile işletmeler iyi bir vatandaş olmalıdır.

Bu görüşü savunan Peter French’e göre işletmelerin iç karar mekanizmaları vardır. Bu mekanizmaları bireyler yürütmektedir ve belirli ekonomik amaçlar izlenmektedir. Bireysel hareketlerin kolektif davranışa dönüşmesi yönüyle işletmeler etik sorumluluk sahibi olmalıdır.

Bu görüş sadece bireyleri ön plana çıkardığı için defolu olarak görülmektedir. Uygulamada işletme ister sadece üst yönetim düzeyinde ister kolektif bir düzeyde karar alsın, bu karar çeşitli politik ve paydaş grupları tarafında etkilenmektedir.

Üçüncü görüş ise işletmelerin değer ürettiği kurumlar ile karşılıklı bir ilişki içerisinde olduğunu savunmaktadır. Etkilenenler yaklaşımı olarak da bilinen bu görüş kâr amaçlı organizasyonları birey ve grupların bir işbirliği olarak yasal bir varlık olarak görmektedir. Dolayısıyla evet işletme ekonomik amaçlarla kurulmuştur ancak yaşamını devam ettirebilmesi için devlet, müşteriler, tedarikçiler ve çalışanların içinde bulunduğu çevrelerdeki talepleri de göz önüne almak zorundadır. Bu yönüyle yeni kurumsal teorinin teziyle de doğru orantılı olduğu görülür.

Etkilenenler yaklaşımı belli bir etik prensibi desteklemez. Ne teleolojik, deontolojik ve erdem gibi normatif teoriler; ne de tanımlayıcı ve meta-etik gibi normatif olmayan teoriler etkilenenler yaklaşımı için belirleyici değildir. Bunun yerine işletmelerin fayda-maliyet analizini yaparken, etkilenenlerin yasal haklarını ve etik standartları (doğruluk, dürüstlük gibi) da göz önünden bulundurmaları gerektiğini söyler. Ayrıca ikinci görüşe zıt düşerek işletmelerin bireylere benzemediğini çünkü ömürlerinin daha fazla olduğunu ve planları içinde gelecek neslin olduğunu belirtmektedir.

Bu yaklaşım sosyal sözleşme kavramıyla da doğrudan ilişkilidir. Etkilenenler arasında güven ve bağlılığın olması gerekliliği, çok katmanlı toplumlarda faaliyet gösteren işletmeler için özellikle önemli hale gelmektedir. Sosyal sözleşmeyle paralel olarak sözleşmeye dayanan etik kavramı da etkilenenler yaklaşımı çerçevesinde kullanılmaktadır. Özetle etkilenenler yaklaşımı işletmelerin kâr elde etmesi için hem yasal ve ekonomik çevreyi ilgilendiren yükümlülükleri hem de etik ve sosyal yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini ifade etmektedir.

İşletmeler için temelde iki önemli prensip vardır. Bunlardan ilki yapması gerekenleri ve yapabileceklerini belirtmesi olup, ikincisi ise minimum etik standartları çevresinde ürün ve hizmetlerini müşterileriyle buluşturmasıdır.

İşletmeler sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmek isterler ancak nasıl yapacakları hususunda sistematik bir çerçeveye ihtiyaç duyabilirler. İşletmelerin etkilenenlerin tümüyle etik yapı oluşturabilmeleri için izleyebileceği temel ilkeler şunlardır:

  • Öncelikle yöneticiler işletmelerini toplumsal kaynakların vekili olarak görmelidirler. Böyle bir sosyal rolle tüm etkilenenlere hizmet sağlanabilecektir.
  • Toplumdan alınan girdilerin ve kamuoyunu ilgilendiren faaliyetlerin bilgilendirmesini açık bir sistem ile yapmalıdır.
  • Yapılan işletme faaliyetlerinin sadece teknik ve ekonomik maliyetine değil topluma yansıyan etkilerine ve sosyal maliyetlere de bakılmalıdır.
  • Bu faaliyetler ile ürün ve hizmet üretiminin sosyal maliyeti, oluşacak tüketimin toplum üzerindeki etkilerini karşılayacak şekilde ücretlendirilmelidir.
  • Son olarak ise işletmeler temel toplumsal beklentileri içeren etkinlikler için bir birey gibi hareket etmelidirler.

Son olarak işletmeler özellikle stratejik yönetim sürecinde kararlar alırken etik ve ahlaki prensiplere uymalıdırlar. Etkilenenler yaklaşımını tam anlamıyla pratiğe döken stratejik liderler, toplum için en iyi olabilecek koşulların oluşmasında etkili olacaklardır.

Etkilenenler Yaklaşımıyla Ahlaki Karar Alma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir