Sosyal Sorumluluk ve Organizasyonlar

Sosyal Sorumluluk ve Organizasyonlar

Sosyal sorumluluk konusu, iş dünyasında yaşanan olumsuz gelişmeler ve bunların sonuçlarının insan ve çevre sağlığını ciddi şekilde tehdit etmesi sonucunda organizasyonlar için önemli hale gelmiştir. Özellikle büyük organizasyonlar kurumsal sosyal sorumluluk çerçevesinde bu konuya eğilmişlerdir.

Organizasyonlarda sosyal sorumluluk konusuna girmeden önce sorumluluk kavramının açıklanması gerekmektedir. Sorumluluk kişinin veya organizasyonun kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren (kendiyle ilgili) herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi yani mesuliyet olarak tanımlanabilir. Bu açıdan bakıldığında geriye doğru sorumluk ile ileriye doğru sorumluluk türleri olduğu görülmektedir.

Geriye doğru sorumlulukta zamirin her zaman tekil olmasına karşılık, ileriye doğru sorumlulukta zamir çoğul biçimde olabilmektedir. Geriye doğru sorumluluklar genel olup bu sorumluluklarda herkes kendi eyleminden sorumlu iken, ileriye doğru sorumluluklar yetkili konumda olma durumu olarak ifade edilmektedir. Geriye doğru sorumluluklarla ilgili herkesin kendi tercihinden sorumlu olması ve Kuran’da geçen haliyle herkesin yaptıklarına karşılık tutulan bir rehin olması da ifade edilebilir. Ayrıca ileriye doğru sorumluluklarda bir mevki veya makam üstlenildiği için tikellik söz konusu olup, tikel sorumluluk ve yükümlülük olarak da tanımlanabilir.

Sorumluluğa ilişkin bir yargıda bulunurken esas itibariyle üç durumdan söz edilebilmektedir:

  1. Bir kişiye övgüde bulunurken onun sorumluluk sahibi biri olduğu veya sorumlu bir kişi olduğu söylenir. Burada o kişinin karakterine ilişkin ahlaki olarak onaylayıcı bir durumdan söz edilmektedir.
  2. Bir kişi bir eylemi yaptığında veya bir suç işlediğinde bundan sorumlu tutulur.
  3. Bir şey yapılması gerektiği halde yapılmadığında, onu yapması gereken kişi o işten sorumludur denir.

Kısaca bir kişinin sorumluluk üstlenebilmesi için o kişinin akıl, özgür irade ve yetki sahibi olması gerekir. Bireyin sorumluluğu, akli melekelerini yani akıl yetisini kullanma ehliyetine sahip olmasıyla başlar.

Sorumluluk kavramının niyet ve davranışla ilişkisi yukarıda açıklandığı şekildedir. Sorumluluğun diğer boyutunda ise kişinin karakteristik özellikleri ile sorumluluk konusuna ilişkin bilgilenme vardır.

İnsanlar niçin sorumsuzca davranır? Bunun cevabı karakter, bilgiye dayalı nedenler (bilginin miktarı ve niteliği), beklentiye dayalı nedenler ve yargılamaya dayalı nedenler (değer yargıları, bireysel ve kültürel farklılıklar) ile alakalıdır.

Sorumluluk ayrıca ahlak felsefesinin önemli bir köşe taşıdır ve her pozisyon için var olup pratikte her rol için geçerlidir. Tabi bu sorumluluklar kişinin vicdanına da yöneliktir. Vicdan hem kişiyi ahlaki davranışta tutarsızlıktan kurtarır hem de kişinin dışarıdan bir kontrol olmadan da ahlaklı davranmasını sağlar.

Bunun dışında sorumluluk bireysel ve sosyal açılardan da ele alınması gereken bir kavramdır. Öncelikle bireysel sorumluluklar iç ve dış olarak sınıflandırılabilir.

İç sorumluluk kişinin vicdanına karşı sorumluluğudur. Kişinin kendiyle baş başa kaldığında vicdan muhasebesi yapması, vicdanının onu rahatlatması veya rahatsız etmesi iç sorumluluğunun çalıştığının göstergesidir.

Dış sorumluluk ise sınırları kanun ve hukuk normlarıyla çizilmiş sorumluluklar yanında sosyal normlarla da ilişkilidir. Bu iki sorumluluk herhangi bir durumda kendisinden bekleneni yapmayan kişi için vardır. Burada beklenen davranış ve tercih kavramları etkilidir.

Bireysel sorumluluklar kişinin öncelikle maddi ve manevi değerlerini başka bir deyişle beden ve ruh sağlığını koruma sorumluluğunu kendisine yükler. Çünkü bunlar olmadan diğer sorumlulukların yerine getirilmesi çok zordur.

İnsan küçük veya büyük, biçimsel veya biçimsel olmayan örgütler veya sosyal gruplar içinde yaşar. Dolayısıyla bireysel sorumlulukların tamamının sosyal bir boyutu da vardır. Bireysel sorumluluğun kişinin yakın çevresini kapsamaya başladığı nokta bireyin sosyal sorumluluğunun başlangıcı olarak kabul edilir.

Bireysel ve sosyal sorumluluklarla beraber görev sorumluluğu ve yönetsel sorumluluğu kavramlarını da belirtmekte fayda vardır. Görev sorumluluğu herhangi bir görevi yerine getiren kişinin bireysel sorumluluğunun yanında hem görev icabı rol sorumluluğunun hem de sorumluluk alanındaki diğer bireysel sorumlulukların üstlenilmesini gerektirir. Yönetsel sorumluluk ise yöneticilerin özel yaşam, ekonomik ilişkiler, liderlik bilinci ve toplum üyesi olarak sosyallik alanlarında gösterdikleri sorumluluklardır.

Bütün bu sorumluluk açıklamalarından sonra işletmelerin asıl sorumlulukları pazarın ihtiyaçlarını istek ve beklentilere uygun olarak karlı ve verimli bir şekilde karşılamalarıdır. İşletmeyi sosyal bir kurum sayan anlayışa göre işletmeler; toplumun sosyal, ekonomik ve politik gereksinimlerine cevap verme ve sosyal sorunlarını çözmesine yardım etmek için çok geniş bir işlev ve görev yükümlülüğü altındadırlar.

İşletmelerin temel sorumluluklarına dair içe ve dışa yönelik, birincil ve ikincil ve çeşitli paydaşlara yönelik sınıflandırmalar yapılmış olsa da en etkili olanı ekonomik, yasal, ahlaki ve gönüllü sorumluluklardır.

Ekonomik sorumluluklar arasında müşteri ihtiyaçlarını karşılamak, verimlilik, etkinlik ve karlılık; yasal sorumluluklar arasında yasalara ve ilgili mevzuata uymak, rekabetin kurallarına göre davranmak; ahlaki sorumluluklarda ahlaki değerlere uyum ve sosyo-kültürel normlara özen; gönüllü sorumluluklar arasında ise toplumsal sorunların çözümüne gönüllü katılım ve hayat standartları ve yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı yapma gösterilebilir.

İşletme eğer ki ekonomik ve yasal sorumluluklarını yerine getirmiyorsa, getireceği ahlaki ve gönüllü sorumluluklar bir gösteriş ve reklam aracı olarak görülebilecektir. Bu sebeple işletmelerin sorumlulukları sosyal açıdan genelleştirilip değerlendirilmektedir.

İşletme faaliyetleri ile bunların sonuçlarının artan sayıda çıkar grubunu etkilemeye başlamış olması ve bu faaliyetlerin çıkar gruplarını artan ölçüde etkiler hale gelmesi işletmelerin sosyal sorumluluklarının daha fazla ön plana çıkmasına yol açmıştır.

Sosyal sorumluluk kısaca bir işletmenin kendini toplum için yükümlü hissetmesidir. İşletme bu bakış açısıyla toplum üzerindeki olumlu etkilerini maksimum, olumsuz etkilerini ise minimum yapmalıdır.

İşletmelerin sosyal sorumluluklarıyla ilgili yaklaşımlar klasik ve modern yaklaşım olarak gruplandırılmaktadır. Klasik yaklaşım Milton Friedman tarafından geliştirildiği için Friedman yaklaşımı olarak da bilinmektedir. Bu yaklaşım özellikle Adam Smith’in kar maksimizasyonu ve görünmez elin piyasayı düzenlemesi ilkelerinden faydalanmıştır. Bu yaklaşımda sosyal sorumluluk şudur: Yönetim pay sahiplerinin kârlarını ve uzun vadeli çıkarlarını maksimize etmelidir. Yöneticiler bu şekilde hareket ederek pazar değerini yükseltecek, rekabeti geliştirecek ve bu yolla toplumsal refahı arttırmaya katkıda bulunmuş olacaktır.

Modern yaklaşım ise işletmelere örgütsel amaçların çok ötesinde toplumsal amaçlar da yüklemeye çalışmaktadır. Bu yaklaşımın gelişmesinde artan çevre kirliliği ve sorunları ile bunlara karşı duyarlılıklar etkili olmuştur. Diğer adı iş döngüsü yaklaşımı olan modern yaklaşımda karlılık kadar kamu çıkarlarına hizmet edilmesi gerektiği de düşünülmektedir.

İşletmelerin sosyal sorumluluklarına dair lehte ve aleyhte görüşler bulunmaktadır. Lehteki görüşler;

  • Kamu beklentilerinin değişmesi,
  • Daha iyi bir işletme çevresi,
  • Kamu imajı,
  • Devlet düzenlemelerinden kaçınma,
  • Sosyo-kültürel normlar,
  • Sorumluluğun yetki ile dengelenmesi,
  • İşletmenin kaynaklara sahip olması, şeklinde sıralanabilir.

Bunlara ek olarak sosyal sorunları ortaya çıktıktan sonra tedavi etmektense önceden önlemenin daha iyi olacağı ve “sorunlar kâra dönüştürülebilir” yönündeki anlayışlar da işletmenin sosyal sorumluluklarının lehindeki görüşlerdendir.

Bu lehteki görüşlerin aksine bazıları ise işletmelerin sosyal sorumluluklarına aleyhte görüş belirtmektedirler ve bu görüşlerde genel olarak klasik yaklaşım hâkimdir. Bu aleyhteki görüşler ise;

  • Kârın maksimizasyonu asıldır,
  • Sosyal sorumluluk işletme için maliyet etkenidir,
  • Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin bedelini toplum ödemelidir,
  • İşletmelere sosyal yeteneklere sahip değildir,
  • İşletmenin esas amacını aksatır,
  • Sosyal sorunlardan işletmeler sorumlu değildir, olarak ön plana çıkmaktadır.

Özet olarak işletmeler kâr elde etmek için kurulsalar da günümüzde çeşitli paydaş baskıları sonucu kendilerinde sosyal sorumluk da görmektedirler. İşletmeler sosyal sorumlulukları ile stratejik yönetim faaliyetlerini bütünleştirmeli ve yönetim kurullarının işlevlerini sosyal sorumluluk bilinciyle yerine getirmesini sağlamalıdır. Son olarak kamu organizasyonları başta olmak üzere bütün paydaşlarının çıkarlarını gözetmelidir.

Sosyal Sorumluluk ve Organizasyonlar
Etiketlendi:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir