Küresel Pazarlamada Kültürel, Politik ve Teknolojik Çevre

Küresel Pazarlamada Kültürel, Politik ve Teknolojik Çevre

İşletmeler küresel pazarlama faaliyetlerine başlamadan önce çeşitli çevresel unsurları incelemelidir. Bu çevresel unsurlar ekonomik, demografik, kültürel, politik ve teknolojik olabilmektedir.

Ekonomik ve demografik çevrenin küresel pazarlamaya etkilerini “Küresel Pazarlama, Uluslararası Ticaret ve Ticaret Blokları” adlı yazıda belirtmiştim. Bu yazıda ise diğer çevre unsurlarının özelliklerinden bahsedeceğim.

Kültürel çevre unsurları ürün dizaynı, fiyatlama stratejileri, reklam mesajları gibi birçok konuda pazarlama faaliyetleriyle iç içedir. Küreselleşmenin artık her alanda hissedildiği günümüzde kültür hala farklı özellikler sergilemektedir.

Kültür bir toplumdaki öğrenilmiş ve paylaşılmış değerler bütünüdür. Aynı zamanda kültür o toplumdaki insanların davranış, tutum ve algılama şekillerini etkiler.

Her toplumda görülen kültürün belli başlı özellikleri vardır:

  • Kültür toplumdaki bireylerce paylaşılır.
  • Kültür sosyalleşme ve benimseme yollarıyla öğrenilir.
  • Kültür aile ve sosyal kurumlar aracılığıyla kuşaktan kuşağa geçer.
  • Kültür genellikle zamana yayılı ve yavaş değişimler gösterir, dinamiktir.
  • Kültür etkileşimler sonucu adapte edilebilir.

Kültürler, içerisinde yaşam tarzı, dil, uyruk, din, ırk gibi özellikler bazında daha homojen özellikler gösteren alt kültürler barındırabilir.

Kültür kavramı dil, din, teknoloji, materyal kültür, estetik, sosyal organizasyon, eğitim, değerler, tutumlar vb. değişik unsurların ilişki ve etkileşimi sonucu meydana gelmektedir.

Küresel pazarlama açısından bazı ülkelerin homojen bazı ülkelerin heterojen dil yapısına sahip olması dikkate alınmalıdır. Dil kavramının sadece yazı diliyle değil aynı zamanda sözlü ve beden diliyle ilişkili olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca marka isimleri seçiminde de göz önünde bulundurulmalıdır. Fakir markasının Türkiye’de nasıl algılandığı çok açıktır.

Din tabular, batıl inançlar, renkler, felsefi sistemler ve kurallar gibi kültürel nosyonları içerir. Ayrıca hükümetler üzerinde etkili olabilmektedir. Bu da tüketim alışkanlıklarını etkileyebilmektedir.

Estetik değerler ürün dizaynında etkili olmaktadır. Renkler ve güzellik kavramı her kültürde farklı olabilmektedir.

Sosyal yapılar, aile, kadın ve erkeğin toplumdaki rolünü içinde barındıran sosyal organizasyon, her kültürde farklı satın alma davranışı sergileyebilir.

Kültürler yüksek ve düşük bağlamlı kültürler diye sınıflandırılabilir. Yüksek bağlamlı kültürlerde;

  • İmalar hakimdir. Düşünceler açık şekilde ifade edilmez. Kelimeler yerine beden dili önemlidir.
  • Avukatların önemi azdır.
  • Kişinin sözü kendisini bağlar.
  • Konuşma mesafesi çok yakındır.
  • Müzakereler uzun sürmekte, taraflar birbirlerini tartmaktadır.
  • Yemek yeme sosyal bir olay olarak görülür.
  • Zaman bilinci esnek ve görecelidir.
  • Genişletilmiş aileler vardır ve yaşlılar önemlidir.
  • Çalışma şekli ilişki yönlüdür.

Düşük bağlamlı kültürlerde ise;

  • Avukatlar çok önemlidir.
  • Bireylerin sözüne güvenilmez, yazılı güvence alma yaygındır.
  • Bireylerin konuşma mesafesi belirlidir.
  • Müzakereler kısa sürelidir.
  • Yemek yeme zorunluluk olarak görülür.
  • Zaman bilinci net ve doğrusaldır.
  • Çekirdek aileler yoğundur.
  • Çalışma biçimleri anlaşma odaklıdır.

Küresel pazarlama faaliyetlerinde en yaygın hata kendini referans alarak karar alınmasıdır. Kararlar kendi değer yargılarına ve kültürlerine göre alındıktan sonra diğer kültürün değer ve anlayış farklılıkları da göz önüne alınıp uyumsuzluklar varsa giderilmelidir.

Kültürü Geert Hofstede beş boyutta açıklamıştır. Bu boyutların her biri sonucu alt kültürler ortaya çıkmaktadır: Bireysellik – Kolektivizm, Güç Uzaklığı, Erillik – Dişilik, Belirsizlikten Kaçınma, Kısa ve Uzun Vadeye Dönüklük.

Politik çevre küresel pazarlama ile uğraşan işletmelerin incelemesi gereken diğer çevredir. İşletmeler öncelikle kendi ülkesinin politik çevresinden, sonra girilen ülkenin politik çevresinden ve son olarak genel uluslararası çevreden etkilenir. Misal olarak belirli ülkelere ambargo koyulması, boykot uygulaması, ihracat kotası vb. hükümetin işletmeleri kısıtlayabileceği faaliyetlerdir.

Bu üç politik çevre dinamiktir. Zaman bağlı olarak farklılıklar sergileyebilir. Bu yüzden belirli periyotlarda yeniden değerlendirilmelidir.

Politik sistemler genel olarak üç kategoride toplanabilir. Totaliter rejimlerde hükümetlerin kamu ve özel sektör üzerinde kontrolü hâkimdir. Genellikler bir diktatör veya bir siyasi partinin mevcut olduğu bu sistemde, eleştiriler engellenmiş, kolluk kuvvetlerinin baskısı yüksek ve antidemokratik bir devlet yapısı vardır.

Sosyalizmde özel mülkiyetten ziyade ortak mülkiyet ön plandadır. Liberalizm karşıtı bir söylem hâkimdir.

Demokraside ise özel mülkiyet koruma altına alınır. Hükümet müdahalesi yok denecek kadar azdır. Milli güvenlik, altyapı yatırımları devletin ilgilendiği nadir alanlardır.

İşletmeler girdikleri ülkelerde politik riski azaltmak için hükümetleri kendi lehlerine çevirmek için lobi faaliyetleri yaparlar ve rüşvet yöntemini kullanabilirler. Tabi ülkenin yolsuzluk algısı endeksinde kaçıncı sırada olduğu önemlidir.

Politik riskin azaltılmasında ayrıca müşteriler, çalışanlar ve yerel halkın pozitif tutumlarının kazanılması etkili olabilmektedir. Bu önlemler alınarak işletmelerin mülkiyetleri, faaliyetleri ve fon transferleri korunmuş olur.

Politik risk oluşturabilecek faktörler çok çeşitli olabilmektedir. Fiyat kontrolleri, ithalat kısıtlamaları, ambargo, vergi kontrolleri, yerel içerik kısıtlamaları, savaş, terörizm, işgücü kısıtlamaları, döviz kontrolleri, hükümet değişikliği, pazar kontrolü, yerelleştirme, millileştirme ve el koyma bu faktörler arasındadır.

İşletmeler politik riskleri analiz etmek için çoğunlukla girilecek ülkeye bölge turu düzenleyebilir, tecrübeli danışmanların bilgisine başvurabilir, delphi tekniğini kullanabilir veya gelişmiş kantitatif yöntemlerden yararlanabilirler.

İncelenmesi gereken bir çevre de teknolojik çevredir. E-ticaretin ve elektronik veri değişimi gibi teknolojik girişimlerin artmasıyla teknolojik çevre daha da dinamik bir hale dönüşmüştür.

Teknolojik çevre de izlenmesi gereken iki unsur vardır: Ar-Ge yatırımları ve inovasyonların dış pazarlara yayılması durumu.

Bu konuda girilecek ülkelerin toplam Ar-Ge harcamaları ve inovasyon endeksindeki konumları işletmelere yardımcı olabilmektedir.

Ar-Ge ülkenin rekabet gücünü, ihracat kapasitesini ve ekonomik büyüme hızını arttırır. Bu yüzden önemlidir.

Bazı durumlarda inovasyonlar dış pazarlarda çok yavaş kabul görür. Kültürel direnme, inovasyonların karmaşık olması, ürünün cinsi ve ekonomik çevre faktörleri temel nedenlerdendir.

İnovasyon sonucu ortaya çıkan yeni ürünlerin dış pazarlarda kabul görme süreci; haberdar olma, ilgi duyma, değerlendirme, deneme ve benimseme şeklindedir.

İşletmenin ürünleri;

  1. Pazardaki mevcut ürünlere kıyasla üstün,
  2. Yerel gelenek ve alışkanlıklara uygun,
  3. Küçük parçalara bölünebilir ve denenebilir,
  4. Herkes tarafından gözlemlenebilir,
  5. Ve mümkün ölçüde basit, olurlarsa dış pazarlarda kabul görme hızları artabilecektir.

Özetle küresel pazarlarda faaliyet gösterecek işletmeler ekonomik ve demografik çevre unsurlarına ek olarak kültürel, politik ve teknolojik çevre unsurlarını yeterince analiz edip, buna göre hareket ederlerse rekabet etmeleri kolaylaşacaktır.

Küresel Pazarlamada Kültürel, Politik ve Teknolojik Çevre

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir