Carnegie Okulu ve İşletme Yönetimine Katkıları

Carnegie Okulu ve İşletme Yönetimine Katkıları

Aslında bu yazının başlığı içeriği yansıtmakla beraber, işin aslının sadece bir yönünü ele almaktadır. Yine de bu konuda daha önce yazılmış hiçbir Türkçe metine rastlamamış olmam (davranışsal ekonomi üzerine hazırlanmış bir yüksek lisans tezi içerisinde yer alan üçüncü derece alt başlık haricinde!) bu yazı fikrinin oluşmasını sağlamış ve büyük bir motivasyon meydana getirmiştir.

Başlığı belirlerken uzun müddet ekol-okul ikileminde kaldığım Carnegie Okulu (ikisi eşanlamlı olmakla beraber ekol Fransızcadaki orijinali olan école’e daha yakındır ve bence daha bilimsel bir çağrışım yapmaktadır) temelleri 1950-1960’lı yıllarda atılan bir entelektüel harekettir. Bu hareket içerisinde Herbert Simon, Richard Cyert ve James March bulunmaktadır.

O yıllarda adı Carnegie Institute of Technology olan Carnegie Mellon University bu okulun oluştuğu ve çığır açan görüşlerin temellendirildiği kitapların hazırlandığı yerdir. Kitaplar diyorum çünkü Carnegie Okulu’nun yukarıda sayılan üç önemli ismi kaleme aldıkları üç kitapla hareketin günümüze kadar dallanarak gelmesini sağlamıştır.

1947 yılında Herbert Simon tarafından yazılan Administrative Behavior: a Study of Decision-Making Processes in Administrative Organization (şimdilerde Yönetsel Davranış adıyla çeviri sürecinde olması oldukça sevindirici), 1958 yılında James March ve Herbert Simon tarafından yazılan Organizations (bir dönem Türkçeye de kazandırılmış ancak şimdi bulmak için sahaf sahaf dolaşmak gerekmekte) ve son olarak 1963 yılında Richard Cyert ve James March’ın birlikte yazdığı A Behavioral Theory of the Firm Carnegie Okulu’nda yer alan fikirlerin açığa vurulduğu kitaplardır.

Bu üç kitap o denli etkili olmuştur ki, basıldıkları günden bu yana ekonomi, psikoloji ve sosyolojinin çeşitli sahalarında yüz bine yakın atıf almıştır. İşte bu sebeple yazıya başlarken Carnegie Okulu’nun işletme yönetimi ve organizasyon konusunun çok ilerisinde bir yere sahip olduğu açıklamasını yaptım.

Böyle uzun bir bilgilendirici girişin ardından Carnegie Okulu’nun ne olduğu ve bugün bildiğimiz yönetim-organizasyon alanına nasıl etkide bulunduğuna gelebiliriz. Öncelikle Carnegie Okulu üç temel öncül üzerinde yükselmektedir. Bu öncüllerden ilkinde Okul’un nihai ve temel çalışma amacı olarak örgütleri görmesi yer almaktadır. İnceleme konusu olarak birey ya da makro çevreden ziyade önemli bir oluşum olarak ifade ettikleri örgütleri belirlemiştir. Etrafınıza baktığınızda göreceksiniz ki toplumsal yaşam örgütlerin varlığından yürümektedir (hastane, kafeterya, üniversite gibi).

Carnegie Okulu’nun ikinci öncülü karar verme olgusunu örgütler üzerindeki perspektifinin odak noktasına oturtmasıdır. Günümüzde yöneticilerin önemli rollerinden biri olarak görülen karar verme ile Okul örgütsel eylem ve sonuçları merkezi odağına almıştır.

Son olarak üçüncü öncül ise (felsefi yönü budur) teori geliştirmede davranışsal gerçekçiliğin meziyetlerine olan inançtır. Bilinçten bağımsız bir davranışsal gerçekliğin üç temel eserde de görülebildiği Carnegie Okulu’nda davranışsal gerçekçilik tarihsel süreç boyunca her zaman görünür ve şeffaf olmuştur.

Carnegie Okulu’nu yıllar boyunca değerli kılan multidisipliner bir yapıda olmasıdır. Eserler kendi dönemlerinin psikoloji teorileri içinde yer alan önemli kavramları bireylerin davranışıyla birleştirerek bir nevi metodolojik bireycilik ilkesini benimserken; öte yandan siyaset bilimi ile sosyolojinin anahtar kavramlarını kullanarak kolektif eylem üzerine önemli bakış açısı getirmiştir. Özellikle çatışan çıkarlar olgusunun bu bakış açısının ürünü olduğu rahatlıkla görülmektedir.

O döneme bakıldığında bireysel düzeyde özellikle bilişsel olmak üzere psikolojik kısıtlamalar oldukça fazlaydı. Belki de bu yüzden Herbert Simon’un ilgisi daha sonra bilişsel psikolojiye (ek olarak yapay zekâya) yönelmişti. Buna ilaveten Simon ekonomik örgütlerin karar verme süreçlerine dair yaptığı öncü çalışmalar ile 1978 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanmıştır. Bu ödül bir anlamda Carnegie Okulu için de ifade edilebilir.

Örgütsel düzeyde ise Okul’un ana ilgisi bireysel ve örgütsel hedefler arasındaki ilişki üzerineydi. Bu yönüyle bireylerin çıkar ve bilişlerini örgütlerin eylem ve kararlarına bağlayan ilk yaklaşım Carnegie Okulu’na aittir. Bireysel ve örgütsel hedefler arasında uzlaşının sağlanması için ise örgütlerin ekonomik, politik ve sosyal mekanizmalar setini üretmesi Okul’un temel varsayımlarından biridir (bu mekanizmalar kusurlu olsa bile).

Carnegie Okulu’nu günümüzde hala önemli yapan, bir bakıma ayakta tutan dört temel sütunu vardır. Daha önce Davranışsal Firma Teorisi adlı yazımın içinde de bazıları bulunan bu sütunlar, Carnegie Okulu’na temeli sağlam bir kimlik kazandırmıştır.

Bu sütunlardan ilki sınırlı rasyonellik kavramıdır. Örgütlerdeki karar vericiler tam rasyonel değillerdir, rasyonelliklerini bilişsel yanlılıklar nedeniyle sınırlıdır. Bu sınırlı rasyonellik sınırlı bireysel bilgi, karar verme çevresi tarafından yol gösterilen seçici dikkat ve eksik tercihlerden türemektedir.

Sınırlı rasyonellik kavramının bir uzantısı olan ve onu kapsayan yetinen (satisficing) kavramından da bahsetmek gerekmektedir. Karar vericilerin seçim davranışı iyi belirlenmiş bir seçim setinin optimizasyonu olarak kesin bir şekilde karakterize edilememektedir. Bu durumda alternatiflerin önceden belirlenmesi de gerekmemektedir, aksine alternatifler tipik bir arama süreciyle keşfedilmektedir. O halde karar vericiler bu örtülü seçim setini optimize etmeyip, çeşitli performans kriterlerinden tatmin oldukları bir alternatifi belirlediklerinde aramayı durdururlar. İşte bu süreçten dolayı karar vericiler yetinen olarak görülmektedirler. (Bu arada satisficing İngilizce satisfy (tatmin etmek) ve suffice (yetmek) kelimelerden türetilmiştir)

Carnegie Okulu’nun ikinci sütunu standart operasyon prosedürleridir. Örgütlerin rutin tabanlı bir davranışla hareket ettikleri düşünülürse, standart pratik, program ve operasyon prosedürleri sınırlı rasyonelliği azaltmaya da yaramaktadır. Ayrıca bu sayede beklentiler, çevresel algılar, düşünülen alternatifler silsilesi ve karar kuralları ile öncülleri dengede tutulabilmektedir.

Üçüncü sütun olarak kendini gösteren uzmanlaşmış karar verme yapılarında, örgütler içsel karar verme ve iletişim yapısının bir biçimiyle beraber kolektif oluşumlar olarak görülmektedir. Bu yapının en temel unsuru ise hiyerarşik otoritenin varlığıdır. Bu konuyla ilgili olarak Carnegie Okulu’nun merkezi teması hem bireysel hem de kolektif (örgütsel) düzeyde bilgi işlemenin rolü olarak görülmektedir.

Örgüt içindeki aktörler arasında dikkat olgusu da önem arz etmektedir. Farklı hedefler ademi merkezi bir örgüt yapısının sonucu oldukça, yapının bir unsuru (görev ve sorumlulukların nasıl dağıtılacağı) yapının diğer unsurunu (dikkati) tamamlayacaktır. İletişim akışları ise örgütün her bir alt birimi yani örgütsel bileşenler arasındaki ademi merkezi dikkati bağlayacaktır.

Carnegie Okulu’nun son sütunu olarak, örgütlerin çatışan çıkarlara, hedeflere ve bilgiye sahip aktör setini kolektif eylemde işbirliği yapmaları için bir araya getirdiği görüşü ifade edilmektedir. Buna göre çatışan taraflar arasındaki işbirliği (bireysel veya kolektif davranışın temelinde yatan varsayımdan ziyade) örgütlerin önemli bir başarısıdır.

Carnegie Okulu ve İşletme Yönetimine Katkıları
Etiketlendi:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir