Davranışsal Firma Teorisi ve Ötesi

Davranışsal Firma Teorisi ve Ötesi

Davranışsal firma teorisi Carnegie okulunun üç sacayağından birisi ve bu okulun yaklaşımının en olgun ürünü. Cyert ve March bu kitabı daha önce yazılan iki kitabın özüne sadık kalarak ve ancak yeni örgütsel konulara değinerek yazmışlardır. Basıldığı yıldan bugüne ise 55 yıl geçmiş. İşte bu yazı bu okulun benimsediği yaklaşımın son ürünü olan davranışsal firma teorisini temeller ve yıllar boyunca etkisi altına aldığı konular itibariyle açıklamaya çalışacaktır.

Öncelikle bu teoriyi bir cümle ile ifade edelim: firmanın kara kutusunu açmak ve birey ve grupları içeren düşük düzey süreçlerin bir sonucu olarak firmanın nasıl davrandığı üzerine ortaya koyulmuş teori ve delilleri toplamak. Bu ifade üzere davranışsal firma teorisinin temelinde yatan kavramlara bakabiliriz.

Simon ne güzel demiş: “Karar verme yönetimin kalbidir. Bundan mütevellid yönetsel teorinin sözcük hazinesi insan seçiminin mantığını ve psikolojisini ortaya koyan bilgiden çıkarılmalıdır. Ayrıca yönetsel teori rasyonelliğin sınırları ve örgütlerin karar veren kişi için bu sınırları etkilediği gerçeği ile ilgilenmelidir.” Zaten bu Carnegie okulunun da buram buram kokan temasıdır: sınırlı rasyonelliğin gerçekçi bir açıklaması örgütlerin davranışsal esasını kavramada önemlidir.

Bu teorinin en önemli temelleri anlaşılacağı üzere bilişseldir. Amaç da zaten baskın ekonomik teorinin dünyaya dayattığı ve tabiî ki çoğunlukla yanlış olan rasyonel insan modelini yontmaktır. Bu sebeple rasyonel eyleyen olarak gösterilen insanların gerçek psikolojilerini yansıtan bir model inşa etmek şart olmuştur. Karar verici konumundaki insanlar mükemmel bilgi eksikliği yaşadıkları ve bu açığı bilgi araştırarak kapatmak zorunda oldukları için onların gösterdikleri eylemler genellikle rasyonel eyleyen modelinin maksimizasyon önermesiyle tutarsızdır. Bu vesileyle geliştirilen bu alternatif görüşün üç temel önermesini ifade etmek gerekir:

1) Yetinme: Bireyler herhangi bir şeyi maksimize etmezler. Aksine yetinirler. Kabaca söylemek gerekirse tatmin edici buldukları ilk alternatifi seçerler. Tatmin edici sayılan nokta arzu düzeyine bağlıdır. Bu da bir yerde önceki performans geçmişi başta olmak üzere bir faktörler setine bağlıdır.

2) Araştırma: Simon’un rasyonelliğin sınırlarını tastamam bilgi ve sonuçları tahmin etme eksikliği olarak tanımladığı üzere; bireyler sınırlı rasyoneldir çünkü onlar mümkün seçim alternatiflerinin ve bu seçimlerin değerlerinin çok az bir kısmını bilirler. Dolayısıyla bilgi ve seçim alternatifleri onlara doğal yoldan ulaşmaz. Bunların araştırılması gerekmektedir. Bunun nedeni hem seçim hem de araştırma ile ilgili konuların birbirlerine yakından bağlı olmasıdır ve ayrıca da karar verme üzerinde temel rolde olmalarıdır. Yetinme sadece mevcut alternatifin seçimi bakımından gerçekleşmez. Tatmin edici bir sonuca erişememe de araştırma sürecini tetikler. Bu bağlamda araştırma doğal olarak problemcidir.

Araştırma süreçleri alternatif tatmin edici beklendiğinde son bulur. Bu yüzden beklentiler de herhangi bir karar süreci için anahtar roldedir. Davranışsal firma teorisinin bu önermesi doğrusal ekstrapolasyon gibi bazı örüntü tanıma değişkenlerine ve beklentiler üzerine umudun etkisine dayanmaktadır. Daha geniş bir bakış açısıyla bireylerin karar sürecinin ilk safhalarında çok kaba beklentiler oluşturmaya eğilimli oldukları, bu yüzden de çoğu alternatifi reddettikleri varsayılmaktadır. Öyleyse onların araştırması birkaç umut vadeden alternatif seçildiği zaman daha rafine bir hale gelecektir.

3) Kurallar, standart işletim prosedürleri ve statüko: Birçok firma kararında olduğu gibi belirsizlik önemli olduğunda ve bu yüzden de tam anlamıyla rasyonel kararlar vermek için gereken bilgi elverişsiz veya elde edilmesi zor olduğunda, bireyler uzak geleceği tahmin etme gereksinimlerini gideren baş etme mekanizmalarına başvururlar. Bu mekanizmalar genellikle planlama prosedürleri veya tahmin etme egzersizleri yerine otomatik kurallar biçimini alırlar. Bu otomatik kurallar (işletmelerdeki standart işletim prosedürleri) bir kriz veya problem sebebiyle -örneğin mevcut performans arzu düzeyinin altında kaldığında- harekete geçirilirler. Kural tabanlı davranışlar deneyimin bilgeliğini çalıştırarak öngörüyü engellerler. Aslına bakılırsa kurallar basit olmaya meyillidir çünkü araştırmayı mevcut belirtinin ve mevcut alternatifin çevresinde olacak şekilde daraltırlar. Bu yüzden de bir neden onun etkisinin yakınında bulunacaktır ve yeni bir çözüm de daha eski bir çözümün yakınında bulunacaktır.

Sonuç olarak sınırlı rasyonellik geçmişten bilgi alan ve şu anda işleyen yani yarı otomatik bir süreç olan bir seçim gösterimine yol açar. Bunda hesaplama ve uzak tahminlerin rolü yoktur. Bireyler ve firmalar problemleri çözen, yerel çevresini araştıran ve statükoyu nadiren ihlal edecek çözümleri benimseyen kural tabanlı eyleyenlerdir.

Bu üç önermeyle beraber ilişkisel şeklinde ifade edilen dört kavram davranışsal firma teorisini bütün hale getirmektedir. Bunlar kısmi çatışma çözümü, belirsizlikten kaçınma, problemci araştırma ve örgütsel öğrenmedir. Şimdi bu ilişkisel kavramları sırasıyla inceleyelim.

Kısmi çatışma çözümü örgütlerin farklı hedefler arasında geçici uzlaşmalar sergileyen koalisyonlar yoluyla farklı hedeflere değinme eğilimidir. Bu koalisyonlar hedef boyutları (örneğin arka çıkma gibi) ile ortak bir şekilde kabul edilebilecek alternatiflerin keşfi arasında bir değiş tokuşu içerebilir. Burada varsayılan eksiksiz hedef tutarlılığına ulaşılamayacağıdır. Operasyonel düzey dışında içsel konsensüs mümkün değildir. Her ne kadar çatışmaların çözümü için prosedürler işletilse de tüm hedeflerin tek bir boyuta indirgenmesi söz konusu olmamaktadır.

İkinci kavram olan belirsizlikten kaçınma kısa vadeli yanıtlara vurgu yapan karar kurallarını seçme ve bu yüzden de çok az miktarda tahmine gereksinim duyma eğilimidir. Bu eğilime birbirine bağımlı aktörlerle koordinasyon yoluyla müzakere edilmiş bir çevre yaratma girişimleri eşlik etmektedir.

Yukarıda da bahsedildiği üzere problemci araştırma performans eksiklerinin üstesinden gelme hedefi ile güdülenmektedir. Bu araştırma ayrıca basit nedensellik modelleriyle yön verilmekte ve örgütsel deneyimler ile bireysel hedeflerce de yanlılaştırılmaktadır.

Son olarak örgütsel öğrenme; araştırma döngüleri ve değişim firmanın hedeflerinin, dikkat kurallarının ve eylemlerin pekiştirilmesi yoluyla araştırma kurallarının uyumuna yol açtığında gerçekleşmektedir. Örgütsel üyelerin eylemlerinin pekiştirilmesi ise onların iyileşmeleri yorumlamaları ile olmaktadır. Görüldüğü üzere bu dört ilişkisel kavram örgütsel eylemlerin davranışsal olarak daha gerçekçi açıklamasını oluşturmak için kullanılmaktadır.

Davranışsal firma teorisinin temellerine ve tabi ilişkisel kavramlarına bir göz attıktan sonra şimdi “ötesi”ne gelebiliriz. Literatüre girdiğinden bu yana o denli geniş bir yelpazede etkisi görülmektedir ki; tamamıyla açıklamak için yüzlerce sayfa olsa gene az gelecektir. Ama biz şimdi konunun nerelere gittiğine dair ufak bir tur yapalım.

Örgütleri açıklamadaki en önemli farkının birey ve grup düzeyindeki bilişle ilgilenmesi yukarıda geçmekteydi. Biliş bilindiği gibi üzere düşünme, deneyim ve duygular aracılığıyla bilgi ve anlayışı elde etme zihinsel süreç veya eylemlerine verilen addır. Hafıza, muhakeme, problem çözme, karar verme bu süreçlere örnek olarak verilebilir. Biliş ile yönetsel ve örgütsel düzeyde oldukça fazla ilgilenilmiştir. Bunlar arasında standart işletim prosedürleri, rutinler, beklentiler ve bilişsel temsiller önemli yer tutmaktadır. Örneğin üst yönetim takımlarının özelliklerinin veya içsel-dışsal bağlamsal faktörlerin karar kurallarından daha az önemli olduğuna değinilmiştir.  Ayrıca davranışsal stratejide bilişsel temsillerinin önemi benzer görevlerde kolaylık sağlar şeklinde gösterilmiştir.

Problemci araştırma ile ilgili olan performans geribildirimi davranışsal firma teorisinin uzantılarından biridir. Örnek olarak arzu düzeyinin altındaki performans değişim oranını arttırmakta ve bu etkiler performansın düzeyine göre değişmektedir. Bir başka örnek ArGe masrafları ve yenilikleri üzerine verilebilir. Üst yönetimin desteğiyle gerçekleşen bu harcamalar örgütsel performans sorunlarına çözümler üretecek araştırma aktivitesi olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu gibi durumlarda bu tip girişimlerin parasal değeri de artmaktadır.

Kısmi çatışma çözümü ve belirsizlikten kaçınma kavramları örgütsel politika ve dikkat konuları üzerinde oldukça büyük tesire sahiptir. Örneğin CEOlarda gücün merkezileşmesi politik davranışlara yol açabilmekte ve gözlemlenen politika da performansı düşürmektedir. Ya da CEO değişimlerinde eski CEOnun yerine firma içerisinden biri gelirse ROA (aktif karlılık oranı) artmakta; dışarıdan biri gelirse ROA düşmektedir. Koalisyonlarla ilgili olarak ise; kurumsal yönetişimde karar verme üzerine yapılan çalışmalarda farklı üyelerin temsil edilmesi halinde koordinasyon, araştırma ve bilgi yaratımı problemlerinin çıkar çatışması, kullanma ve değer dağıtımı problemlerinin üzerinde hâkimiyet kurabileceği gösterilmiştir.

Firmaların çok aktörlü yapılar olarak görülmesiyle birlikte dikkat tabanlı yaklaşım geliştirilmiştir. Burada dikkat sadece örgütsel hedeflerce değil aynı zamanda firmanın biçimsel ve biçimsel olmayan aktörleri, konular, girişimler ve karar verme kanallarınca şekillendirilmektedir. Tabi örgütsel dikkatin anahtar belirleyicisi CEO ve diğer üst düzey yöneticilerdir çünkü en fazla gücü onlar barındırırlar. Ayrıca yönetsel dikkatin rakiplere verilen teknolojik yanıtları, yenilikleri ve sektör ve görev değişikliklerine verilen yanıt hızını etkilediği de belirtilmektedir.

Davranışsal firma teorisinin ilişkisel kavram olarak gördüğü öğrenme ile ilgili de oldukça fazla gelişme kaydedilmiştir. Örneğin örgütlerin dışarıdaki aktörlerle büyük çeşitlilikte bağlarının olmasının fayda sağlayacağı gösterilerek araştırma ile bağların bağlantısı yapılmıştır. Ayrıca bilginin içeriğinin başkalarının deneyimlerinden öğrenmeyi etkilediği de ortaya konulmuştur.

Örgütleri karmaşık uyabilen sistemler olarak gören davranışsal firma teorisi örgütlerin uyumu konusuna da büyük etki yapmıştır. Örneğin örgütsel karar vermeyi açıklaması için geliştirilen çöp kutusu modelinde fırsatlar, problemler, çözümler ve insanların etkileşimleri ve biraz şans ile kararların ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Ayrıca uyabilen mekanizmaların birbirine karşılıklı bağımlılıkları olduğu da yazılmıştır.

Kelimeler ve kelimeleri bir araya getiren dil kişinin tahmin edemeyeceği anlamların çıkmasına neden olabilir. Belki davranışsal firma teorisinin de yazıldığı yıllarda bu kadar büyük etkiye sahip olacağı düşünülmemişti. Ancak çeşitli bilim insanları tarafından sonraki yıllarda yapılan açılımlarla bu teori kabına sığmayıp taşmıştır ve hala da büyümeye (örneğin davranışsal strateji) devam etmektedir.

Davranışsal Firma Teorisi ve Ötesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir