Eleştirel Yönetim Çalışmaları

Eleştirel Yönetim Çalışmaları

Örgüt teorilerinde ilk zamanlarda Amerika kaynaklı ve modernizme dayanan çeşitli teoriler geliştirilmiştir. 1980’li yıllardan itibaren ise geliştirilen eleştirel teori (Critical Theory), tüm sosyal bilimleri etkilediği gibi yönetim ve örgüt teorilerini de etkilemiştir. Bu etkileme sonucunda eleştirel yönetim çalışmaları (critical management studies) yapılmaya başlanmıştır.

Eleştirel teori ve özelde eleştirel sosyal bilim yaklaşımı Karl Marx’a kadar uzanmaktadır ancak bu teorinin kimlik kazanma sürecinde iki önemli gelişme mevcuttur. Birinci gelişme aralarında Max Horkheimer, Theodor Adorno ve Herbert Marcuse gibi kişilerin yer aldığı 1923 yılında kurulan Frankfurt Okulu’dur. Bu okulla gelişen düşünce hareketi ve akımının ekonomi, siyaset bilimi, felsefe, sosyoloji, sanat, psikanaliz vb. çeşitli alanlarda çalışan düşünürler tarafından şekillendirilmesi disiplinler arası bir sosyal teorinin ortaya çıkmasını mümkün kılmıştır. Bu ilk teorisyenlerin ölümünden sonra Jürgen Habermas önderliğindeki ikinci kuşak Frankfurt Okulu eleştirel teorinin ikinci gelişmesini meydana getirmiştir. Bu dönemde teori ile uygulama arasındaki bağlantı probleminin çözümüne odaklanılmıştır.

Eleştirel teorinin en önemli özelliği toplumsal ilişkilerin içerisine yerleşmiş ideolojik yanılsamaları açığa çıkarmaya çalışmasıdır. Bu yönüyle toplumsal olgulara yönelik taraflı ve yanlışlıklar içeren teorileri eleştirel bir çözümlemeye tabi tutar. Toplum içerisindeki mevcut iş bölümü sistemini incelemesi ve sistemsel gizlilikleri veya maskelemeleri sorguya tutması eleştirel teorinin diğer özelliklerindendir.

Eleştirel teoriye göre sosyal bilim maddi dünyanın gerçek yapılarını ortaya çıkarmalıdır. Bunu ise insanların koşulları değiştirmesi ve kendileri adına daha yeni bir dünya oluşturması için yapmalıdır. Bu sebeple de yüzeydeki yanılsamaların ötesine bakmayı sağlayan eleştirel bir sorgulama, teorinin en önemli gayesidir.

Eleştirel teoriye göre toplum insanlardan önce var olmakla beraber, yalnızca insanların aktif katılım göstermeleriyle süreklilik gösterir. İnsanlar toplumu yaratır, toplum insanları etkiler, bu etkileme sonucu insanlar yeniden çeşitli toplumsal yapılar yaratırlar. Ayrıca eleştirel teoriye göre bilginin çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Bilgiye yönelik dönüştürücü bir bakış açısı benimsenmektedir.

Eleştirel teori ve sosyal bilimin etkilediği eleştirel yönetim çalışmaları, ilk olarak aşırı örgütlenme ve bürokratikleşmenin örgütsel ve toplumsal hayat üzerindeki olumsuz etkilerini araştırmıştır. Bu konudaki ilk kitabi çalışmayı 1992 yılında Mats Alvesson ve Hugh Willmott yapmışlardır. Bu kitapta örgütlerde yaygın olan düşünce biçimleri ve uygulamalar doğruluk ve otorite açısından sorgulanmıştır. Temelde modernist yönetim bilimine ve pozitivist yönetim araştırmalarına karşı alternatif arayışları sonucunda ortaya çıkan eleştirel yönetim çalışmaları, 1990’lı yılların ikinci yarısında kabul görmeye başlamıştır.

Eleştirel yönetim çalışmaları örgütlerde sıklıkla kullanılmaya başlanan verimlilik, etkinlik, performans gibi kavram ve uygulamaların teşhir edilmesini amaçlamaktadır. Bu açıdan yönetimi siyasi, ideolojik ve kültürel bir olgu olarak görerek, çalışanlara yani sessiz çoğunluğa söz hakkı verilmesini savunmaktadır. Baskıdan arındırılmış ve fırsat eşitliğinin hâkim olduğu toplum ve örgütler için bilgi üretimi bu yaklaşımda esastır. Örgütler düzeyinde çeşitli saptamalardan yola çıkarak sosyoekonomik sistemlerdeki sosyal adaletsizlikleri ortadan kaldırmak istemektedir.

Eleştirel yönetim çalışmaları feminist, ırkçılık karşıtı, çevre dostu ve emekçi dostu gibi çeşitli eleştirel gruplara kapılarını açarak yönetim uygulamalarının yarattığı tek taraflı ve kar endeksli sistemi sorgulamaktadır. Bu yönüyle örgütsel davranış, insan kaynakları yönetimi, stratejik yönetim, endüstri ilişkileri, küresel pazarlama gibi alanlarda yürütülebilmektedir. Tüm bu alanlarda yürütülen eleştirel çalışmaları ortak yönleri ise şöyledir:

  • Örgütlerin kaçınılmaz olarak gördüğü yönetim hiyerarşisi, aşırı iş yükü, çalışanlar arasındaki yoğun rekabet gibi her konu bu yaklaşımla sorgulanabilir ve değiştirilebilir.
  • Örgütler belli bir kesimin çıkarlarının örgüt içi herkesin ortak çıkarı olarak gösterilmesi yanlıştır. Yönetilen kesim adına daha insancıl gerçekler bulunabilir.
  • İşletmeler için performansın sürekli artırılması önemlidir. Bu sebeple takım çalışması, iş zenginleştirme, kararlara katılımın sağlanması gibi uygulamalar çalışanların kapasite etkinliğini sağlaması için kullanılmaktadır. Eleştirel yaklaşıma göre çalışanlar sadece işletmenin çıkarlarını artıran araçlar olarak görülmemeli ve çalışanlara işletmenin birer üyesi olarak bakılmalıdır.

Geleneksel yönetim uygulamalarında üretim faktörlerinin etkin ve karlı bir şekilde bir araya getirilmesi esas olup, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve çalışanların gelişimi ancak işletme performansını yukarı taşıyacaksa yapılır. Eleştirel yönetim çalışmaları ise bu uygulamaların politik ve ahlaki sonuçları üzerinde düşünüp, sorgular ve faaliyet gösterilen sosyoekonomik yapıyı dönüştürmek için tespitlerde bulunur.

Bununla beraber sanayileşme, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin yanında göz ardı edilen baskı anlayışı eleştirel yönetim çalışmalarının diğer ilgi alanıdır. Baskı ilişkilerinde uzak toplum ve örgütlerin yaratılması ile insanlar ihtiyaçlarını karşılayacak sistemlerin nasıl üretileceğine dair kararlara eşit biçimde katılacaklardır. Oysa dünya doğal, tarafsız ve olması gerektiği gibi algılanırsa, bu baskı ve tahakküm ortamı devam edecektir.

Eleştirel yönetim çalışmaları insanı bir araç olarak gören yönetim uygulamalarına karşı çıkarak, özgürleşme kavramı üzerinde de durmaktadır. Özgürleşme ile örgütlerdeki bireyler kendilerini sosyal ve psikolojik sınırlamalardan kurtaracaklardır. Unutulmamalıdır ki özgürleşme çalışanlara bahşedilen bir hediye değildir.

Eleştirel yönetim çalışmaları örgütlerdeki güç ilişkilerini oldukça önemli bulmaktadır. Örgütler güç ilişkilerinin tekrar tekrar üretildiği yerlerdir. Bireysel ve örgütsel güç hissedilirse sınıf, ırk ve cinsiyet ayrımcılığı gibi çeşitli sosyal eşitsizlikleri doğurabilir. Bu ise demokratik yasalar veya güçlü sosyal hareketlerin ürettiği güç ile bitirilebilir. Eğer bu tür bir güç olmaz ise de farklı olan herkese öteki etiketi yapıştırılır.

Güç üretim araçlarına sahip olamayan ve kararlara hiç katılamayan çalışanların deneyiminde aranmalıdır. Bu nedenle güç kurumsal kaynaklara erişme, örgütsel değerleri meşrulaştırma gibi yetkilerden ziyade, gücün kullanımında saklı kalan yapıların ortaya çıkarılmaya çalışılır.

Eleştirel yaklaşıma göre bilgi ise sosyal olarak inşa edilir ve daha eşitlikçi bir dünyaya ulaşmak ve her türden sömürüyü sona erdirmek için kullanılmalıdır. Geleneksel yönetim ise bilgiyi minimum girdi-maksimum çıktı denkleminde kullanmaktadır.

Eleştirel yönetim çalışmaları,  modernist örgüt teorilerinin geliştirdiği vatandaşlık, bağlılık, sorumluluk, güven gibi kavramları dil açısından da inceler. Bu kavramları mevcut içerikleriyle kavramamamız gerektiğini, tüm tarafları içine alan kapsayıcı bir bakış açısıyla kavramamızı savunur.

Örgütlerdeki her unsurun verimliliğin arttırılması ve daha fazla kâr elde edilmesi için bir araç olarak görülmesinin yıkıcı sonuçlarına işaret eden eleştirel yaklaşım genel olarak şu konuların sorgulanmasını önermektedir:

  • Yaratıcılık ve gelişme nitelikleri eksik olan kısıtlı çalışma ortamları,
  • Bireyler arasında eşitsizlik yaratan sosyal ilişkiler ve ortaya çıkan ayrımcılıklar,
  • Çalışanların sosyal realiteden uzak bir anlayışla denetlenmesi ve tektipleştirilmesi,
  • Ekolojik sistemin zarara uğratılması,
  • Çalışanların, tüketicilerin ve toplumun değer ve ahlaki yargılarının kirletilmesi.

Özetle koşul bağımlılık teorisi ve işlem maliyetleri-vekâlet teorileri gibi örgütsel düzeyde analizler yapan eleştirel yönetim çalışmaları, insan iradesini kaynak bağımlılığı teorisinin yaptığı gibi üstün tutarak örgüt-çevre ilişkisinde iradeci bir tutum takınmaktadır. Ontolojik olarak bizim dışımızda bir gerçekliği savunarak eleştirel gerçekçi, epistemolojik olarak ise anti-pozitivist paradigmalara dayanmaktadır. Eleştirel yönetim çalışmaları, son olarak, örgütsel ekoloji ve yeni kurumsal teoriler gibi örgütsel olguları açıklamaya çalışacak modeller geliştiren bilimci bir anlayışa sahiptir.

Eleştirel Yönetim Çalışmaları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir