İş ve Meslek Hayatında Sosyalleşme, Kontrol Edilme ve Eşitsizleşme

İş ve Meslek Hayatında Sosyalleşme, Kontrol Edilme ve Eşitsizleşme

Oluş kavramı ile bir topluluğunun, mensuplarını belirli bir paylaşılan kültürel değerler, normlar ve dünya görüşleri setine sosyalleştirdiği süreç kastedilmektedir. Sosyalleşmenin herhangi bir şekli gibi bu süreç, topluluğa yeni gelen bireyin bu topluluğun yasal bir mensubu olma yolunda karşılaşacağı birçok sürpriz ve keşfi içermektedir.

Oluş merceği, yeni göreve başlamış mensuplar arasında olan bireysel düzeydeki dönüşümler kadar, bireylerin yerleşmiş iş topluluklarında göreve başladıkları süreçleri kapsamaktadır. Bu manadaki önemli çalışmalar tıp öğrencilerinin nasıl doktor olduğu, acemi askerlerin nasıl tam donanımlı asker olduğu ve yeni işe alınmış çalışanların nasıl tüccar, bankacı ya da danışman olmayı öğrendiği gibi konuları içermektedir. Genel olarak, oluş merceği işe başlama üzerine odaklanır ve merceğin ana sorunu işe giriş etrafından dönmektedir.

Oluş merceği, kişinin karakterinin sosyal çevresi tarafından şekillendirilir şeklindeki varsayımı olan geleneksel sosyolojik ve antropolojik yaklaşımları kullanmaktadır. Bu mercek, bireysel farklılıkların varlığını kabul ederken, bireylerin kolektife katıldığında katlandığı yaygın sosyalleşme sürecinin lehindeki bu farklıkları önemsiz gibi göstermeye meyillidir.

Kolektife katılma konusuna örnek olarak, bireylerin hava trafik kontrolörü ya da taziye evi müdürü olmayı öğrenmesi verilebilir. İşleri ya da diğer kolektifleri çalışırken, oluş merceğinin destekçileri bireylerin dinamik evrimine odaklanmaya meyil göstermişlerdir.

Chicago’daki Polonyalı göçmenleri inceledikleri çalışmasında William Thomas ve Florian Znaniecki -bu çalışmanın Chicago Sosyoloji Okulu üzerinde büyük etkileri vardır- bu oluş mecazını iyi yansıtmışlardır. Nesnelerinin yaşamlarını tartışırken açıkladıkları üzere: “İnsan kişiliklerinin sentezinin temel problemleri kişisel oluş problemleridir. Bu soru mevcut olan mizaçlar ya da karakterler ile ilgili değildir, belirli bir mizacın geliştiği belirli bir karakterin nasıl olacağı ile ilgilidir. Amaç insan tiplerini dinamik tipler, gelişim tipleri olarak belirlemektir. Baş eğeceği beklenen bireyleri olan organizasyonların hazır modelleri her toplum bulunabilir.”

Oluş merceği üç ana bölümde sınıflandırılabilir: “sosyalleşme”, “kontrol edilme” ve “eşitsizleşme”. Bu merceğin ilk bakış açısı sosyalleşme, belirli bir grubun emsalsizliğine ve yeni gelen bireylerin gruba ait olmayı nasıl öğrendiğine vurgu yapmaktadır.

İkinci bakış açısı kontrol edilme ilkiyle benzerlikler taşımaktadır ancak iş mensuplarının dönüşümü boyunca, bu tarz dönüşüme eşlik eden örgütsel dinamiğe vurgu yapmaktadır. Bu alandaki görüşler Marksist gelenekten ilham almaktadır ve organizasyonların içindeki çalışma ve yönetim ilişkilerine hususi bir dikkat vermektedir.

Üçüncü bakış açısı eşitsizleşme ise, iş sosyalleşmesinin toplumsal düzenle nasıl sonuçlandığını vurgulamada ikinci kategoriyi tekrar etmektedir. İkinci bakış açısının aksine eşitsizleşme yaklaşımı, iş sosyalleşmesinin organizasyonlar yerine işler üzerinden sosyal eşitsizlikle nasıl sonuçlandığına odaklanmaktadır.

Sosyalleşme

Sosyalleşme bakış açısındaki önemli odak noktası, iş mensuplarının biliş ve davranışsal dönüşümlerini anlamaktır. Bu bireylerin işleriyle ilgili olması ve paylaşılan düşünce ve eylem şablonlarını -Pierre Bourdieu bunu elde edilen özelleşmiş bir habitus olarak niteler- geliştirmek için diğer mensuplarla etkileşim kurması, bu anlamaya gerekli olmaktadır.

Ana varsayım şudur ki, günlük adam ya da kadın bir iş mensubu biçimine getirilebilir ama bu biçime gelme sıklıkla aşırı bir gayret ve zaman gerektirmektedir. Bir doktor oluşu misal olarak düşünceler ve eylemler yolunda dönüşmektedir.

Melvin Konnor’un Doktor Olmak kitabında yazdığı gibi, doktor için bazı tipik dönüşümler; diğer kişinin alanını ihlal etmekten bizi koruyan sosyal ketlemenin üstesinden gelmeyi; randevularda utanç duygusu olmadan dokunma ve dürtmelere müsaade etmeyi, duygusal enerjiyi hastalardan ziyade diğer takım mensuplarına odaklandıran tıp eğitiminin takım ruhunu özümsemeyi ve tabi ki tüm insanları hasta, geliştirilen tüm ilişkileri de deseksüalize görmeyi içermektedir.

Eğitimleri sona erdiğinde doktorlar, fakülteye giriş yaptıklarından çok farklı bir insana dönüşmüş olmaktadırlar. Bir iş mensubuna bu tarz bir dönüşüm, sosyalleşmeyle kastedilen ve bu yaklaşımın güçlü bir şekilde tasvir ettiği noktadır.

Sosyalleşme ile ilgili çalışmalar son zamanlarda satış ekipleri, temizlik işi ve bisikletli kuryecilik gibi daha az resmi giriş engeli olan ortamlara giriş çalışmalarıyla doludur. Buna karşılık ilk zamanlardaki çalışmalar ise deniz subaylığı, boksörlük ve elektrik teknisyenliği gibi girişin daha uzun ve kompleks olduğu iş ortamlarında merkezlenmiştir.

Mesleklerin özel doğalarının fark edilmesi, mensuplarının nasıl kabul gördükleri ve meslek sahiplerinin kendileri ve toplum arasında yükselttikleri sınırlar üzerine dikkati artırmıştır. William Goode’nin “Topluluk içinde Topluluk: Meslekler” adlı makalesi bu noktayı çok güzel göstermektedir.

Goode’nin gösterdiği gibi, içinde bulunulan topluluk ve toplum arasındaki ilişkiler önemli ancak şimdiye kadar çok azı keşfedilmiş bir alan oluşturmaktadır. Mesleklerin paylaşılan özellikleri, gücü ve rolleri hakkındaki peş peşe çalışmalar, sosyalleşmenin farklı formlarını ve bu topluluklarda uygulanan kendilerini kapatma metotlarını ortaya koyma adına akademisyenlerin girişimlerine kanıttır.

Ek olarak sosyalleşme bakış açısı, iş kültürlerinin geniş bir çeşidini belgelemeyi ve yansıtmayı benimsemiştir, ki bunlardan birçoğu da ayrıcalıklı olma ile nitelenmektedir. Bu yaklaşım, farklı işlerin ayrı sosyalleşmeler gerektirdiğini farz ederek, sosyalleşmenin bu çeşitli formlarının inceliklerini derinlemesine araştırmayı istemektedir.

Çoğunlukla daha az prestijli ve yardımcı oyuncu gibi görülen işler bu tarz derinlemesine araştırmalar için kolay lokma olarak görülmektedir. Chicago’daki dans salonu patronlarına hizmet eden kiralık dansçılardan, Japonya’daki gece kulübü konsomatrislerine ve New York’taki sahibe kadınlara, bu tip çalışmaların hiçbiri daha ileriki çalışmaları garanti edecek sonuç ortaya koymaz.

Bu tip bir dikkat sadece iş mensuplarının sosyalleşmesi hakkında ne söylediği yüzünden değil, aynı zamanda sosyalleşmenin daha geniş dinamiğe nasıl bilgi verdiği yüzünden gereklidir. Misal olarak Japonya’da bir gece kulübü konsomatrisi olmak iş mensuplarının emsalsizliğini ve Japon patronların işlerindeki aşırı karışmalarını bize göstermektedir. Konsomatrisler patronlarına arzuyu açıklamayı bu adamların evlerinde deneyimlediği arzu eksikliğini dengeleyerek öğrenmektedir çünkü işyerlerindeki taahhütlerinin buyurucu bir doğası vardır.

Ofislerinde ve iş arkadaşlarıyla uzun süre vakit geçirdikleri için, onlar sadece evlerinden eksik değildir aynı zamanda sembolik olarak iktidarsızdırlar da ve konsomatrisler bu korkuyu yatıştırmaktadırlar. Bu manada bir konsomatris oluşu Japonya’daki ana akım kurumsal yaşamın güçsüz bırakan etkisi hakkında çok fazla şey anlatmaktadır.iş

Yukarıda bahsettiğim üzere emsalsiz iş kültürlerini çalışmak, keşfedilmemiş sosyalleşme süreçlerini kataloglayarak bile ileriye gidebilir ve bu süreçleri ahlak gibi daha geniş sosyal konular ile bağlantı kurmaya getirebilir. Örnek olarak ünlü sosyal antropologlardan Gerald Mars, oluş perspektifi üzerine çeşitli sayıda iş kültürünü çalışmıştır.

Onun çalışmaları restoran garsonlarının sosyalleşmesinden liman işçilerine çeşitlenmektedir ve bireylerin sosyal aidiyetlerini doğrulamak için işte nasıl hilekârlıkla sosyalleştiklerini göstermektedir. Hilekârlık birinin kendi kişisel çıkarını geliştirmek için bireysel kovalama olarak görülebilirken, çalışmaları göstermiştir ki hilekârlık iş grubundan çıkarılma riski olmadan meydan okumak için çok zor olan yollarda kolektifi de geliştirebilir.

Bir konteynırı kıran ve sağlam malları zarar gören mallardan ayıran liman işçileri hilekârlık değil paylaşma ruhu öğretilmiş biri olarak görülebilir. Benzer olarak Mars’ın müşterilerin ödenen hesaplarını manipüle eden restoran garsonları (mutfak personelinin yardımıyla), paraları gizleyip daha sonra da mutfak personeli ve restoran çalışanlarıyla bölüştürebilecektir. Restoran kasasından düşürülen para çalıntı olarak değil sarf edilen efora karşılık düşük maaşları için makul bir telafi olarak görülmektedir. Bu süreçte sosyal bir kaynaşma inşa edilmektedir. Bu yüzden bu işlerde hile birçok amaca hizmet etmektedir. Daha genel olarak işlerin mensuplarını sosyalleştirdiği yollar, bu grupların toplumla olan ilişkisini de aydınlığa çıkarmaktadır.

İş mensuplarının belirli kültürlerin içine sosyalleşmesinin önemli örgütsel çıkarımları da vardır. İş sosyalleşmesinin örgütsel çıktıları etkileyebilecek bir önemli yolu, karar vermede iş mensubunun esnekliğini kısıtlayarak olmaktadır. Bireyler işin oluş kısmında dönüştürücü bilişsel ve davranışsal değişimler geçirdiğinde, onları karar vermelerinde inatçı ve kısıtlı yapabilen oldukça sabit iş şemalarını elinde tutan uzmanlar olarak ‘bilişsel değişmez’ olabilirler. Bu tip iş biçiminde kısıtlanmış karar verme, beklenmeyen çıktıları doğurabilir.

Misal olarak bankacıların mesleki kimlikleri görünür kılındığında, onlar daha ikiyüzlü olma eğilimine girmektedirler. Bu yüzden iş kültürleri geniş çapta mensup olmayanları ve toplumu yaralayabilir. Juan Almandoz ve Andras Tilcsik, stratejik karar verme gruplarının mesleki arka planlarının örgütsel başarısızlığı tahmin etmede önem taşıdığını göstermişlerdir. Onlar holdinglerdeki stratejik karar verme gruplarının bilişsel değişmezlik, aşırı güven ve sınırlı görev çatışması tarafından engellenebileceğini göstermişlerdir (eğer bu gruplar baskın olarak tek bir iş mensubu grubundan oluşurlarsa). Bu tarz gruplarda biraz mesleki çeşitlilik kısıtlayıcı grup eğilimlerini azaltabilir. Genel olarak bir iş grubunda sosyalleşme çeşitli çıktılar için önemli ispatlar ortaya çıkarabilir.

Kontrol Edilme

İş sosyalleşmesi, birinin kolektife karşı özerkliğinin çevreleyen parçayı içerir ve kontrol edilmeye yol gösteren dinamiği çalışan araştırmacılar sosyalleşme süreci kadar bu özerklik kaybına vurgu yapmaktadırlar. Sonuçlanan mecburi düzen, iş kültürünün incelikleri kadar bu yaklaşımın merkezinde yer alır.

Aslında bu kültürler kimi zaman neredeyse kurumsal kontrolün damarları olarak görülmektedir. Bu bakış açısındaki çalışmalar fabrika işçilerinin üretim kotalarını teslim etmedeki çıraklığından, gülümseme tavrını sürdürmek için izlenen ve dikkatlice tertiplenen Disneyland’daki makine operatörlerine, lüks otel odacılarından ve misafirlerin gitgide gelişen ihtiyaçlarını temin eden pansiyonculara kadar çeşitlenerek birçok işe odaklanmaktadır. Bu tarz işler iş piramidinin alt seviyelerinde olsa da, bu bağlamdaki çalışmalar kontrolün iş sosyalleşmesi kisvesi altında sarf edildiğini önermektedir.

Misal olarak yatırım bankacıları üstlerini memnun etmek için uzun çalışma saatlerine katlanmayı hızlıca öğrenmektedirler. Bu bankacılar kendilerini fabrika işçilerinden farklı görmektedirler ancak kontrol edilme bakış açısındaki çalışmalar, anahtar farkın yönetimin onları kontrol ettiğinde değil, işçilerin kontrol edilmesinde olduğunu önermektedir.

Bu araştırma hatları ile Marksist gelenek ve eleştirel yönetim çalışmaları arasındaki bağlantılar sıklıkla kurulmaktadır ve bu yaklaşımı gösteren paylaşılan hedefin altını çizmektedir: çalışmayı mücbir kılan ve işçileri daha az özgür yapan birçok mekanizmayı ortaya çıkararak. Bu yüzden yönetsel kontrolün yeni formlarını belgelemek bu çeşit sorgulamaların temel nihai hedefidir.

Kontrol edilme bakış açısından önemli bir kavrayış şudur ki, iş mensupları iş yerinde kontrol edilmeye bilerek ya da bilmeyerek rıza gösterirler. Burawoy’un belirttiği üzere çalışma şartlarını düzenleyen sosyal ve sosyal olmayan objelerle karşılaşmalarını manipüle ederek çalışan fabrika makinaları operatörleri aslında yönetime yardım ederler çünkü üretim kotalarını doldurmak için oyun oynarlar. Bir makine operatörü olmayı öğrenme bu oyunları öğrenmeyi gerektirir ve sonunda ise yönetsel taleplere rıza gösterme anlamına gelir.

Benzer olarak havacılık fabrikası ustaları yol göstericilerini oluşturmak için -şirket malzemelerini ve zamanını kendi kullanımlarında tutmak için- onların iş kültürüne girişinin bir parçası olarak öğrenme sürecinde özerkliklerinden bir parça kaybetmektedirler. Fabrika kontrolörleri ise bu örneklere yönetsel hoşgörüyle bakarlar ve buna mukabil resmi üretim için katma gayretlerini isterler.iş

Kontrol edilen sadece fabrika işçileri değildir. Mühendisler ve danışmanlar da kolayca bu tarz bir dinamiğin içine yakalanabilirler. Görünürde çekici ve eğlenceli gözüken kültürü kucaklayarak, çalışmalarına aşırı bağlanmayı ve yanıp kül olmayı sonlandırabilirler. Bu manada mühendis ya da danışman olmak çalışanın varlığı için ilk etapta şüphesi duyulandan daha fazla risk içerir.

Benzer biçimde Stuart Bunderson ve Jeffery Thomson hayvanat bahçesi görevlilerini yönetmenin işlerine bağlılığından dolayı ne kadar kolaylaştığını çalışmalarında göstermiştir. Onların hayvan bakma isteği ya da arzusu, hayvanat bahçesi ve akvaryumlardaki becerikli işgücü eksikliğiyle birleşince, genelde uzun müddet maaş ödenmeyen stajyerlikle başlayan ve asgari ödemeli nispeten daha durağan işlere yönelen bir kariyer gidişatı oluşturmak için bir araya gelir.

Bütün bunların yanı sıra bir grup olarak hayvanat bahçesi görevlileri yüksek eğitimlidir ama çok düşük maaşları vardır (%82’sinin lisans diploması vardır ve maaş dairesinin en düşük çeyreğinde yer almaktadırlar). Hayvanat bahçesi görevinde sosyalleşme hem nimet hem de lanettir. Çünkü hayvanat bahçesi görevlileri işlerine o kadar bağlıdırlar ki ve onların hayvan sevgisi kimliklerine uygundur ki, çalışanlar biraz maddi ödüle karşılık kendilerinden maksimum gayreti ortaya koyarlar. İş sosyalleşmesi çalışmaları gözden kaçabilecek kontrol dinamiğine yeni bir pencere açmıştır.

Bunlarla birlikte kontrol edilme bakış açısı yeni kontrol biçimlerini anlamamıza yoğun şekilde katkı sağlamıştır, özellikle de iş mensuplarının organizasyonlarda tecrübe edindikleri duygusal kontrole. Erken dönem kontrol üzerine yazılar çeşitli örgütsel ve görünür manifestasyonları açıkça gösterirken (Richard Edwards’ın direkt, teknolojik ya da bürokratik kontrol tipolojileri), daha sonraki makaleler çalışırken sarf edilen iç bireysel ve daha az görünür duygusal kontrole dikkatini toplamıştır.

Ticari uçuş görevlilerinin günlük çalışması bu tür duygusal kontrolü göstermektedir. Seyahat edenlerle etkileşimde bulunduklarında, onların beklenti rollerini gerçekleştirmek için duygusal emekle meşgul olurlar, aynı zamanda da onların benlik duygusunu muhafaza etmektedirler. Bunu yaparken görevin iş talepleri onları, daha özel ama daha az öze erişilebilir olmaya gelenekselce inandırılan öz düzenlemeye zorlamaktadır.

İş sosyalleşmesi yoluyla özün şekillendirilmesi bütünüyle bir öğrenme süreci değildir ama duygusal talepleri de içeren örgütsel ve sosyal talepleri kontrol etmeye nasıl yanıt verilebileceğini mensuplarına öğretme sürecidir. Duygusal çalışmaların hepsi işçiler için olumsuz sonuçları bulundurmamasına rağmen, boyutu ve yoğunluğu endişeleri yükseltmektedir. Bir iş grubunun parçası olarak gereksinim duyduğumuz kişinin oluşunda, özgürlüğün parçasını da olmasını istediğimiz kişinin oluşmasına kaybedebiliriz.

Eşitsizleşme

Oluş merceğindeki bu son bakış açısı eşitsizleşme, farklı iş sosyalleşmesi formlarının nasıl bir eşitsizlik ortamı biçimlendirmek için bir araya geldiklerine bakmaktadır. Bu konudaki birçok çalışma, cinsiyet ve etnik olarak kategorik hatlar boyunca ayrıştırılmış farklı işlerdeki eşitsiz işçi dağılımlarını açıklamayı amaçlamaktadır.

Burada sosyalleşme süreçleri çıktılarına bağlıdır ama bu işaret edilen süreçler kimin belirli bir iş grubunun üyesi olabileceğini kuvvetle belirlemektedir. Ayrıca bu süreçler iş ayrımının nasıl doğallaşabileceğini açıklamaya yardım etmektedir.

Ayrım çoğunlukla cinsiyet hatları boyunca çalışılmıştır; devam eden etkileşimsel başarma olarak anlaşılan cinsiyet sadece evlerde üretilmez aynı zamanda çalışma yerlerinde ve işlerde de üretilir. Jennifer Pierce adlı sosyolog, davacılar ve avukatlar için yasal çalışmanın sadece sosyal yapının makro düzeylerinde değil aynı zamanda sosyal etkileşim ve kimliğin mikro düzeylerinde nasıl cinsiyetleştirildiğini incelemiştir.

Kadın ve erkek işlerini ayrımlaştıran bir sosyal düzen, bazı insanlara uygunlaştırılan ve diğerlerine inanılmaz uzak hale getirilen doğal, merkezi, ayrı ve dayanıklı özelliklerin gözükmeye başlamasına neden olduğu işlerde ortaya çıkmıştır. Steven Vallas adlı sosyolog bu durumu şöyle açıklamıştır:

“Çalışma hayatındaki cinsiyet ayrımı derin bir şekilde işe atfedilmiş kalmaktadır. Erkekler tarihsel olarak hala amele, tır şoförü ve yönetici gibi erkek egemen işlerde çalıştırılmaktadır, kadınların çoğunluğu ise ağırlıklı sekreter, ilkokul öğretmeni ve hemşire gibi feminize işlerde çalıştırılmaktadır.”

İş ayrımı önemlidir çünkü maaş düzeyleri ve diğer önemli çıktılar iş bağlantılarına sıkı bir şekilde bağlanmaya meyillidir. Bu, işlerin cinsel tiplemesi ve kadınların ayrımını pembe yakalı işlere yaklaştırmak için özellikle önemlidir. Kadın egemenliğindeki işlerin mensupları daha düşük ücretli maaş almaya eğilimlidir.

Nispeten düşük kadın temsili ve yönetsel sıralamaların varsayılan erkekliği sıkıntılı bir durumdur çünkü bu bireyler diğer çalışanları kontrol ederler ve ayrımın kendi kendini güçlendiren döngüsünü yaratarak çoğunlukla basmakalıp biçimde erkek niteliklerini (soyut akıl yürütme ve rasyonel düşünme gibi) yönetsel beceri ile eşitleyen kültürel anlatılar geliştirirler. Bu varsayımlarda bulunmak kadınları yalnızca yönetsel statülerden uzaklaştırmaz, aynı zamanda yöneticilerin, kadın çalışanları erkek rakiplerden farklı değerlendirmesine sebep olurlar.

Eşitsizleşme bakış açısı iş ayrımına çeşitli açıklamalarda bulunmuştur. Bunlardan bazıları, çalışanların ihtiyaçları, tercihleri ve önyargılarından sorumlu olan ayrımın talep tarafındaki açıklamalardır. İşle ilişkili birçok kültürel inşa edilmiş inanç, bu tarz ayrımın anahtar göstergesi olarak düşünülmektedir.

Bir veri örgüt ya da çalışma grubu kültürü, çeşitliliği yönetmek ile ilgili zorluklara yol açan kültürel ön yargıları sıklıkla söndürmesine rağmen, çoğunlukla başarılı bir şekilde bir işin mensubu olabilecek insan türleri etrafındaki varsayımları ve beklentileri tanımlayan ideal işçi görüntüleri olarak adlandırılan belirli işlerle ilişkili yaygın kültürel şemalar vardır.

Catherine Turco kaldıraçlı satın alma yatırımcıları arasında cinsiyetçe tiplenmiş ideal çalışan görüntüsünün, hepsinin ötesinde saldırganlık ve çalışmaya mutlak bağlılığı, yatırımcıların değerli özellikleri olarak nitelemiştir. Ayrıca bu ideal çalışan görüntüsünün, kadın yatırımcıları -özellikle andaç olarak sayıca marjinalleşmiş anne olan kadınları- dezavantajlı duruma düşürdüğünü göstermiştir.iş

Benzer şekilde iş ayrımını ırk olarak açıklama çabalarında eşitsizleşme bakış açısı neden siyahî insanların iş inançlarının merkezinde olan varsayımlara uymadığını gösterme konusunda güçlü kanıtlar sunmaktadır. Yöneticiler siyahi insanları işe alma konusunda daha az eğilim gösterebilirler ya da onları yaygın siyahi basmakalıplara dayanarak sosyal becerilere (müşteriler ve iş arkadaşları ile güzel etkileşime geçme yeteneği ve motivasyonu gibi) fazla ihtiyaç duyulmayan alanlara yönlendirebilirler. Bu manada, bu tarz bir anlatı benzer demografik ve sosyo-ekonomik arka planlı bireyleri işe alma olanağı verdiğinde, danışmanlar, avukatlar, bankacılar ve hatta akademisyenler bile bu uyuma dayanarak işe başvuran insanları ayıklayabilirler.

Yukarıda bahsettiğim örnekler, sosyalleşmenin başarılı bir şekilde iş mensubu olabilecek insanları nasıl düzenlediğinin talep tarafındaki faktörlerini gösterirken, iş mensubu olup olamayacaklarını bireylerin öz değerlendirmelerinin rolü de dikkati cezbetmektedir. Özellikle arz tarafı çalışmaları, bireylerin bazı işlerin içine bazı işlerin de dışına öz seçimlerini etkileyen tercihlerini, özelliklerini ve becerilerini incelemektedir.

Örnek olarak kadınları nispeten ‘mesleki rol güveni’ eksikliği -ya da birinin başarılı bir şekilde veri mesleğin rollerini, becerilerini ve kimlik özelliklerini yerine getirme kabiliyetindeki güven- onların mühendislik branşlarında ve kariyerlerinde kalma ihtimalini -erkeklere kıyasla- düşük göstermektedir. Bu güven eksikliği potansiyel iş girişini kapatmakta ve daha eşit bir iş cinsiyeti ayrımını önleyebilecek şeye bir pencere önermektedir.

Diğer demografik gruplar da bazı işlerden uzaktadır. Misal olarak geyler ve lezbiyenler farklı özellikli işlere (görev müstakilliği sağlayan işler) yoğunlaşmış gözükmektedir. Oluş merceği, onların utanç verici yönetim amaçları için öyle yaptıklarını çünkü iş arkadaşlarından müstakil olarak yapılan işler potansiyel işyeri ayrımı ve tacizinden tamponlama görevi gördüğünü göstermektedir.

İtfaiye ekibine katılmaktansa (görev bağımlılığının yüksek düzeyli olan bir iş) onlar yangın güvenliği denetleyicisi olmayı tercih etmektedirler (diğerlerinden müstakil olarak çalışılan iş). İşlerde gey ve lezbiyenlerin yüksek temsili, bireylerin alt setinin kendilerini seçilen işlerle nasıl eşlediklerini gösteren görev bağımsızlığına müsaade etmektedir.

Eşitsizleşme bakış açısından eşitsizlik; arz ve talep tarafındaki algılara ya da tahminlere dayanarak bireylerin dünya görüşlerine sosyalleşme sürecinin amaçlı ya da amaçsız bir sonucu olarak anlaşılabilir. Biri ya da ötekilerce görülmüş olmak, özellikle de bir çalışma hattına uygun olmak, eşitsizliklere yol açan bir sosyalleşme sürecidir çünkü birçok iş bağlantısı farklı ödül ve çıktı setlerini bulundurur.

İş ve Meslek Hayatında Sosyalleşme, Kontrol Edilme ve Eşitsizleşme
Etiketlendi:                                 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir