Örgüt Teorisi ve İşletmeler

Örgüt Teorisi ve İşletmeler

Okullar, restoranlar, hastaneler, ordu, itfaiye, dernekler, sendikalar vb. çevremizde birçok organizasyon bulunmaktadır. Tanım olarak belli bir amacı gerçekleştirmek için kurulan, belli bir yapıya ve devamlılığa sahip sosyal ilişki biçimi anlamına gelen örgütler anlaşılınca dünya daha iyi anlaşılacaktır.

Örgütler üyelerinin farklı beklentileriyle şekillenen hedeflerine ulaşmak için çeşitli biçimlerde bir araya gelmiş, çevresel değişkenlerin etkisi altında varlığını devam ettirmeye yönelik çabalar gösteren sosyal yapılardır. Bu açıdan bakılınca her organizasyon örgütlenme biçimleri, hedef ve stratejiler, üyeler, teknolojik imkânlar, büyüklük, çevre ve kültür gibi çeşitli boyutlardan oluşmaktadır.

Örgütlere sosyal hayatın her alanında ihtiyaç duyulur çünkü uzun vadede hayatta kalma becerisine sahip olma anlamında durağan, belli prosedürlere bağlı olarak ne zaman ne yapacağı belli olduğu için güvenilir, faaliyetleri sürekli kayıt altına alındığı için geliştirilmeye açık ve hesap verebilirdir.

Teori ise doğal ve sosyal hayattaki olayların gerçekleşme biçimlerini anlamaya, düzenlilikleri keşfetmeye yönelik açıklamadır. Teoriler önemlidir çünkü iyi bir teoriden daha pratik hiçbir şey yoktur.

Teorik açıklamalar basit gözlemlerle edinilen izlenimlerin arka planındaki mekanizmaları açıklayarak mevcut bilgiyi geliştirir ve farklı durumlara uyum sağlamanın yolunu gösterir.

Bu açıklamalar ışığında örgüt teorisi; örgütlerin faaliyetlerini sürdürürken çeşitli çevresel faktörlerle olan ilişkilerini nasıl kurguladıklarını ve yönettiklerini açıklamak üzere geliştirilmiş önermeler bütününden oluşan araştırma alanıdır.

Günümüzde her birey yaşamını devam ettirebilmek için örgütsel ortamlarda bulunmak zorundadır. Bu yüzden örgütleri anlamak bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini anlamak demektir.

Örgüt teorilerinin ilgi alanı psikoloji, sosyoloji, ekonomi, felsefe, tarih ve edebiyat gibi alanlardan edinilen bilgilerle zenginleştirilmiştir ve örgütleri, örgütler arası ilişkileri, örgüt topluluklarını ve örgütsel alanları kapsamaktadır.

Örgüt teorisi üç analiz düzeyine odaklanmaktadır:

  1. Örgüt düzeyi: Bu düzeyde gerçekleştirilen analizler bir bütün olarak örgütsel süreçleri, örgütün sınırlarını, faaliyet sistemini ve örgütün genel stratejilerini içermektedir.
  2. Örgütler arası düzey: Bir örgütün diğer örgütlerle ilişkilerinin analizini kapsamaktadır.
  3. Örgütler üstü düzey: Örgüt topluluklarının/kümelerinin kendine özgü unsurları ve dinamikleri incelenir.

Örgüt teorileri tarihsel süreç içerisinde incelendiğinde dört evrede doğup geliştiği görülmektedir. Unutulmamalıdır ki her evrede oluşturulan yeni teoriler öncekilerin geçerliliğini ortadan kaldırmamıştır. Bu teoriler birbirinin üzerine eklemlenerek genişlemiş ve örgütleri her geçen gün daha iyi anlamamızı sağlayan bir bilgi kümesi oluşturmuştur.

Birinci evre 1800’lerin sonlarından 1950’lerin başlarına kadar sürmektedir. Bu evrede farklı sosyal bilimlerden kişiler belirli tip örgütleri incelemişlerdir. Örneğin suç bilimciler hapishaneleri, siyaset bilimciler parti yapılarını ve kamu kurumlarını, iktisatçılar firmaları ele almışlardır.

Bu evrede bazı yaklaşımlar sonraki örgüt teorisi alanının gelişmesi için referans noktası olmuştur: Etkili ve verimli yönetimin nasıl olması gerektiği ile ilgili kurallar sunma amacı taşıyan idari çalışmalar; örgütlerdeki birey ve grup davranışını inceleyen psikolojik çalışmalar ve örgütlerin yapısal analizine odaklanan sosyolojik çalışmalar.

İkinci evre 1950’lerin başından 1970’lerin sonuna kadar devam etmektedir. Bu evrede uygulamacıların yönetim yaklaşımlarından bilimsel yöntemlerle üretilen örgüt ve yönetim bilgisine geçilmiştir. Doğa bilimleri yöntemleri kullanılarak örgüt teorileri geliştirilmiş ve bu bilgilerden yararlanılarak uygulamaya katkı sağlanmıştır.

Koşul bağımlılık teorisi bu evrede geliştirilmiştir. Bu teoride psikolojik bakış açısına örgütlerin yönetimi sorununu anlamak için onları, içinde bulundukları çevrenin koşulları ile birlikte ele alan sosyolojik bakış entegre edilmiştir.

Üçüncü evre 1970’lerin sonundan 1990’ların sonuna kadar sürmüştür ve örgüt teorilerinde çeşitlenme yaşanmıştır. Bu evrede kaynak bağımlılığı, örgütsel ekoloji, işlem maliyetleri, vekalet ve kurumsal gibi teoriler ortaya çıkmıştır. Ayrıca felsefi ve ideolojik sorgulamalar sonucunda eleştirel yönetim çalışmaları ve postmodern örgüt teorisi de yeni teorilerdendir.

Dördüncü evre ise 1990’ların sonundan günümüze kadar gelmektedir. Bu evrede çeşitlenmeyle birlikte bütünleştirme çalışmaları da artmıştır. Çeşitlenmenin sakıncalı olacağı düşünülmektedir.

Örgüt teorisi alanında çeşitli açıklamalar olsa da bunlar sosyal bilimlerin temel tartışma alanlarında bağımsız değildir. Bu alanda üç temel tartışma alanı vardır: örgüt-çevre tartışmaları, paradigma tartışmaları ve yönetimcilik-bilimcilik tartışmaları.

Örgüt-çevre tartışmalarının temelini sosyal bilimlerdeki aktör-yapı tartışması oluşturmaktadır. Bu tartışma aktörlerin davranışlarının ne kadarının yapı tarafından sınırlandırıldığı konusundadır.

Örgüt sahip ve yöneticileri aktör; örgütlerin büyüklük, yönetim ve örgütlenme biçimleri, üretim teknolojisi, kültür, hukuk, teknoloji, ekonomi gibi çevresel unsurlar ise yapıdır. Bir grup örgütlerin aktörler aracılığıyla çevresel unsurları etkileyip değiştirerek varlıklarını sürdüreceklerini savunurken; diğer grup örgütlerin çevresel yapı unsurlarını değiştirme gücüne sahip olmadığını, çevresel beklentilere uyum sağlamalarını gerektiğini iddia etmektedirler.

Paradigma tartışmaları genellikle araştırmacıların benimsedikleri ontolojik ve epistemolojik tutumlardaki farklılıklardan doğmaktadır. Bazı araştırmacılar ontolojik olarak gerçekçi tutumlarla nesnel gerçekliği savunup örgütleri yönetmek için en iyi yöntemlerin olduğunu düşünürler; bazıları ise nominalist tutumlarla öznel gerçekliğin arkasındadırlar ve insanlardan bağımsız bir en iyiyi kabul etmezler.

Epistemolojik olarak ise pozitivist araştırmacılar örgütlerin içinde ne olup bittiğinin bilimsel yöntemlerle tam olarak anlaşılabileceğini düşünürler ve nicel yöntemler kullanırlar. Anti-pozitivist araştırmacılar ise öznelliği yani inanç, ideoloji ve önyargıyı hesaba katarak nitel yöntemler kullanırlar.

Yönetimcilik-bilimcilik tartışmaları ise yapılan araştırmaların yöneticilere yol göstermek amacıyla mı yoksa sadece bilim yapmak amacıyla mı olması gerektiği ile ilgilidir. Bu konuyla ilgili olarak yönetim guruları tarafından ortaya atılan yönetim modaları yönetimcilik yönündedir. Ek olarak son yıllarda yönetimcilik ve bilimciliğin orta yolu olarak kanıtlara dayalı yönetim ve katılımcı akademisyenlik yaklaşımları ortaya çıkmıştır.

Özetle açıklamaya çalıştığım örgüt teorileri yüz yıldan az bir sürede gelişip bir bilim dalı olmuştur. Eğer iyi anlaşılırsa stratejik yönetim, insan kaynakları yönetimi ve küresel pazarlama gibi uygulamaya dönük alanlarda başarının elde edilmesi daha kolay olacaktır.

Örgüt Teorisi ve İşletmeler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir