Örgütsel Ekoloji Teorisi

Örgütsel Ekoloji Teorisi

Örgütsel ekoloji teorisi işletmelerin çevrelerinde büyük çaplı değişimler karşısında ne yapar sorusuna şöyle cevap vermektedir: İşletmeler yapılarını hızlı ve uyumlu bir biçimde değiştirerek tepki veremezler. Ayıklama yaklaşımı ile hareket eden örgütsel ekoloji teorisi mevcut işletmelerin büyük çoğunluğunun kapanacağını ve bunların yerini alacak yeni çevresel koşullarla uyumlu yapısal özelliklere sahip işletmelerin kurulacağını iddia etmektedir. Bu yaklaşımıyla örgütsel ekoloji teorisi koşul bağımlılık ve kaynak bağımlılığı gibi uyum yaklaşımını benimseyen örgüt teorilerinden ayrılmaktadır.

Örgütlerin kurulma ve kapanma oranlarını inceleyen örgütsel ekoloji teorisi, çevredeki değişimleri küçük taneli ve iri taneli değişim olarak iki gruba ayırmaktadır. Sık ortaya çıkan küçük çaplı çevresel değişimler örgütler için uyum sorunları meydana getirmezken; seyrek gözlenen büyük çaplı çevresel değişimler örgütler için hayati derecede önemlidir.

Gözlenen bu çevresel değişimlere karşı örgütler ana ve ikincil yapısal özelliklerini değiştirebildikleri oranda yaşamlarını devam ettirebilirler. Ana yapısal özellikler örgütlerin resmi amaçları, örgüt içi güç ilişkileri, temel teknolojileri ve stratejileridir. Dolayısıyla kolay değiştirilemezler. Bu değişikliğin zor olmasına da yapısal durağanlık denmektedir. İkincil yapısal özellikler ise değiştirilmesi daha muhtemel ve esnek yapısal özelliklerdir. Bu yapısal özelliklerin değişimine karşı daha az dirençle karşılaşılır.

Örgütlerin ana yapısal özellikleri kuruldukları dönemdeki toplumsal koşulların izlerini taşımaktadır. Bu damgalama olarak ifade edilmektedir. Benzer ana yapısal özelliklerin çok sayıda örgüt tarafından paylaşılması sonucu örgütsel biçimler oluşmaktadır. Belirli bir coğrafi ve idari bölgede, belirli bir zaman içinde aynı örgütsel biçime sahip olan örgütler ise örgütsel toplulukları oluşturmaktadır.

Örgütsel ekoloji teorisinde örgütsel toplulukların yeri önemlidir. Öncelikle aynı örgütsel toplulukta yer alan örgütler benzer özellikler taşıdığı için çevresel değişimlerden benzer şekilde etkilenirler ve benzer tepkileri verirler. Örgüt topluluğunun içinde içsel dinamikler oluşur ve rekabet gibi değişim yaratan güç ve süreçler oluşur. Bu da benzer kaynaklara bağımlılık yaratır. Son olarak ise bir topluluğun üyesi örgütün bazı özelliklerinin hayat kalma olasılıkları arasındaki ilişkiyi incelemek kolaylaşmaktadır.

Örgütsel ekoloji teorisi içinde demografik süreçlerle ilgilenen yaş bağımlılığı ve büyüklük bağımlılığı ilişkileri vardır. Yaş bağımlılığı ilişkisinde örgütün yaşı ile kapanma arasındaki ilişkiye dair ekolojik önermeler sunulmaktadır. Öğrenme, çevreyle uyumu kaybetme ve ilk kaynakların tüketilmesi unsurlarıyla ilişkili olan bu öneriler, hangi unsurun baskın olduğuna göre kapanma oranı ilişkisi belirlenebilir.

  1. Bununla ilgili ilk görüşte örgütlerin yaşlandıkça kapanma oranlarının azalacağıdır. Bunun nedeni olarak yeni kurulmuş ya da genç örgütlerin yaşadıkları yenilik sıkıntıları gösterilmektedir.
  2. İkinci görüşe göre çevrenin sürekli değişmesi sonucu örgüt yaşlandıkça çevresel uyumunu yitirir çünkü ana yapısal özellikleri durağandır. Dolayısıyla da kapanma oranları da artar. Bu yaşlılık sıkıntısı olarak belirtilmektedir.
  3. Üçüncü görüşe göre ise örgütler yaşlandıkça kuruluşlarında yatırılan kaynakları tüketir. Bu eşiği atlatan örgütlerin yaşlandıkça kapanma oranları azalır. Yani yaşları büyüdükçe kapanma oranları önce artar, sonra azalır. Bu ise ergenlik sıkıntısı olarak ifade edilmektedir.

Büyüklük bağımlılığı ilişkisi ise örgütlerin büyüdükçe kapanma oranlarının düşeceği fikrini benimser. Bunun nedeni örgüt büyüdükçe daha fazla kaynağa sahip olur, ölçek ekonomilerinden yararlanır, çevreleri için vazgeçilmezliği artar ve çevreleri üzerinde kontrol imkânı artar. Yalnız büyüklük bağımlılığı ilişkisini belirli biçime sahip örgütlerden, büyüklük avantajlarını kullananlar için geçerli saymak daha doğru olacaktır.

Örgütsel ekoloji teorisinde topluluk dinamiklerinin oluşturduğu ilişkiler de önemlidir. Bir örgütle aynı biçimi paylaşan diğer örgütlerin yarattığı güç ve süreçler olarak adlandırılan topluluk dinamikleri; örgüt kurulma veya kapanma oranları üzerinde etkili olabilmektedir.

  1. Bir topluluğun üyesi örgütler ilk defa ortaya çıktıkları zaman, kurulma oranları düşük kapanma oranları yüksek olduğu için bu örgütlerin sayısı çok yavaş artar. Böylelikle düşük olan örgütsel yoğunluk, daha sonra kurulma oranının artması, kapanma oranının azalması sonucu artış gösterecektir. Zaman içerisinde ise örgütsel yoğunluk istikrar göstererek en yüksek değere ulaşacaktır. Bu örgütsel topluluğun taşıma kapasitesidir.
  2. Bir örgüt biçiminin hangi düzeyde bilinir olduğunu ifade eden bilişsel meşruiyeti yüksekse yeni örgütlerin kurulma oranı yüksek, kapanma oranları ise düşük olacaktır. Bunun nedeni hazır bir model olarak işlev görmektedir. Ayrıca kaynak temini ve çevresel aktörlerin güçlü desteğini almaları da kolaydır. Bununla beraber kaynak rekabeti yaşanma durumu da ortaya çıkacağından örgütlerin zarar görmesi de olasıdır.
  3. Çevrede aynı biçimde örgüt sayısı ne kadar yüksekse bilişsel meşruiyetleri de o derece yüksek olacaktır. Bunun sonucu olarak insanlar söz konusu örgüt biçimini ve bu biçim örgütleri sorgulamazlar. Yani kanıksanmışlık dereceleri yükselir. Kanıksanmışlık derecesi yüksek olan örgütlerin ise kurulma oranları yüksek, kapanma oranları düşük olacaktır.
  4. Örgütsel yoğunluğun düşük olduğu dönemlerde yoğunluk artışı örgüt kurulma oranını arttırır, kapanma oranını azaltır. Yoğunluğun yüksek olduğu dönemlerde ise her artış örgüt kurulma oranını azaltacak ve kapanma oranını arttıracaktır. Buna yoğunluk bağımlılığı denmektedir.
  5. Örgütsel yoğunluğun düşük olduğu dönemlerde kurulan örgütler ilk giren avantajını yakalarlar. Bu örgütlerin yüksek yoğunluklu dönemde kurulan örgütlere göre kapanma oranları düşüktür. Bu yoğunluğun kapanma oranı üzerindeki gecikmiş etkisidir.
  6. Benzer biçimlere sahip örgüt topluluklarında, farklı kaynaklardan beslenmek şartı ile birinin yoğunluk artışı diğerinin biçimini de meşrulaştıracaktır. Dolayısıyla kurulma oranları artacaktır. Bu durum rakip biçimlere sahip örgütler üzerinde kurulma oranlarını azaltıcı, kapanma oranlarını arttırıcı etkiye sahiptir.

Örgütsel topluluklarla ilgili olarak diğer ilişkiler kümesi kesim genişliğiyle ilgilidir. Kesim bir örgütün yaşamını devam ettirebilmesi için gereksinim duyduğu kaynakları temin ettiği ortamdır. Kesim genişliği ise bir örgütün hangi düzeyde farklı kaynaklardan faydalandığıdır.

Bu açıdan örgütleri kesim genişliği dar olan özel örgütler ile kesim genişliği bol olan genel örgütler olarak iki gruba ayırabiliriz. Özelci örgütler çeşitlenmemiş bir kaynak tabanından beslenirler ve işlerinde uzmanlaşmışlardır. Genelci örgütler ise farklı kaynaklardan beslendikleri için hiçbir kaynakta uzmanlaşmamışlardır.

Değişimin olmadığı istikrarlı çevrelerde ve küçük taneli değişimlerin olduğu çevrelerde için özelci örgütlerin hayatta kalma olasılıkları genelci örgütlere göre daha yüksektir. İri taneli değişimlerin yaşandığı çevrelerde ise özelci örgütlerin hayatta kalma olasılıkları genelci örgütlere göre daha düşük gözlemlenmektedir.

Bir örgütsel topluluk içindeki örgütler genellikle kaynaklar için birbirleriyle rekabet halindedirler. Bazı durumlarda örgütler farklılaştırma stratejisini benimseyip ürünlerini rakip örgütlerin ürünlerinden farklılaştırırken, bazı durumlarda da maliyet liderliği stratejisini uygulayıp daha fazla ürün üretip ucuza satmayı hedeflerler. Maliyet liderliği stratejisini kullanan örgütler genellikle ölçek ekonomisinden faydalanmaktadırlar.

Ölçek ekonomisine dayalı rekabet stratejisinin izlendiği topluluklarda daha az sayıda büyük örgütün oluşması gözlenmektedir. Bu yoğunlaşma anlamındadır. Bu örgütler pazarın en büyük kısmına yanıt verir ve bu merkez etrafında daha küçük ve dağınık müşteri kesimleri oluşur.

Topluluk içinde yoğunlaşma sebebiyle çok büyük örgütlerin ölçek ekonomisine katkı sağlamadığı için ilgilenmediği ve özelci örgütlerin çok büyük örgütlerin rekabetçi baskılarını hissetmeden yararlanabileceği kaynakların bollaşması olayına kaynak bölünmesi denmektedir. Kaynak bölünmesi dolayısıyla pazarın büyük merkezi etrafında küçük kesimlerde özelci örgütlerin kurulma oranı yüksek olacaktır.

Yoğunlaşmanın dolayısıyla kaynak bölünmesinin artması büyüklerin hayatta kalmalarını zorlaştırmaktadır. Bu da çok büyük örgütlerden küçük olanlarının kapanma oranlarını arttıracaktır.

Örgütsel ekoloji teorisinde örgüt topluluklarının kurumsal, ekonomik ve politik çevreleriyle olan ilişkileri de incelenmektedir. Buna göre kurumsal çevre örgüt topluluklarının içsel dinamiklerini etkilemektedir. Bu etki sosyo-politik meşrulaştırma ile açıklanmaktadır. Bilişsel meşruiyetin yanında bir örgütsel biçimin sosyo-politik aktörlerce kabul edilmesi de örgüte kaynak temininde yardımcı olur ve korunmasını sağlar.

Sosyo-politik meşruiyetin çeşitli yolları bulunmaktadır. Örgüt biçiminin yasallaşması ve devlet veya meslek örgütleriyle ilişki kurulması sosyo-politik meşruiyeti sağlayabilmektedir. Ne kadar çok ilişki kurulursa örgütlerin kurulma ve hayatta kalma oranları da o kadar yüksek olur.

Siyasi dönüşümle, siyasi karmaşa dönemleri, ekonomik krizler ve yasal değişiklikler de yeni örgüt topluluklarının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bu tip durumlarda yeni sosyal gruplar güç kazanabilir ve bunlarca tercih edilen örgüt biçimlerine sahip örgütlerin kurulmaları hız kazanabilir.

Örgütsel ekoloji teorisi çevresel değişimlere karşılık yöneticilerin bir şey yapamayacaklarını, eylem girişimlerinde bulunsalar dahi çok az bir kısmının başarılı olabileceğini öne sürmektedir. Bu bağlamda yöneticiler sınırlı rasyoneldirler, yani geleceği mükemmel düzeyde öngöremezler ve kararlarını sınırlı miktardaki bilgileriyle alabilirler. Dolayısıyla onların eylemlerinin sonuçlarını çevre belirlemektedir.

Özetle örgütsel ekoloji teorisi analiz düzeyini örgütler-üstü tutarak koşul bağımlılık teorisinden farklılaşmaktadır. Çevre ile ilişkileri belirlenimci yani nedensellik zinciri çerçevesinde olarak, ontolojik olarak gerçekçi epistemolojik olarak pozitivist paradigmalara dayanmaktadır. Yapılan araştırmalar ise yöneticilerin ihtiyaç ve problemlerine yönelik değil, bilimci bir niyetle yapılmaktadır.

Örgütsel Ekoloji Teorisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir