Postmodern Örgüt Teorisi

Postmodern Örgüt Teorisi

Postmodernizm kavramı 20. yüzyılın ortalarından itibaren sanat, mimarlık, edebiyat gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Bu kavramın sosyal bilimler ve özelde de örgüt teorisi alanında kullanılması ise 1980’li yıllar ile birlikte başlamıştır. Adından da anlaşılacağı üzere postmodernizm modernizmin sonrasında gelişmiş bir kavramdır ve modernizmden farklı bir dünya görüşüdür.

Hümanizm, özgürlük, eşitlik, aydınlanma, sekülerizm gibi kavramların üzerine kurulmuş olan modernizm, 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında hâkim olan, insanın egemen olmasını savunan ve bilimi öne çıkaran bir dünya görüşüdür. Akılcı, gerçekçi, pozitivist, ilerlemeci, tektipleştirici, determinist ve sistematik nitelikleri olan modernizm; insanoğlu için mutluluk, adalet, insan hakları gibi hedefleri bünyesinde barındıran projelere sahiptir.

Büyük projelerle insanlığa yaptığı katkıya karşın, modernizm birçok ekonomik, sosyal ve çevresel sorunun da doğmasına neden olmuştur. Modern zamanda insanlar arasında ekonomik eşitsizlikler oluşmuş ve artmış, bireycilik olgusu ile yapılan fedakârlıklar azalmış ve tüketim toplumunun oluşmasıyla dünyada çeşitli çevresel felaketler yaşanmıştır.

İnsanlığa getirdiği katkıları ve sorunlarıyla modernizme yöneltilen eleştiriler ve yaşanan bilimsel gelişmeler ile postmodernizm düşüncesi ortaya çıkmıştır. Modernizmin temel yaklaşım ve özelliklerini reddeden postmodernizm; meta-anlatıların sonu, geç kapitalizm mantığı, çok uluslu kapitalizm, üst modernizm, görecilik, radikal modernizm gibi çeşitli şekillerde ifade edilmiştir.

Birçok bilim dalından beslenen postmodernizme yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Modernizmin temellerinden biri olan aydınlanma ideallerinin epistemoloji ve bilim felsefesinde reddedilmesi ilk yaklaşımdır. Bunun yanı sıra postmodernizmin kapitalist düzeni sürdürdüğünü iddia eden Marksist düşünürler; toplumsal yaşamın modern kavramlarla açıklanamayacağını ifade eden sosyologlar; postmodernizmi daha da radikalleşen bir modernizm olarak gören Giddens ile Beck ve modernizmi eleştirmesine rağmen çözümü yine modernite içinde arayan Habermas diğer yaklaşımları sergilemektedir.

Bu yaklaşımlar ışında postmodernizm heterojenlik ve farklılığı ön plana koymakta ve parçalanma, belirsizlik ve güvensizlik özelliklerini kendinde barındırmaktadır. Nesnelerin yüklenilen anlamlardan ibaret olduğunu ifade ederek yorumsamacı bakış açısını benimseyen postmodernizm, her türlü bilginin insanlığa yarar sağlayacağını düşünerek eklektisizm (seçmecilik) özelliklerini de taşımaktadır.

Postmodern örgüt teorisinin diğer örgüt teorilerinden farkı, yeni kurumsal ve eleştirel örgüt teorisini dışarıda tutarsak diğer teorilerin tam anlamıyla modernist yaklaşımı benimsemelerinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla modernist çizgideki bu teorilerin (koşul bağımlılık, kaynak bağımlılık, örgütsel ekoloji ve işlem maliyetleri-vekâlet) bazı ortak özellikleri bulunmaktadır. Bu teoriler örgütleri iç ve dış çevresiyle sınırları belli oluşumlar olarak görmekte, farklılaştırma ve iş bölümüne önem vermekte, örgütleri hedeflere dönük araçsallaştırmakta ve ilerleme bakış açısıyla etkinlik ve verimliliği örgütsel analizde üst sıralarda tutmaktadır.

Bu teoriler dışında yeni kurumsal ve eleştirel örgüt teorileri hem modernist hem de postmodernist özellikler taşımaktadır. Yeni kurumsal teori postmodernizmin yorumsamacı yaklaşımını benimseyerek tek bir doğrunun olmadığını fakat karşılıklı etkileşim ile ortak bir doğruya ulaşılabileceğini ifade etmektedir. Eleştirel örgüt teorisi ise insan ilişkilerinin özünde güç ve çıkar çatışmasının olduğunu vurgulayarak postmodernist özellik sergilemekte ancak postmodernizmin ortaya hiçbir gerçeklik koymaması nedeniyle ayrı düşmektedir. Ek olarak eleştirel örgüt teorisi özellikle sendikal faaliyetlerde kendini gösteren yoğun politik gündemiyle de postmodern örgüt teorisinden ayrılmaktadır.

Postmodern örgüt teorisi iki farklı bakış açısıyla değerlendirilmektedir. Bunlardan ilki kurumların örgütlenme biçimlerini ele alan ve modernizmden sonra gelen dönemi ifade eden dönemsel postmodernizmken; ikincisi bireylerin bilgiye ulaşma biçimlerini ele alan ve yeni bir düşünce biçimi olarak felsefi postmodernizmdir. Dönemsel postmodernizmde karmaşa, düzensizlik ve esneklik özellikleri baskınken; felsefi postmodernizm olguları mevcut halleriyle kabul etmekte ve eleştirel yaklaşımları benimsemektedir.

Dönemsel postmodernizm ile bilgi toplumu meydana gelmiş, üretim sanayiden hizmet sektörüne kaymış, tüketim ürünlerden imajlara dönük olmaya başlamış ve postmodern örgütler ortaya çıkmıştır. Postmodern örgütlerin en önemli özelliği ise bürokratik iş bölümünün terk edilip postbürokratik bir yapının benimsenmesidir. Postmodern örgütlerde;

  • Kaynaklar sınırlar arasında bir yerden bir yere hızla yer değiştirmekte,
  • Maliyetler neredeyse üretim anında ortaya çıkar hale gelmekte,
  • Esnek çalışma türleri yaygınlaşmakta,
  • Bireylerin kariyer anlayışları değişmekte,
  • Teknolojinin yardımıyla sanal örgütler oluşmakta,
  • Üretim dışındaki işleri yapan kuruluşlar da önemli hale gelmekte,
  • Proje bazlı örgütlenmeler oluşmakta,
  • Ofis kavramı demodeleşmekte,
  • Geleneksel mesai anlayışı değişmekte,
  • Sürekli güncellenen hedefler lanse edilmekte,
  • Örgütsel iş tanımları değişmekte,
  • Çalışanların iş tanımları kompleks bir şekle girmekte
  • Çeşitli bakış açısı, rol ve kimliklerin yer aldığı karmaşa ortamı görülmektedir.

Dönemsel postmodernizm ile imaj yönetimi, sürdürülebilirlik, vizyon bildirgeleri, yenilik yönetimi gibi uygulamalar kar, standardizasyon, homojenlik gibi bakış açılarının yerini almıştır. Ek olarak stratejik yönetim, dış kaynaklardan yararlanma, esnek üretim, toplam kalite yönetimi gibi çeşitli yönetim teknikleri ortaya çıkmıştır.

Örgütlenme biçimlerinde ise dik ve sabit yapıdan esnek yapıya geçilmiş; çalışanların yeteneklerine odaklanma, niş tüketim, bilgisayar destekli esnek üretim ve çoklu yetenek gerektiren işler gündemde yerini almıştır. Böylece her geçen gün bir yenisini duyduğumuz şebeke örgütler, öğrenen örgütler, matris örgütler, kesişen örgütler, çılgın örgütler gibi yeni örgütlenme biçimleri ortaya çıkmıştır.

Felsefi postmodernizm, modern örgüt teorilerinin arka planlarındaki düşünce yapısını sorgulamakta ve eleştirmektedir:

  • Örgütler nesnel varlıklar olarak nitelenmemelidir çünkü çeşitli faktörlerin etkileşimi örgütlenmeye dinamik bir kimlik kazandırmaktadır.
  • Örgütleri belli kültürel değerlere, biçimlere, işlevlere sahip somut, ölçülebilir ve kıyaslanabilir yapılar olarak görmek mümkün değildir.
  • Örgütlerin başarısının lider veya yöneticilere atfedilmesi şüphelidir ve etkinlik, verimlilik gibi kavramlara kesin olarak ulaşma imkânı yoktur.
  • Örgütler karmaşık bir dünyada yaşamlarını sürdürürler. Bu yüzden de nedensellik bağları söz konusu değildir.
  • Örgütler doğal bir denge içerisinde bulunmazlar. Bu sebeple örgütsel değişim sağladığı düşünülen teknik ve stratejiler anlamsızdır.
  • Bilgi sosyal olarak inşa edildiği için en önemli üretim faktörü veya stratejik kaynak değildir. Bilgiyi değerli kılan gerçek hayata yansıttığı gücüdür.

Felsefi postmodernizm modernizme yönelik bu eleştirilerini ve örgütsel analizi üç farklı kavram temelinde yapmaktadır. Bu kavramlardan ilki Jacques Derrida’nın ortaya attığı yapıbozum (yapısöküm) kavramıdır. Kişilerin oluşturduğu metinler ve kullandıkları dil nesnellikten uzak kendi zihinsel arka planlarını yansıtmaktadır ve görünenin ötesinde anlamlara sahiptir. Bu anlamların ve bulanık halde gerçekliğin ortaya çıkarılması için ise yapıbozum analiz yöntemleri kullanılmalıdır.

İkinci kavram Jean-François Lyotard’ın büyük anlatı kavramıdır. Büyük anlatılar; aydınlanma, demokrasi, kalkınma gibi büyük hedefleri bünyesinde barındıran kavramlardır. Buna göre modern örgüt teorilerinin bilimsellik, etkinlik ve verimlilik gibi büyük anlatıları yerine küçük anlatılar kullanılmalıdır. Bu tip üretilen bilgilerin meşruluğu işe yaradığı ölçü nispetinde olup, girdi-çıktı optimizasyonu esastır.

Son kavram ise Michel Foucault’nun güç kavramıdır. Foucault söylem, bilgi ve güç ilişkisi üzerinde durmaktadır. Bilgi gücü üretmekte, güç ise doğru bilgiyi tanımlamaya imkân vermektedir. Gücün etkisi doğrudan ortada görünmez ve yönetim süreçlerinde çalışanlar üzerinde görülür. Performans değerlendirme sistemleri, yeniden yapılanma gibi uygulamalar gücün gizlendiği örneklerdendir.

Postmodernizm sadece örgüt teorisini değil işletmenin tüm fonksiyonlarını etkilemiştir. İşletmelerde yönetim fonksiyonundan sonra postmodernizmden en fazla etkilenen fonksiyon pazarlamadır. Tüketim nesnesi ürün ve hizmetlerden uzaklaşıp imaj ve deneyimler haline gelmiş, tüketici tercihleri parçalanmış, üretim ile tüketim yer değiştirerek tüketim odaklı bir döneme geçilmiş, merkezi konum öznelerden anlara geçmiş ve seri uyarlama gibi yaklaşımlarla zıtlıkların birlikteliği meydana gelmiştir. Bu gelişmelerin yaşanmasında küreselleşme de yadsınamaz derecede etkiye sahiptir.

Postmodernizmin işletmenin üretim fonksiyonuna yansımaları ise değişen tüketici tercihlerine karşı yetersiz kalan fordizm dönemini kapatıp postfordizm dönemini açmasıyla olmuştur. Postfordizm içinde barındırdığı yalın üretim, esnek uzmanlaşma, esnek imalat gibi sistemlerle ikinci sanayi devrimini yapmıştır.

Postmodernizmin muhasebe fonksiyonuna yansıması üretim ve pazarlama fonksiyonlarından farklı olarak felsefidir. Modern muhasebe değerden bağımsız, sadece piyasadaki bilgileri raporlamayı kendine iş edinen araçsal bir anlayışa sahiptir ama bu postmodernizm tarafından reddedilmektedir. Modern muhasebe ilke ve standartlarının politik bir pazarlığın sonucu olduğu ve nesnel bir amaç olarak sunulan karlılığın kendi kendini doğrulayan uydurulmuş bir varsayım olduğu ifade edilmektedir. Ek olarak muhasebenin idare edilebilir insanlar oluşturmayı hedeflediği ve çalışanlar üzerinde bir baskı ve denetim aracı olarak kullanıldığı da görülebilmektedir. Sanallaşan ve karmaşıklaşan dünyada muhasebe bir değer ve güç problemidir. Muhasebenin etik bir kimliğe kavuşması için ise çok sesli ve gücün dağıtıldığı bir yapıya gereksinim vardır.

Son olarak postmodernizmin insan kaynakları yönetimi üzerindeki yansımaları dönemsel açıdan personel yönetiminden geçiş üzerinde olmuştur. Bu anlamda performans ve verimlilik endeksli katı insan kaynakları modeli terk edilerek; çalışanları bir kaynak, yetenek ve entelektüel sermaye olarak gören yumuşak insan kaynakları modeli benimsenmiştir. Felsefi açıdan ise yapıbozum analiziyle aslında yalın üretimden cimriliğin, esneklikten yönetimin keyfiliğinin, grup çalışmasından bireysel yetkilerin ortadan kaldırılmasının kastedildiği gibi çeşitli sonuçlar iddia edilmiştir. Örgütsel vatandaşlık, bağlılık, motivasyon gibi büyük anlatılar ise işletmelerin modern hedeflerini gizlemeye dönük ikna çabalarından oluşmaktadır. Ayrıca güç ilişkileri bağlamında personel seçimi, performans değerleme gibi uygulamalar ile idare edilebilir bireyler ve disiplinin sağlanabileceği iş ortamlarının oluşturulması amaçlanmaktadır.

Özetle postmodern örgüt teorisi analiz düzeyi olarak örgütleri seçmekte ve örgütün çevre ile ilişkisini iradeci bir görüşle ele almaktadır. Ontolojik açıdan gerçek diye bir şeyin olmadığını savunarak nominalist, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağını antipozitivist bir tavırla görmektedir. Postmodern örgüt teorisiyle ilgili çalışmalar ise dönemsel olarak yönetimci, felsefi olarak ise bilimci şeklinde görülmektedir.

Postmodern Örgüt Teorisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir