Yeni Kurumsal Teori ve Örgütler

Yeni Kurumsal Teori ve Örgütler

1970’li yıllara kadar örgütler için sadece koşul bağımlılık teorisinin öne sürdüğü fikirler hakimken, 1980’lere doğru teori çeşitlenmesi yaşanarak yeni örgüt teorileri ortaya çıkmıştır. Bu teorilerden biri de John Meyer, Brian Rowan, Lynne Zucker, Paul DiMaggio ve Walter Powell adlı örgüt araştırmacılarının çalışmaları sonucu ortaya konmuş olan yeni kurumsal teoridir.

Yeni kurumsallaşma adı ile de anılan yeni kurumsal teori çoğunlukla sosyoloji biliminde faydalanmıştır. Teori örgütler birbirine neden bu kadar çok benzer? sorusu üzerinden temel tezini oluşturmuştur. Çevremizde de gördüğümüz üzere yaşamımızdaki bütün örgütler (hastaneler, üniversiteler, alışveriş merkezleri gibi) birbirine benzemektedir. Buna ek olarak bu örgütlerin muhasebe işlemleri, pazarlama uygulamaları vb. de benzerlik göstermektedir.

Geçmişten bugüne toplumsal düzen kanunlar, normlar, inançlar gibi çeşitli kurumlardan oluşmaktadır. Toplum içerisindeki insanlar da hem bu kurumları oluşturmakta hem de davranışları bu kurumların etkisi altında kalmaktadır. Örgütler de toplumun bir parçası olduğu için bu kurumlara uyarak ve etkileşim içerinde şekillenmiştir. Dolayısıyla yeni kurumsal teori, çevreyi sosyal olarak inşa edilmiş olarak görmektedir.

Örgütlerin çevrelerine uyma eğilimi ise kendilerini meşru kılma yani toplumsal olarak kabul edilebilir kılma isteğinden gelmektedir. Böylelikle örgütler kendi yaşamlarını devam ettirebilmek için gerekli kaynakları devlet, müşteriler, tedarikçiler gibi toplumun ilgili kesimlerinden sağlayabilecektir. Ayrıca benzer kurumlara dayanan örgütler yapısal ve yönetsel bakımdan birbirlerine benzeyecek, eş biçimli bir hal alacaklardır.

Yeni kurumsal teori geliştirilmeden önce örgütler üzerine ilk kurumsal analiz Philip Selznick tarafından yapılmıştır ve kurumsal teori olarak adlandırılmıştır. Yeni kurumsal teorinin eski kurumsal yaklaşımdan farkları bulunmaktadır. Öncelikle eski kurumsal teori örgütleri tek tek incelerken, yeni kurumsal teori örgüt topluluklarını incelemektedir. Eski kurumsal teori örgütün çevresindeki toplumsal kesimlerden nasıl etkilendiğini ve değiştiğini incelerken, yeni kurumsal teori örgütlerin sektör, ulusal ve uluslararası düzeyde nasıl değiştiğini ve birbirine benzeştiğini incelemektedir. Son olarak ise eski kurumsal teori kurum kavramını bazı örgütlerle sınırlarken, yeni kurumsal teori kurumu örgütsel çevre düzeyine çıkarmıştır.

Yeni kurumsal teoride iki önemli kavram bulunmaktadır. Bunlardan ilki olan kurum sosyal olarak inşa edilmiş ve normal şartlarda sürekli yeniden üretilen davranış şablonları veya kural sistemlerdir. İkincisi olan kurumsallaşma ise bir sosyal şablon veya düzenin kurala benzeyen bir konuma ulaşması, kurum niteliğine kavuşma süreci olarak tanımlanmaktadır. Kurumlara örnek olarak aile, evlilik, şirket, selamlaşma ve okula gitme örnek olarak verilebilir. Dikkat edeceğiniz üzere bu kurumlar tarihsel süreç içerisinde normalleştirilmiş, fazla sorgulanmamış davranış şablonlarıdır ve sürekli olarak tekrarlanıp yeniden üretilmektedirler.

Kurumların örgütlere istikrar kazandırması üç boyutta, mekanizmada olmaktadır. Bilişsel boyut kanıksanmışlık temelli olup, görünürlük özelliğiyle yaygınlaşırlar. Belirsizlik nedeniyle ve taklitçi bir tavırla eşbiçimlilik sağlarlar. Buna en güzel örnek işletmelerin zihinsel bir ön kabulle kurulum aşamasında pazarlama, muhasebe, üretim gibi bölümlere ayrılmasıdır.

Kurumların ahlaki boyutunun temeli ahlaki olarak doğruluk ve uygunluktan gelmektedir. Eğitim, meslekleşme ve belgelendirme yoluyla yaygınlaşıp, sorumluluk duygusu nedeniyle ve ahlaki değer yüklemeyle örgütlerde eşbiçimlilik sağlarlar. Bunun için de ISO 9001 kalite yönetim sisteminin firmalar tarafından benimsenmesi örnek olarak gösterilebilir.

Kurumsal uyumun son boyutu kuralcı mekanizmadır. Bu boyutun toplumsal temelini yaptırımlar oluşturmaktadır. Bu yaptırımları da yasalar, yönetmelikler ve sözleşmeler sağlamaktadır. Örgütler bağımlı oldukları için zorlayıcı nedenlerle eşbiçimli hale gelirler. Bunun için ise işletmelerin standart muhasebe sistemlerini kullanmaları örnek olarak gösterilebilir.

Kurumlar bu üç boyuttan birini veya hepsini içerebilirler. Ayrıca bir kurum tarihsel süreçte farklı boyutlarda bulunabilir. Örneğin kimya sektöründe çevrecilik anlayışının önce kuralcı boyuttayken, daha sonra ahlaki boyuta, günümüzde ise normalleşerek bilişsel boyuta büründüğü gözlenmektedir.

Yeni kurumsal teoriye göre örgütler meşruiyet sağlamak için çevrelerine uyum sağlamaktadırlar. Meşruiyet en öz haliyle toplumsal kabul edilebilirlik olup, yapılan bir eylemin istenen, uygun veya doğru olduğuna dair genel varsayım veya algıdır. Bu haliyle örgütsel meşruiyette ise mevcut kurumların örgütün varlığını açıklanabilir ve anlaşılabilir kılma düzeyi kastedilmektedir.

Meşruiyet birden fazla örgütün etkileşimi sonucu meydana gelmektedir. Meşruiyetin sonucunda kurumsallaşma olmakta ve bu kurumsallaşmanın diğer örgütler tarafından benimsenmesi meşruiyetin onlara da kazandırılması anlamına gelmektedir. Meşruiyet sonucu örgütün kaynaklara daha rahat ulaşması ise bu sürecin bir yan ürünüdür.

Meşruiyette de kurumsal uyum mekanizmalarında olduğu gibi üç tür olabilmektedir ve bu türler mekanizmaların karşılığıdır. Bilişsel meşruiyet aksi düşünülemeyen ve sorgulanamayan, en güçlü şekilde kanıksanmış meşruiyet türüdür. Ahlaki meşruiyet ahlaki değerlere uygunluktan kaynaklanan meşruiyet türüdür. Faydacı meşruiyet ise örgütsel faaliyetlerin rasyonel çıkar ve kurallara uygunluğundan kaynaklanmaktadır.

Yeni kurumsal teoriye göre örgütler yukarıda bahsedilen taklitçi, ahlaki veya zorlayıcı mekanizmalar sebebiyle eşbiçimli hale gelirler. Bu eşbiçimliliklerin sırasıyla bilişsel, ahlaki ve kuralcı kurumsal uyum sonucu oluştuğu ifade edilmişti. Örgütler bu eşbiçimliliklerini sık ve anlamlı düzeyde etkileşerek ortak anlam sistemi meydana getirdikleri örgütler topluluğunda, yani örgütsel alanda yaparlar. Tabi bu örgütsel alan ekonomik tabir olan sektör ile karıştırılmamalıdır. Örgütler meslek kuruluşları, tüketiciler, tedarikçiler gibi çeşitli aktörlerle örgütsel alan oluşturabilirler. Buradaki en önemli unsur ortak bir sorunun paylaşılmasıdır.

Hangi türü olursa olsun eşbiçimlilik sonucu örgütler birbirine benzemektedir. Bu ise yönetim uygulamalarının nasıl yayıldığı ve hangi niyetle benimsenip nasıl uygulandığı sorusunu gündeme oturtmuştur. Bu durumun adı yayılma olarak geçmektedir. İlk zamanlar bir yönetim uygulamasını benimseyip kullananlar verimlilik ve rasyonellik için kullanırken; uygulamanın örgütsel alanda başarılı olması sonucu daha sonraları örgütler kurumsal baskılar sonucu, meşruiyet kazanmak için bu uygulamayı kullanmışlardır. Bu geleneksel yayılma tezidir. Ancak son yıllarda bunun aksi iddia edilmiştir. Buna göre ilk başta yeni uygulamayı benimseyen örgütler ekonomik ve sosyal kazanç arzularken; daha sonraları benimseyen örgütler ekonomik ve sosyal kayıplardan kaçınma niyetiyle doludurlar. Buna ise yeni yayılma tezi denmektedir.

Ek olarak yayılma durumu bazı yönetim uygulamalarının bir zaman popüler olup daha sonra demode olmasını da göstermiştir (altı sigma, değişim mühendisliği gibi). Bu ise belirli yönetim uygulamaları ve tekniklerinin, rasyonel ilerleme sağlayacağına ilişkin örgütsel alana yayılan geçici ortak inancı, yönetim modası kavramını ortaya koymuştur.

Yeni kurumsal teoriye göre örgütsel alanlarda eşbiçimliliğe ilaveten çeşitlilik de bulunmaktadır. Bu kurumsal çeşitlilik örgütlerin kurumsal baskılara karşı gösterdikleri farklı tepkiler ve çatışan kurumsal mantıklar sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Kurumsal baskıyı yapan aktörün kimliği, baskının bağlamı, türü ve nasıl yapıldığı verilecek tepkileri belirlemektedir. Bu tepkiler arasında uyma, uzlaşma, kaçınma, karşı koyma ve manipülasyon stratejileri yer almaktadır.

Örgütler sosyal dünyanın anlamlandırılmasını sağlayan ve davranışları biçimlendiren kurumsallaşmış uygulamalar, varsayımlar, değerler ve inançlardan oluşan kurumsal mantık ile; çeşitlilik ve çatışmalar yaratırlar. Günümüzde en temel kurumsal mantıklara din, aile, kapitalizm, demokrasi ve bürokrasi örnek olarak verilebilir.

Kurumsal mantığın kaynağı olduğu diğer olgu kurumsal değişimdir. Örgütler benzedikleri ve benimsedikleri kurumları bazen değiştirmek isterler. Bu değişikliği ise kurumsal girişimciler sağlar. Ekonomik, politik ve sosyal çevredeki değişimler ile krizler gibi dışsal faktörler ve meşruiyet endişelerinin verimliliği azaltması, kurumlara aşırı uyumun esnekliği azaltması, kurumlar arası uyumsuzluğun çıkması gibi içsel faktörler kurumsal değişimin nedenleri arasındadır.

Özetle örgüt teorileri arasında örgütsel ekoloji teorisi ile örgütler üstü analiz düzeyini benimseyen yeni kurumsal teori, hem örgütlerin çevreyi etkilediğini hem de çevrenin örgütleri etkilediğini düşündüğü için yapılanmacı bir yaklaşımı benimsemektedir. Ontolojik olarak etkileşimci bir anlayışa sahip olan yeni kurumsal teori, epistemolojik olarak ise post-pozitivist bir konuma sahiptir. Son olarak yeni kurumsal teori olanı açıkladığı ve yöneticilere örgütlerin hayatta kalmaları için öneriler sunduğu için bilimci bir anlayışa sahiptir.

Yeni Kurumsal Teori ve Örgütler
Etiketlendi:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir