Örgütler Toplumu

Örgütler Toplumu

Şöyle bir senaryoyu zihnimizde canlandıralım: sabah uyanıyoruz, kahvaltıdaki eksik malzemeler için süpermarkete gidiyoruz, kahvaltımızı yaparken haber kanallarından birini seyrediyoruz, hazırlanıp geçimimizi sağladığımız fabrikaya/şirkete/plazaya gidiyoruz, catering hizmeti veren bir firmanın hizmeti neticesinde öğle yemeğimizi yiyoruz, amirimizden izin alarak rutin göz kontrolümüz için daha önceden aldığımız randevu saatinde hastanede olmak üzere çalıştığımız yerden ayrılıyoruz, ev alma planıyla bir bankaya gidiyoruz, akşam yemeği için bir restorana gidiyoruz ve eve gidip internet üzerinden yayın yapan bir platformda takip ettiğimiz dizinin yeni bölümlerini izliyoruz ve bir günü daha bitirmenin yorgunluğuyla uyuyoruz. Kabaca betimlediğim bu bir günlük akışı kısmen veya değiştirilmiş olarak hepimiz yaşıyoruz. Dikkat etmişsinizdir bu senaryodaki bazı kelimeleri koyu renkle belirttim. Bunların ortak özelliği ise belirli bir amacı yerine getirmek için oluşturulmuş sosyal yapı veya düzenler olması. Bir diğer ifadeyle örgüt, organizasyon veya eski tabirle teşkilat. Evet, hayatımız bir şekilde örgütlerle temas halinde geçiyor. Modern insanı onlarsız hayal etmek imkânsız hale geldi. Bu yüzden bu yazıda örgütler toplumu kavramını ele alacağım.

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren toplum namına birçok isimlendirmeler yapılmıştır. Bunlardan bazıları: sanayi sonrası toplum (Daniel Bell), bilgi toplumu (Yoneji Masuda), teknetronik çağ (teknoloji ile elektroniğin birleşimi / Zbigniew Brzezinski) ve postkapitalist toplum (Peter Drucker). Bu nitelemelerin hepsi olaya farklı açıdan yaklaşmalarının ürünü. Örgütler toplumu ise ilk defa sosyolog Charles Perrow (1925-2019) tarafından çözümlenen bir kavram. Çözümlenen diyorum çünkü Charles Perrow’dan önce de birkaç kişi örgütler toplumundan bahsetmiş bulunmakta. Charles Perrow’a kısaca değinmek gerekirse O’nu ömrünü örgütler ile toplum arasındaki ilişkiye adamış, örgütlerin toplum üzerindeki etkilerini incelemiş, bir diğer ifadeyle örgütler sosyolojisi alanına katkılar yapmış bir sosyal bilimci olarak tanımlayabiliriz.

Charles Perrow’a göre büyük örgütler çağımızın özellikle de gelişmiş ulusların kilit olgusu. Bu nedenle de siyasetten toplumsal sınıf yapısına ekonomiden teknolojiye hatta dinden aile ve sosyal psikolojiye birçok olgu örgütlere bağımlı bir konuma gelmişlerdir. Şöyle ki büyük örgütler ortaya çıktığında siyaset yapma biçimi değişmiştir çünkü siyasetçiler büyük örgütlerden gelmiş, büyük örgütlerde iş hayatını geçirmiş ve sonuç olarak büyük örgütlere medyun, borçlu hale gelmişlerdir. Toplumsal sınıf yapısı örgütler tarafından yeniden inşa edilerek; örgüt içi ve örgütler arası katmanlaşma sınıf sisteminin temel belirleyicisi haline gelmiştir. Temelde bireylerin özçıkarlarını koruma güdüsüyle hareket ettikleri varsayımında bulunan ekonomi, örgütler önemli çıkar grupları ve aktörler haline geldikçe -ve bunun için- öngörü gücü ile uygunluk düzeyi zayıfladı. Kabaca ürün ve hizmet üretme teknikleri olarak teknoloji örgütler olmadan yaşayamaz hale geldi. Örneğin ilk olarak fabrikalar kontrol nedenleriyle insanları bir araya topladı, sonra ise fabrikalarla ilişkilendirdiğimiz makineler yani teknoloji uysal, adeta kuzu gibi bir işçi yapısını kontrol etme düzeyini maksimize etmek için icat edildiler. Dolayısıyla günümüzde teknoloji, örgütlerin sadece motor gücü olmaktan çok ürünü haline geldi. Din ve aile gibi toplumun iki güçlü altyapısı yeni olgularla başa çıkmak için şekillendirildiler ve eskisinden daha az bağımsız birer realiteye dönüştüler. Son olarak gerçekliği inşa etme şekillerimiz olarak sosyal psikoloji örgütler tarafından giderek daha fazla biçimlendirilir ve örgütlerle daha çok bağdaşır hale geldi.

Perrow’un örgütler toplumu argümanı kısaca şudur: örgütler toplum için kilit noktadır çünkü büyük örgütler toplumu absorbe etmiştir. Büyük örgütler geçmişten bu güne toplum diye düşünülen şeylerin önemli bir kısmını içine çekmiştir ve bir zamanlar toplumun bir parçası olan örgütleri toplumun vekili konumuna yükseltmiştir. Bir önceki ifadedeki absorbe etme ile; aile ve komşuluk gibi bir zamanlar göreceli olarak özerk ve küçük biçimsel olmayan gruplar ile küçük işletmeler ve yerel yönetimler gibi küçük özerk örgütler tarafından yapılan faaliyetlerin artık büyük örgütler tarafından yapıldığı kastedilmektedir. Bu örgütlerin çok sayıda çalışanı vardır (örneğin sayılar kesin olmamakla beraber WalMart’ın 2,1 milyon, McDonald’s’ın 1,7 milyon, Volkswagen’ın 664 bin, Amazon’ın 647 bin, IBM’in 433 bin çalışanı vardır) ve bu örgütler çalışanlarının yaşamlarını birçok yolla şekillendirebilmekte ve aynı zamanda topluluğun çöküşünü şekillendirmenin envai çeşit alternatif kaynağını ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu büyük örgütler bir örgüt ekosistemi oluşturmuş gibidirler. Etraflarında uydu mahiyetinde işletmeler ve kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşları yer almaktadır. Yeri gelmişken belirtmekte fayda var ekonomi dışı örgütler, örgütler toplumunda oldukça önemlidir çünkü bu sistemin altyapısını oluştururlar. Bir diğer ifadeyle sadece parçaları birleştirmezler aynı zamanda çatışmayı yatıştırır, kaynakları geliştirir ve bu toplumla tutarlı olacak şekilde -örgütler toplumunu meşrulaştırıcı düşünce şekillerini, bilişsel yapıları sağlayarak- kültürü şekillendirirler.

Örgütler toplumu ile ayrıntılı açıklamalar verilirken üç olgu üzerinde durulmaktadır:

  1. Vatandaşları örgütler için elverişli kılan maaş bağımlılığı,
  2. Yoğun örgütlü faaliyetlerin toplumsal faaliyetlerinin dışsallaştırılması (maliyetler gizlenmektedir)
  3. Fabrika bürokrasisi – kontrolleri göze çarpmayacak bir şekilde gerçekleştiren yeni bir bürokrasi şeklinin gelişmesi ve yayılması.

Şimdi bu olguları sırayla inceleyelim.

Maaş bağımlılığı olgusu toplumun örgütlerin içinde kaybolmasının, erimesinin nedenlerinden biridir. Kısa bir ifadeyle maaş bağımlılığı birinin hayatta kalması için herhangi bir gelire bağlı olması, yani biri için çalışması ve para formunda ücret alması anlamına gelmektedir. Ekonomik açıdan aktif kesimin büyük kısmının bir örgütte istihdam edilmekten başka, ekonomik anlamda ne bir fırsatı ne de bir alternatifi vardır. Dolayısıyla kendi kendini istihdam etme bir kategori olarak buharlaşmaktadır çünkü örgütler toplumundaki maaş bağımlılığı bunu sağlamaktadır.

1820’li yılların Amerika’sında nüfusun %20’si bir maaşa bağımlıyken (çünkü çoğunluk avcı, balıkçı, oduncu veya çiftçiydi), 1950’lerde bu bağımlılık %80-90’a çıkmıştır. Bunun anlamı bireyin eskiden daha fazla takdir yetkisine sahip olduğudur. Çağımızın maaş bağımlılığı sisteminin en büyük etkileri işgücünün ihtiyaç duyulan yere hareket etmek zorunda kalması ve karşılıklı yükümlülüklerin azalmasıdır. Eskiden boş zaman, ibadet gibi dini faaliyetler ve çocukların sosyalleştirilmesi şeklinde geçirilen 8-12 saat günümüzde büyük örgütlerde geçirilmektedir.

İfade edilen toplumsal maliyetlerin dışsallaştırılması iki katmanlı gerçekleşmektedir. Öncelikle büyüklüğün bir diğer ifadeyle devasa ölçeklerdeki ekonomik faaliyetlerin maliyetlerinin toplumun daha zayıf parçalarına yaydırılması ve gizlenmesi zorunludur. Bu şekilde büyük örgütlerin meşruiyeti garantiye alınsın! İkinci katmanda örgütler toplumu temasının sadece büyük firmaları veya distribütörleri değil aynı zamanda hükümeti, hizmet sektörünü ve gönüllülük esaslı örgütleri içermesi yer almaktadır. Bahsedilen bu örgütlerin büyümesi örnek olarak işsizlik, aşırı nüfus yoğunluğu, anlaşmazlıklar, yabancılaştırma ve toplumsal patolojilerle ilgili maliyetlerin dışsallaştırılmasını ele almayla ilgilidir.

Düşünsenize aldığımız bir ürün veya hizmet için ödediğimiz fiyat gerçek maliyetini ne ölçüde yansıtıyor? O fiyatın önemli bir kısmı dışsallaştırmaların sonucudur.

Dışsallaştırmaların bazıları arasında çevre kirliliği, kalabalık şehirler, ulaşım maliyetleri, endüstriyel kazalar, işsizlik doğuran iş çevrimleri ve bir zamanlar kolaylıkla erişilebilen doğal kaynaklar gösterilebilir. Büyük örgütlerin malesefidir ki bunlar uzun vadede göz ardı edilebilsin.. ancak bu mümkün olmadığı için yeni iş fırsatları veya yeni vergilendirmeler oluşur. Böylelikle yeni örgütlere gerek duyulur, yeni dışsallaştırmalar oluşur ve daha yoğun kaynak tüketimi meydana gelir.

Örgütler Toplumu

Son olgu olarak bürokrasi Max Weber’den beri üzerinde düşünülen, uygulanan ve yaygınlaşan bir kavramdır. Bürokrasinin önemi, örgütlerin istek düzeyi değişiklilik gösteren çalışanlarının faaliyetlerini kontrol ve koordine etme cihazlarının tamamının üzerinde olmasındadır. Bu cihazlar örgüte maaş bağımlılığı kozunu verir ancak örgütler toplumunun var olabilmesi için örgütsel kontrol etkili ve her şeyden öte nispeten göze çarpmayan, kabul edilmiş ve meşru olmak zorundadır. İşte fabrika bürokrasisi ilk etapta bunu mümkün kıldı ve bürokrasinin örgütlerle eş anlamlı olarak anıldığı bu günlere kadar yayıldı.

Aslına bakılırsa yüzyıllardır büyük örgütler var olmuşlardır, örneğin piramitleri ve devasa Venedik gemilerini inşa edenler, kutsal kabul ettikleri dinleri yerleştirenler, savaşlarda yer alanlar ve krallıkları yönetenler. Ancak fabrika bürokrasisi endüstrileşme ve fabrikalaşmayla beraber çok sayıda örgütle geldi. Bu durum büyüyen ekonomide yeni örgütler tarafından kolaylıkla benimsenecek örgütsel şablonlar için de yeterliydi.

Günümüz büyük örgütlerinin en büyük problemi sürekli ve tahmin edilebilir üretim olduğu göz önünde tutulursa fabrika bürokrasisinin neden var olduğu daha iyi anlaşılır. Üretime hakim olma isteği merkezi kontrolü gerekli kılar. Böylesine büyük ölçekli üretimi kontrol etmek için ise ast-üst ilişkisinin olduğu hiyerarşi gerekir. Ek olarak standart işletim prosedürlerinin, kuralların ve düzenlemelerin biçimselleştirilmesi; işlerin ve görevlerin standardizasyonu ve uzmanlaştırılması fabrika bürokrasisinin sonuçlarıdır.

19. yüzyıl sonu ile 21. yüzyıl karşılaştırılırsa iki dönemde de çoğu firmanın 250’den az çalışanı vardı ancak şu anda büyük örgütler de var. Bahsedilen fabrika bürokrasisi bu tür büyük örgütleri gerektirmese de büyük örgütler sayesinde fabrika bürokrasisinin diğer örgütlere yayılımı hızlanmıştır. Mikro işletmelerde dahi merkezileşme, hiyerarşi, biçimselleştirme, standardizasyon ve uzmanlaşmaya rastlanabilmektedir. Bu firmalar çalışan sayısı bakımından mikro olabilirler ancak ekonomik tabirle firma boyutu yani hitap ettiği kişi sayısı büyüktür. Fabrika bürokrasisinin beş unsurunu getiren de bu durumdur.

Modern bürokrasinin sayılan bu unsurları zaman içinde örgütlerin içine girmiştir. Bütün unsurları bünyesinde barındıran tam bürokrasinin 19. yüzyılda gerçekleşmemesinin en büyük nedeni olarak Perrow 19. yüzyıldaki iç müteahhitliği (inside contracting) göstermektedir. Bu düzende fabrika sahibi bir müteahhit tutmakta ve ona gerekli işleri yaptırmaktadır. Böylelikle bürokrasinin unsurlarının gerçekleşme boyutları kısıtlanmış olmaktadır. İç müteahhitliğin faydaları da vardı. Örneğin müteahhitin yıllık sözleşmesini yeniletmek için devamlı surette yenilikçi davranması, kârın veya gelirin özerk müteahhitlere yayılması ve işçilerin gösterdikleri grup sadakati. Bu faydalar modern insan kaynakları yönetimi uygulamalarından biri olan iş genişletmeye oldukça benzemektedir.

Fabrika bürokrasisinin Weber’e nam edilen bürokrasiden farklı yönleri bulunmaktadır. Fabrika bürokrasisinde işçilerin kontrolüne daha fazla odaklanılmakta ve etkinlikten ziyade kontrole vurgu yapılmaktadır. Diğer bir ifadeyle eşi benzeri görülmemiş gücün kolayca göze çarpmayan kontrol aygıtı, doğrudan kontrolleri her zaman var olan ve kişiye göre değişmeyen kurallar-prosedürlerle ve makinelerle (esasında makineyle tesis edilen kurallar demetiyle) değiştirmiştir.

Dolayısıyla örgütün dışında kalan toplum, üyelerini bu bürokratik yapılara hazırlamak ve alıştırmak zorundadır. Misal olaral dakiklik, itaat, sabır, tahammül, okuryazarlık ve sayısal beceriler vatandaşlar için vurgulanan özellikler haline gelirken; karşılıklılık, etnik ve dini kültür ve geniş aile gibi örgütle alakası olmayan özellikler önemini kaybetmiştir. Daha öz ifadeyle; örgütleri desteklemek toplum için etkinlik, verimlilik ve ilerleme kriterlerine dönüştüğünde örgütler toplumu ortaya çıkmaya ve gelişmeye başlamıştır.

Charles Perrow örgütler toplumunun üçüncü olgusu olan fabrika bürokrasisi üzerinde bu kadar fazla durduktan sonra bunun yerine etkinlik açısından iki alternatif önermektedir. Alternatiflerden ilki bir işte ustalaşmaya yönelmedir. Bu sayede üretim kısıtlanacak, ekonomik kalkınma yavaşlayacak ancak ürün kalitesi artacak ve toplumsal maliyetler düşecektir. İkinci alternatif ise Sovyet Rusya’sında tam olarak uygulanan Taylorcu yaklaşımdır. Endüstriyel verimliliği artırmayı amaçlayan ve bilimsel yönetim olarak anılan bu yaklaşım ile becerisiz işgücü ve iş akışlarının analiz ve sentezi amaçlanmaktadır.

Perrow örgütler toplumu tezini 1991 yılında ortaya attığında bulunduğu ülke olan Amerika Birleşik Devletleri verilerini kullanmıştı ancak bütün gelişmiş ülkelerin toplumlarına örgütler toplumu demişti. Dolayısıyla en büyük ekonomi sıralamasında ilk 20 içinde yer alan Türkiye için de örgütler toplumu kolaylıkla denebilir.

Örgütler Toplumu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir