Yönetim Biliminde Paradoksun Temelleri, Tanımları ve Meta teori Özelliği

Yönetim Biliminde Paradoksun Temelleri, Tanımları ve Meta teori Özelliği

Paradokslar dokunulmamış yaratıcılığımızı kışkırtırken, yerleşmiş gerçekliklerimizle alay eder vaziyette burnumuzun dibinde durmaktadır. Bize birbirine bağımlı unsurlar arasındaki ısrarlı çelişkileri gösterirler. Bu unsurlar ayrı ve zıt gözükmelerine karşın, sonsuz karşılıklılıklar ağında bağlanmış biçimde aslında biri diğerini bilgilendirir ve tanıtır haldedirler. Yönetim ve örgüt çalışmalarında paradokslarla ilgili örnekler bol miktarda bulunmaktadır. Makro düzeydeki çalışmalar işbirliği ve rekabet, araştırma ve kullanma, kâr ve amaç ya da durağanlık ve değişim gibi örgütsel düzeydeki paradoksları ortaya koymuştur. Daha mikro düzeylerde ise bireysel ve takım düzeyindeki çalışmalar yenilik ve faydalılık, öğrenme ve performans ya da kişisel odak ve başkasına odak paradokslarını vurgulamıştır.

Yönetim ve örgüt çalışmalarındaki paradokslar incelendiğinde; Aristo, Konfüçyüs, Freud, Hegel, Jung, Kierkegaard ve Lao Tsu gibi felsefe ve psikolojiden zengin temele sahip derin teorik kökenlere ulaşıldığı görülmektedir. Paradokslara dair fikirler antik zamanlarda ortaya çıkmış olsa bile, günümüzde paradokslar artan bir şekilde küresel, hızla değişen ve kompleks olan çağdaş örgütler ile çevrelerine yoğunlaşmıştır. Örneğin küresel rekabet, örgütleri düşük fiyata yüksek kaliteli ürünler satmaya ve çeşitlenen yerel ihtiyaçlara cevap vererek küresel bazlı hizmetler önermeye itmiştir. Hızlı değişen işletme çevresi ise kısa vadeli kârlar ve uzun vadeli yönelimler için görünürde birbiriyle uzlaşmayan talepler yaratmıştır. Çevresel karmaşıklık, kafa karıştırıcı seçimlere yol açan muteber taleplerin eşit biçimde rekabetini elinde tutan çok çeşitli paydaşları ve çıkar gruplarını içermektedir. Bu paradoksal gerilimler farklı bir kurumsal mantığa ya da çoklu kimliklere gömülü olan örgütler şeklinde yüzeye çıkmıştır. Üst düzey yöneticiler stratejik paradokslardan çıkan sürekli bir çekişme ortamı deneyimlerken, orta düzey yöneticiler ve çalışanlar bu duyguyu her günkü çalışma pratiklerinde, sosyo-duygusal ilişkilerinde ve bireysel kimliklerinde hissetmektedirler.

Paradoksal dinamikler çağdaş örgütlerde daha göze çarpar bir hale gelmeye başlayınca, araştırmacılar bu işin doğasını, yaklaşımlarını ve etkisini incelemeye yönelmişlerdir. Bazıları tanımlar, yapılar ve ilişkiler üzerinden paradoks teorileri geliştirirken, bazıları paradoksal ilişkileri spesifik olgulara uygulayarak incelemiş; bazıları ise paradoksu teorileştirme aracı olarak kullanmaktadırlar. Uygulamadaki bu çok yönlülük; paradoksu, temel yapılarını ve prensip setini olgular, bağlamlar ve teoriler üzerinden uygulayarak bir meta teori haline getirmektedir. Meta teori olarak paradoks, örgütsel gerilimleri çevreleyen dinamiği, yapıları ve ilişkilerin daha derin kavrayışlarını sağlayarak ve teorileştirme süreçleri ile mevcut teorileri zenginleştirerek yönetim ve örgüt çalışmalarına güçlü bir mercek sunmaktadır.

25 yılı aşkın süredir yönetim ve örgüt araştırmacıları paradoks merceğini netleştirmeyi ve uygulamayı kovalamışlardır. Yukarıda bahsedildiği gibi paradokslarla ilgili fikirler, felsefe ve psikoloji alanlarında derin köklere sahip daha eski geleneklerden faydalanarak gelişmişlerdir.

Paradoksların Temelleri

Paradoks hem Doğu hem Batı felsefesine dayanan kökleriyle zaman içinde kanıtlanmış bir kavramdır. Doğu kaynakları paradoksu varoluşun doğasını araştırmak için bir mercek olarak uygulamışlardır. Taoist Yin ile Yang sembolünce en iyi şekilde gösterildiği gibi paradoks birbirinden bağımsız, akışkan ve doğal olarak görülen zıtlıkları yansıtır (aydınlık-karanlık, maskülen-feminen, yaşam-ölüm gibi). Bireyler zıt unsurlar arasındaki gerilimleri tecrübe edebilirken; Budist, Hindu ve Taocu öğretiler böyle olmasının paradoksların vurgulanan bütünlüğünü gizleyeceğini ortaya çıkarmışlardır. Bu gelenekler, paradoksun çözülmemesinin gerektiğini, aksine sahiplenilmesini ve ötesine geçilmesini, önererek, zıt unsurlar arasındaki birbirine bağlılığı vurgulamaktadırlar.

Paradoksun batıdaki felsefi temelleri ise para (aykırı, tersine) ve doxa (fikir, kanı) terimlerinde yansıtıldığı üzere Antik Yunanlılarda ortaya çıkmıştır. Doğudaki bilgelerle benzer olarak bu filozoflar paradoksu birbirine bağlı olsa bile çelişkili bir iddia olarak göstermektedirler. Bu gelenek birleştirici ilkeleri ve temelinde yatan doğruları yüzeye çıkarmak için zıtlıkları kullanarak çelişkilere vurgu yapmıştır. Antik filozoflar, retorik paradoksların akılla alay etmek ve en nihayetinde daha büyük rasyonelliği ve mantıksal analizi geliştirmek için irrasyonel ve absürt gözüktüklerini iddia etmişlerdir. İyi bilinen bir örnek “ben yalan söylüyorum” ifadesinde özetlenen Yalancı’nın paradoksudur. Burada doğru ya da yanlış düşüncesini uygularsak tuhaf bir döngüyü başlatırız: Eğer biri bu ifadeyi doğru bulursa, o yanlış olacaktır; ama biri yanlış olduğunu düşünürse, o zaman bu doğru gözükecektir. Bu tip beliğ, retorik paradokslar çelişkilidir ve özgönderimseldir. Buna rağmen filozoflar paradoksu çözmek için çabalamışlardır. Sokrates’in diyalojik metodunda nihai doğru, hüküm veren rekabet içindeki taleplerden çıkmıştır. Daha sonra Plato tarafından geliştirilen bu gelenek modern bilimsel sorgulama için temel ilkeler sağlamıştır ve Aristo’nun biçimsel mantığı çelişkili olan doğruyu aramaya vurgu yapmıştır.

Daha sonraki modern felsefe, özellikle de diyalektik ve varoluşsal yaklaşımlar, birbirine bağımlı çelişkilerin Doğu ve Batı kavrayışlarını harmanlamıştır. Hegel gibi diyalektik filozoflar zıt unsurlar (tez ve antitez) arasında doğal bir çatışma varsaymışlardır. Bu yaklaşım, mantığı kullanarak, çatışmanın çözülme sağlaması vasıtasıyla ilerlemeli bir süreç tasavvur etmiştir. Ancak bu tip çözülme yeni bir çözüm (sentez) ortaya çıkararak ve daha büyük doğru için asla son bulmayacak bir arayışı körükleyerek alternatifini (antitez) ortaya çıkaran yeni bir iddiaya (tez) hizmet edebilmektedir. Varoluşçuluğun babası olan Kierkegaard ile karşılaştırma yapıldığında ise, Kierkegaard varoluşsal paradoksu özellikle sonlu (kişisel ve sosyal normlar yada kısıtlamalar) ve sonsuz (araştırma ve belirsizlik) gibi zıt kuvvetler arasında sürüp giden bir alçalma ve akış olarak dile getirmiştir. Biçimsel mantık; sonsuzluğun korkusundan bilinci koruyan ancak nihayetinde sonsuzluğun farkındalığını arttıran daha büyük anlamın bulunmasını engelleyen yapı ve düzeni olanaklı kılarken, rasyonellik sonlunun üzerinde durur. Böylelikle sonluluk ve sonsuzluk deneyimleri, devam edegelen karşılıklı tanımlayıcı bir etkileşimde kilitli kalır.

Psikoloji bilimi (çoğunlukla da psikanaliz), bireyle ilgili bilişsel ve duygusal yaklaşımları araştırarak birbirine bağlı çelişkilere tamamlayıcı temeller önermektedir. Örneğin Carl Gustav Jung özbilinçlilik ve özbilinçsizliğin çift taraflılığını kavramsallaştırmıştır. Zihinsel sağlık iç içe geçmiş zıtlıkları (güven-güvensizlik, bağımlılık-bağımsızlık, aşk-nefret) kapsamaktan ya da -Jung’un terimleriyle- ışığın gölgeye imkan vermesi ve gölgenin ışığı vurgulaması şeklinde gerçekleşen tanımadan doğar. Rothenberg ilham olarak doğadaki birbirine bağımlı çelişkileri kasıtlı olarak arayıp bulan yaratıcı dahilerin çalışmalarında bu eğilimlerin bol miktarda bulunduğunu ifade etmiştir: Einstein hareketsiz ve hareket halindeki objelerin eşzamanlılığını incelemiş, Mozart müzikteki uyuşma ve ahenksizlikle meşgul olmuş ve Picasso ışığı ve karanlığı taşıyan görsel resimleri çıkarmaya çalışmıştır. Paradoksa karşılık olarak insan eğilimleri ters etki yaratabilmekte, hatta patolojik bile olabilmektedir. Freud’e göre gerilimler kaçınma, bölünme ve yansıtma olarak gözlenen savunuculuğu tetikleyerek genellikle kaygıyı artırabilmektedir. Bu gibi cevaplarla imkan tanınan herhangi bir rahatlık anlık bir his yaratmakta ve bir tarafa ya da diğerine çekerek en sonunda iki arada bir deredeki gerilime yoğunlaşmaktadır. Aslında Palo Alto’daki Zihinsel Araştırma Ensititüsü’ndeki Bateson ve Watzlawick kısır ya da verimli döngülerdeki paradoksal dinamiği yükseltmek için potansiyele vurgu yaparken; Viyana’daki Adler ve Frankl tarafından yapılan psikanalitik çalışmalar gerilimlerin endişesine hareketi cesaretlendiren bir terapi geliştirerek paradoksal yaklaşımları reçetelendirmiştir.

Tanım Olarak Paradoks

Bu felsefi ve psikolojik temeller, paradoksu tanımlamaları ve bu bakış açısını yönetim ve örgüt çalışmaları açısından netleştirmeleri için erken dönem örgüt teorisyenlerine ilham vermiştir. Paradoksun kökenlerine bağlı kalarak, yönetim ve örgüt çalışmaları için bir kısıtlama oluştursa bile, paradoks “birbirine bağımlı unsurlar arasında ısrarlı çelişki” olarak tanımlanabilir. Bu tanım paradoksun iki temel özelliğini tespit etmektedir: çadırı genişletirken merceği netleştirmek adına paradoksun sınırlarını birlikte bildiren çelişki ve birbirine bağlılık.

Çelişki paradoksal gerilimlerin temelinde yatmaktadır. Erken dönem filozofların ve psikologların açıkladığı üzere, çelişkiler iki grup arasındaki bir çekişme deneyimini besleyen zıt unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Cameron ve Quinn’e göre paradokstaki temel özellik, karşılıklı dışlayan unsurlar olsalar bile çelişkili iddianın eşzamanlı mevcudiyetidir. Lewis’in açıkladığı üzere örgütsel aktörler gerilimi tecrübe ederler çünkü çatışan talepler izole edildiklerinde mantıklı gözükmekle beraber eşzamanlı olarak bakıldığında absürt ve irrasyoneldirler. Benzer şekilde Poole ve Van de Ven paradoksları kavramsal zorluklar yaratan teoriler arasındaki ilginç gerilimler, zıtlıklar ve çelişkiler olarak tanımlamışlardır. Yin ile Yang’ın çelişen siyah ve beyaz dilimleri çelişkili ilişkiyi göstermektedir.

Birbirine bağlılık, zıtlaşan unsurlar arasındaki kaçınılmaz bağlantılara vurgu yapmaktadır. Araştırmacılar zıt kuvvetler üzerinden birbirine bağlılığın çeşitlenen derecelerini göstermişlerdir. Erken dönem yönetsel yazılar; zıt kuvvetleri birbirine karışmış ama ayrı olarak tanımlamışlardır. Örneğin Cameron paradoksun mevcut olan ve aynı anda işlem gören çelişkili, birbirini dışlayan unsurlar içerdiğini iddia etmiştir. Bu araştırmacılara göre unsurları ayırmak mümkündür ancak onların eş zamanlılığı daha büyük bir bütünlük hissi yaratır ve yükselen verimliliğe ve yaratıcılığa olanak sağlar. Yin ile Yang’da siyah ve beyaz dilimler arasındaki uygunluk birleşmiş bir bütünü yaratan farklı unsurlar olarak bu sinerjistik ilişkiyi sergilemektedir. Diğer araştırmacılar çelişen unsurları karşılıklı oluşmuş ya da ontolojik olarak ayrılamaz olarak tanımlamışlardır. Süreç içinde mevcut olarak bu unsurlar asla tamamen ayrılamazlarmış gibi bir diğerini tanımlar. Diğer bir ifadeyle unsurlar aynı bozuk paranın iki tarafına işaret ederler. Smith ve Berg bireysel farklılıklar ve kolektif uyuşma için iç içe geçmiş gereksinimler gibi grup paradokslarını araştırırken; çelişkilerin birbirine bağlı olduklarını ve çelişki olarak görünmesinler diye onları ayırmak için çelişkileri çekip ayırmaya insanlar ne kadar çok çaba gösterirlerse paradoksun özgönderimsel bağlarında o kadar ağa sarılmış olacaklarını açıklamışlardır. Yin ile Yang’da zıt gölgeyi yüzeye çıkaran siyah ve beyaz noktalar bu karşılıklı oluşuma vurgu yapmaktadır.

Paradoksun temel özelliği, devamlılığını doğurmaktadır. Smith ve Lewis paradoksu eş zamanlı olarak mevcut olan ve zaman geçtikte sürüp giden birbiriyle ilişkili unsurları bünyesinde barındıran çelişkili iddia olarak tanımlamıştır. Paradoks alternatif kutuplar arasında sürekli değişen ve dinamik bir ilişki içerse bile, temel unsurlar çözülmeye dayanıklı olarak kalırlar. Aksine, birbirine bağlı çelişkiler zıt kuvvetler arasında periyodik bir ilişkiyi fitillerler. Bu dinamik ilişki, her bir unsurun nasıl devamlı olarak bir diğerini bilgilendirdiğini ve tanımladığını anlatan süreçsel bir perspektif önerir. Yönetim üzerindeki talepler, bu yüzden kontrol, kararlar ve çözümler üzerine daha geleneksel bir vurgudan paradoksu “ele alma” ya da “detaylı inceleme”nin dinamik, devam eden sürecine doğru değişmiştir.

Çelişkili ve birbirine bağlı unsurları baz alarak inceleme, paradoksun sınırlarını tanımlarken, kendisini diyalektikler ve dualiteler gibi ilişkili literatürlerle bağlamıştır. Paradoksa benzer olarak bu literatürler birbirine bağlı çelişkileri temel olarak vurgu ve odakta farklılaşarak araştırır. Hegel’in yazdıklarında ortaya çıkan ve Marks ve Engels gibi siyasal araştırmacılar tarafından benimsenen diyalektik geleneği zıt unsurları tez ve antitez olarak tanımlamışlardır. Diyalektik literatür -birbirinin altında yatan unsurlar arasındaki etkileşimleri tanımlarken- güç, çatışma ve değişim kavramları üzerinde durmuştur. Bu etkileşimler yoluyla Moshe Farjoun, örgütsel düzenlemelerin üretildiğini, sürdürüldüğünü ve dönüştürüldüğünü dikkate almıştır. Zamanla bu değişiklikler alternatifler arasında birleşmiş bir sinerjiye yol açabilecektir (sentez).

Paradoks araştırmacıları; yeni sentez, temelde yatan gerilimi işe yaramaz hale getirdiğinde diyalektik gelenekten ayrılırlar çünkü paradokstaki gerilim sürerken, diyalektikteki sentez yeni oluşan bir antitezle karşılaşır. Yeni bir sentez diğer tez ve antitezle ilişkili olan ilk tez ve antitezi sürdürdüğünde diyalektik paradoksalı kanıtlar. Örneğin yöneticiler mevcut ürünün pazarını ve teknolojisini silmekten ziyade bunlar üzerine eklemeler yapılarak geliştirilen yeni ürünleri tasarlama gibi mevcut bir ürün ve inovasyonun gereksinimlerini eşzamanlı karşılayan bir sentez bulabilirler. Yine de bu sinerjilerin ortasında, araştırma ve kullanmanın paradoksal doğasını vurgular vaziyette temelde yatan gerilimler devam eder.

Dualiteler, çelişkili unsurlar arasında olan birbirine bağlı bir ilişki üzerinde dururlar. Anthony Giddens ve Pierre Bourdieu gibi düşünürlerden faydalanarak, dualite araştırmacıları biri olmadan diğerini tanımlamak imkansız olacağı için karşılıklı oluşmuş ve ontolojik olarak ayrılamaz olan çelişkili unsurların arasındaki etkileşime vurgu yaparlar. Bu araştırmacılar bu tür ilişkiyi durağanlık ve değişim, maddesellik ve söylem ya da daha genel olarak madde dünyası ve sembolik dünya arasında olarak detaylandırmışlardır. Dualite araştırmacıları var oluşun daimi bir durumunda kalan değişen, süreçsel ve dinamik ilişkiler üzerine odaklanmışlardır. Paradoks anlayışlarla beraber, dualite araştırmacıları alternatifler arasındaki ilişkinin altını çizerken, onların çelişkilerine, tutarsızlıklarına ve çatışmalarına daha az önem vermişlerdir.

Örgütlerin yaşadığı artan çevresel dinamizm ve karmaşıklık, paradoksun tecrübesine yoğunlaştığı için paradoksal anlayışlar geniş çapta uygulanmaktadır. Quinn ve Cameron’un belirttiği gibi, paradokslar bu yüzden çalkantılı zamanlarda daha sık idrak edilir. Smith ve Lewis benzer şekilde örgütsel paradoksların sıklıkla görünmez kaldığını ve özellikle çoğulluk, değişim ve kıtlık şartları altında göze çarpar hale geldiğini savunmuşlardır: Çoğulluk farklı istekleri olan çoklu paydaşların bildirdiği görüşlerin çeşitliliğini içerir. Farklı bakış açılarının olması zıt yönlerin çekiliyor olma duygusunu doğurur. Çeşitli paydaşlar stratejik çatışmaları yüzeye çıkaran rekabetçi beklentilerini ortaya koyar. Değişim o andaki uygulamalar ile gelecekteki fırsatlar arasındaki çatışmayı kızıştırarak şimdiki zamandan uzak bir geleceğin yaratılmasını gerektirir. Liderler yeni fırsatları ararken hâlihazırdaki yetenekleri kullanmaya girişmekle boğuşur. Sonunda kıtlık, kaynakları sınırlı olarak çerçeve içine alır. Aşırı kaynakların ya da örgütsel bolluğun (slack) tecrübesi, deneylemeyi ve yaratıcılığı körükler. Karşıt olarak kaynakları kıt olarak tecrübe etmek, rekabet içerisindeki talepler arasında gerilimin tanınmasına yoğunlaşarak çoklu hedeflerle yüzleşme kabiliyetini ortaya çıkarır. Çoğulluk, değişim ve kıtlığın çevresel şartları; paradoksla meşguliyet ve göze çarpmasına yoğunlaşan sınırlar işlevini görür.

Bir Meta teori Olarak Paradoks

Kriterler artan bir şekilde tanımlı ve şablonlar hem detaylı açıklanmış hem de tutarlı oldukça; paradokslar, örgütsel gerilimler ve onların yönetimi üzerine bir meta teori olarak ortaya çıkacaktır. Tanım olarak meta teori “kapsayıcı bir teorik perspektifi” işaret eder. Bunun gibi bir meta teorinin değeri iki yönlüdür: İlki, geniş bir şekilde farklılaşan fenomenlerin çalışılmasına ve teorileştirilmesine yardımcı olacak genel ilkeleri tanımlamaya çalışır. Bir meta teori olarak paradoks gerilimlerin ilkelerini ve onların çoklu bağlamlar, teoriler, metodolojik yaklaşımlar ve değişkenler üstünden yönetimini ele alır. İkincisi, bir meta teori daha spesifik ve önceden uygulanmış teoriler arasında köprü kurmaya olanak verebilir ve teorileri tamamlar. Bu itibarla çoklu yönetim teorileri üzerinden meta teorileştirme için bir araç olur. Bu potansiyel, paradoks anlayışlarının uygulamasının üç farklı yönetim alanında tanımlanmasıyla görülmektedir: yönetişim, liderlik ve değişim.

Kurumsal yönetişim araştırması firmaların yönetim kurullarını, onların sorumluluklarını ve örgütsel sistemler, pratikler ve üyelerle etkileşimlerini inceler. Yönetişim literatürü, yönetim kurulu ve firma yöneticileri arasındaki ilişkiyi çok sık bir biçimde çevreleyen birçok ısrarcı gerilimi tanımlamaktadır. Paradoks merceğini uygulayarak Sundaramurthy ve Lewis kontrol ve işbirliği için hem birlikte var olan hem de rekabet eden yönetişim ihtiyaçlarını araştırmıştır. Birlikte var olmayı açıklarken, yöneticileri izlemede kritik yönetim kurulu rollerini ve fırsatçı davranışı zapt etmeye yardım için kontrol mekanizmasını tanımlayarak, vekâlet teorisinden (agency theory) faydalanmışlardır. Rekabet eden yönetişim ihtiyaçları için ise, daha yaratıcı problem çözmeyi geliştirerek ve liderlerin içe yönelik motivasyonunu ateşlemek için yönetim kurulu-yönetici işbirliklerini artıracak potansiyel üzerinde durarak temsil teorisini (stewardship theory) kullanmışlardır. Geçmiş kurumsal yönetişim çalışması kontrol ve işbirliğini sıklıkla çelişen talepler olarak gösterirken, bir paradoks merceği onların birbirine bağlılığının ve ısrarlı durumunun çalışmasına yardım etmiştir. Aktörlerin bu gerilimlere defansif yanıtlarını incelerken, bu iki araştırmacı eğer yönetişim çok uç noktaya çekerse ortaya çıkacak  kısır ve pekiştirici döngüler detaylı bir şekilde anlatmışlardır.

Liderlik araştırması, etkilemenin farklı tarzlarının verimliliğini inceler. Gelgelelim liderlerin rollerinin ve etkileşimlerinin değişen ve çeşitlenen doğası çok sayıda paradoksal taleplerle karşı karşıya gelir. Smith, araştırma, kullanma ve onların entegrasyonu arasındaki vurguyu yineleyen dinamik karar vermenin, liderlerin inovasyon gerilimlerini yönetmesine yardım edeceğini ortaya çıkarmıştır. Sağlık bakımı sağlayıcılarındaki çoklu vaka çalışmalarından faydalanarak, Denis, Lamothe ve Langley örgütsel değişim sırasında durağanlık ve uyarlanırlık arasındaki gerilimleri yönetmek için kuvvetli liderlik ile onaylama eğilimli liderlik arasında değişim olmasını önermiştir. Buna ek olarak Smith, Besharov, Wessels ve Chertok, hem birbirine bağlı hem de çelişkili sosyal ve ticari taleplere değinen sosyal girişimcilere imkân tanımayı amaçlayan bir paradoks liderliği modeli ileri sürmüşlerdir. Benzer biçimde Zhang ve arkadaşları paradoksal liderlerin spesifik özellikleriyle uzun dönemli başarı arasında bağlantı kurmuşlardır.

Örgüt teorisi sıklıkla iki yönlülük etrafında çerçevesi çizilen geçmiş ve gelecek arasındaki değişim gerilimlerini vurgularlar. Bu çalışmalar eş zamanlı olarak araştırma ve kullanma ve dolayısıyla üstün uzun dönemli firma performansına olanak vermesi için örgütsel kabiliyetlere işaret etmişlerdir. Paradoks perspektifinin artan kullanımı bu alandaki akademik tartışmayı, ayırmaya dayalı olan talimatlardan (yapısal farklılaşım ya da ardışık dikkat) araştırma ve kullanma arasındaki sinerjiyi olanaklı kılan daha entegre yaklaşımlara taşımıştır. Ek olarak çalışmalar, örgütlet inovasyon gerilimleri kanalıyla hayatta kalmayı, büyümeyi ve işlemeyi öğrenirken, paradoksla ilgilenmenin nasıl verimli ve pekiştirici döngülerini ateşleyeceğini örneklemektedir.

Bu çalışmalar paradoksun bir meta teori olarak derinliğini ve örgütsel olgular ve yönetimdeki teorik tartışmalar üzerinden potansiyel uygulamasını göz önüne sermektedir. Bunlar ayrıca teorik tartışmaları geliştirmeye yardım etmesi ve iyi bilinen araştırma alanlarına taze anlayışlar sağlaması adına bir araştırma merceği olarak paradoksun gücünü göstermektedir. Örgütsel paradoksun meta teori olarak yapı taşlarını incelediğim yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Yönetim Biliminde Paradoksun Temelleri, Tanımları ve Meta teori Özelliği
Etiketlendi:                         

Yönetim Biliminde Paradoksun Temelleri, Tanımları ve Meta teori Özelliği” üzerine 2 düşünce

    • Ocak 15, 2017, 1:26 pm
      Permalink

      Yönetsel Zihin sitesi Muhammet Durgun tarafından hazırlanmaktadır.

      Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir