Yönetim ve Örgütlere Evrimsel Bilim Perspektifinden Bakmak

Yönetim ve Örgütlere Evrimsel Bilim Perspektifinden Bakmak

Modern evrim teorisi günümüzde meşruiyet kazanmış ve birçok bilim dalının da içerisine girmiştir. Bunlardan bazıları arasında evrimsel psikoloji, evrimsel dilbilim, evrimsel tıp, evrimsel etik ve evrimsel ekonomi gösterilebilir. Yönetim ve örgüt teorisi ise 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, evrimsel ekonomiye dair görüşlerin ortaya çıkmasıyla da paralel olarak, evrimsel yaklaşımlardan faydalanmıştır. Ancak bir kırılma noktası vardır ki; bu noktada artık ekonomi ile yönetim ve örgüt teorisinde evrimsel görüşlerde adeta bir patlama yaşanmıştır: Richard R. Nelson ve Sidney G. Winter’ın An Evolutionary Theory of Economic Change (Ekonomik Değişimin Evrimsel Teorisi) adlı kitabının 1982 yılında çıkması. Bu andan itibaren yönetim ve örgüt teorilerinin cevap aradığı sorular evrimsel bilim yöntemleriyle incelenmiştir.

Kısaca ifade etmek gerekirse ana-akım ekonominin aksine evrimsel ekonomi dengedışı süreçlerle ilgilenmektedir. Dengedışı süreçler ise ekonomik kuvvetler ile değişkenlerin sabit kalmadığını, değiştiğini ifade eden süreçlerdir. Bu süreçler, deneyimlerinden ve etkileşimlerinden öğrenme becerisine sahip birçok sınırlı rasyonel failin eylemlerinden doğmaktadır. Haliyle faillerde görülen bu tür farklılıklar değişimi beslemektedir.

Ekonomik Değişimin Evrimsel Teorisi (EDET)’ne dönersek; bu kitap fikrinin yani ekonomik sistemlerin nasıl işlediğine dair görüşün nasıl ortaya çıktığını görmek için 2. Dünya Savaşının hemen sonrasına bakmak gerekmektedir. O dönem içsel olarak disiplinlerarası olan davranışsal bilim görüşü etkisini artırmaktaydı. Bu etki daha sonradan Carnegie okulu olarak adlandırılacak ve en önemli çıktılarından biri Davranışsal Firma Teorisi olacaktır. Cyert ve March’ın Davranışsal Firma Teorisi kitabı Winter’ın gözünden kaçmamış ve talep üzerine bir değerlendirme makalesi yayınlamıştır. Sonuçta ise davranışsal ve süreç yönelimli firma/örgüt görüşünün neoklasik firma teorilerine gerçekçi bir alternatif olarak geliştirilebileceğine dair fikri oluşmuştur.

Dönemin bahsedilen davranışsal araştırmaları bir örgüt olarak firmaların özelliklerinin önemli kararlarını nasıl etkilediğini incelemeyi amaçlamıştır. Bir diğer ifadeyle hâlihazırdaki örgüt teorileriyle firma teorilerini birleştirerek fiyatlama, kaynak tahsisi ve sermaye yatırımı gibi ekonomideki klasik problemlere değinilmiştir. Bunu yaparken ise örgütsel karar verme süreçlerinin gerçekçi modelleriyle alakası gösterilmiştir. Özetle davranışsal firma teorisi örgütsel bolluk, uyumsal arzular, örgütsel öğrenme ve kuralların/rutinlerin rolünü incelemiştir.

EDET ile beraber ivmelenen evrimsel ekonomi çalışmaları davranışsal firma teorisine ek olarak sınırlı rasyonellik ve yetinme kavramlarını rutin, teknolojik evrim ve yenilik konularına entegre etmiştir. Tabi EDET’teki tekil firmaların davranışları, davranışsal firma teorisine göre daha basit ve daha biçimli olup, geliştirilen modeller firma topluluklarının davranışlarını bağlayan araçlar barındırmaktadır.

EDET’de sadece davranışsal bilimlerin etkisi görülmemektedir. Çok açık bir şekilde Schumpeter ile Alchian’ın fikirleri de kendini göstermektedir. Örneğin firmaların büyümesi ile rekabeti -neoklasik ekonominin denge ve tam rekabet kavramlarının aksine- dinamik, tarihsel olarak gömülmüş bir süreç olarak görülmüştür (Schumpeter etkisi). Öte yandan firmaların kâr maksimizasyonu varsayımına göre analiz edilmemesi gerektiğine dair görüş benimsenmiştir (Alchian etkisi). Bir diğer ifadeyle seçilim her zaman etkili sonuçlar hatta göreceli olarak belirlenmiş ve elverişli eylem alternatifleri setini doğurmayacaktır.

Yazının başlığının da işaret ettiği üzere EDET’teki ana fikirlerin ilk başta ekonomi bilimine katkı yaptığı düşünülse de, bu fikirlerin yönetim ve örgüt teorisine aktarılması çok hızlı olmuştur. Örneğin örgütsel bilgi konusunu ele alalım. Örtük bilgi ve kaynaklar ile yeteneklerin yönetimine dair ifade edilen görüşler, örgütlerin üretken bilgiyi nasıl genişletip, güçlendirecekleri problemine odaklanılmasını sağlamıştır. EDET’e göre örgütler aynı eylemleri defalarca yerine getirerek, aynı operasyonel rutinleri kullanarak genişlerler. Ek olarak kısmen rutinleşmiş yüksek süreçleri başlatarak bazen radikal olmak üzere operasyonel rutinlerini artımlı biçimde modifiye ederler. Bu mevzular daha sonra dinamik yetenekler çatısı altında da ele alınmaya başlamıştır.

EDET’in bir diğer katkısı ise örgütlerde “yaparak hatırlanan” bilgi olarak rutinlere yapılan vurgunun öğrenmenin mevcut rutinleri nasıl tamamlayabileceği ve yeni rutinlere nasıl yol açabileceği konularını gündeme getirmekle olmuştur. Firmalar arasındaki yeteneklerde görülen heterojenliğin mevcudiyeti şunu doğrulamaktadır: örgütsel rutinlerin dinamiği o zamana kadar öğrenilen performans ile mümkün olan en iyi performans arasında genellikle bir mesafe olduğu anlamına gelmektedir. Bu ise yetinme ilkesiyle açıklanan bazı sorularla alakalıdır: Öğrenme ne zaman sona erer? Örgütler öğrenmeyi ne zaman durduracağını nasıl bilirler?

Bu sorulara şöyle cevaplar verilebilir. Öğrenmenin ilk aşaması tatmin edici varsayılan performansa erişildiğinden biter veya sönükleşir. Bu noktada gelişim baskıları azalır çünkü performans belirli bir rutinde gelişmeye devam etmenin fayda ve maliyetlerinden uzak olduğuna dair genel değerlendirmelerden türeyen kriterleri tatmin eden düzeye ulaşmıştır. Buna örnek olarak örgütün tatmin edici performansı veya piyasaya sürülen ürünün kabul oranı verilebilir. Ancak geliştirmeye devam etmek için çekici fırsatların araştırmanın durdurulduğu yerde olma olasılığı yabana atılmamalıdır.

Görülmektedir ki EDET ile yönetim ve örgüt teorisi sadece evrimsel bir bilim dalı olmamış, aynı zamanda rutin ve öğrenme gibi konular diğer geleneksel konularla eşit konuma yükselmiştir. Hatta rutinlerin bir uzantısı olan dinamik yetenekler işlem maliyetleri teorisine alternatif olmuştur.

Toparlayacak olursam yönetim için EDET’deki en önemli üç dersin şöyle olduğu ifade edilebilir:

  • Bir örgütte geçmişin etkisi çok güçlüdür ve bu etkinin iyi anlaşılması gerekir. Bunun özellikle de örgüte yeni katılan yöneticiler tarafından anlaşılması hayati derecededir. Örgütlerin bazı şeylerin yapılmasının kolay, bazı şeylerin ise zor olduğunu düşünmelerinin nedeni budur.
  • İlkine karşıt olarak geçmişe ve bir şeyleri yapmanın mevcut yollarına saygı bir tehlike de barındırmaktadır ve yöneticiler aktarılan bilgeliği devam ettirme hatasına -bu hatanın altında yatan nedenleri anlamadan- kolaylıkla düşebilirler. Var olan pratikler ile yeni pratiklerin oluşturulacak kombinasyonundaki husus örgütlerde ataletin önemine ilişkin büyük bir muğlaklık içermektedir. Bir taraftan atalet örgütlerin bir şeyi güzel bir şekilde öğrendiği ve yapmaya devam ettiği gerçeğinin kısmi dışavurumudur. Öte taraftan ve bu nedenle ataletin, sizi artık etkili olması muhtemel olmayan bir bağlamda geçmiş davranışlara yöneltmesi dezavantajdır.
  • İnsanlarda başarı ve başarısızlığı yorumlama problemi vardır. Yöneticilerin başarıyı bireysel deneyim açısından değil de deneyim popülasyonlarındaki seçilim sonuçları açısından yorumlamada daha iyi olmaları gerekmektedir. Kişisel deneyimlere dayanarak geçmişte başarı için önemli olmuş hususlarla ilgili çok sayıda çıkarımdan faydalanabilirsiniz ancak bazı seçimlerin eşit olarak başarısızlığa da yol açmış olduğunu fark etmeyebilirsiniz. Bunu değerlemek için başkalarının kayıtlarını değerlendirme de çok dikkatli olunmalıdır; yöneticilerin olayları farklı perspektiflerde görmeleri gerekmektedir. EDET perspektifinden bakıldığında bir piyasa sisteminin önemli meziyetlerinden biri çok sayıda deney üretme ve bu yüzden de test edilmiş bilgi havuzu yaratma yeteneğidir. İşte yöneticiler bu sonuçları firma düzeyinde bile anlamak zorundadırlar.

Son olarak denebilir ki ekonomik değişimin evrimsel teorisi uzun vadeli ekonomik değişim süreçlerini anlama girişimidir. Bu süreçler uzun zaman periyotlarınca uzayabilmekte ve karar vericileri büyük bir belirsizlikle karşılaştırmaktadır. Eski değişimlerin üzerine yeni değişimler yığılmakta ve bu yığılımın bir özelliği olarak yeniden kombinasyon süreçleri ortaya çıkmaktadır. Bu değişim süreçlerine nispeten sabit kurumlar da dahil olmaktadır örneğin piyasa ekonomisinin ve teknik değişimin kurumları, müesseseleri. Dolayısıyla çoğu firma bu şartlar altında faaliyetlerini sürdürmektedir. Bir yandan piyasanın ve bilgi sistemlerinin kurumlarına gömülmüş bir şekilde; diğer yandan geçmişin mecrası üzerine yeni gelecekler inşa ederek dinamik yeteneklerini sergiler bir şekilde.

Yönetim ve Örgütlere Evrimsel Bilim Perspektifinden Bakmak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir