Affetme | Biyolojik ve Psikolojik Temeller

Affetme | Biyolojik ve Psikolojik Temeller

Affetme kavramına bireysel düzeyden bakılan çalışmaların sayısı etkileyici bir biçimde gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmaların çoğunluğuna psikolojik bir perspektifken bakılmıştır. Bu sebeple bu yazıda affetmenin evrimsel kaideleri ve fizyolojik prediktörleri derinlemesine incelenmiştir.

Ayrıca bahsettiğim kavramlar üzerinden organizasyonlardaki affetme olumlamaları da kısmen bahis konusu yapılmıştır. Affetme ve intikam insanlarla bütünleşik olmasına rağmen, bunlarla ilgili stratejiler, meydana gelmelerini etkileyen psikolojik süreçlere ve durumsal kısıtlamalara da bağlıdır. Yazının iskeletini biliş, duygulanım ve kısıtlamalar üzerinde odaklanan üçlü tipoloji oluşturmaktadır.

Evrimsel ve Biyolojik Kaideler

Affetme sanatı ve intikam duygusu, çok sayıda potansiyel uyarlanabilir işlevlere hizmet eden bütünleşik davranışlar olarak iddia edilmektedir. İntikam, bir davranışı kişinin kendi hayatta kalmasına ve üretken hedeflerine müdahale eden davranışlardan vazgeçirir, oysa affetme; karşılıklı güvenliği, kaynakları ve yararları arttırarak hayatta kalmaya olanak sağlar. Ancak affetmenin uyarlanabilir doğası hala tartışılmaktadır.

Bir taraftan affetme kişiyi istismara yatkın hale getirerek uyum gücünün eksikliğini gösterirken, diğer taraftan akraba seçimi ve karşılıklı diğerkâmlıkla ilişkili faydalara olanak sağlayarak, kritik sosyal ilişkileri sürdürmektedir. Hem intikamın hem de affetmenin veri fayda ve maliyetleri göz önünde tutulursa, birçok bilim insanı bu stratejilerin, büyük ihtimalle etkileri dengelemek için karşı tarafın evrimini elde eden birinin meydana gelmesiyle beraber geliştirilebileceğini iddia etmişlerdir.

Aslında kısasa kısas stratejisinin başarılı olması, intikam ve affetmenin beraber kullanıldığında istismarı engellemede ve işbirliğini ödüllendirmede en iyi şekilde işleyeceklerini önermektedir. Bu yüzden affetme ve intikam için bütünleşik sistemlerin, doğal seleksiyon yoluyla yavaş yavaş gelişeceği ve insan doğasının evrensel bir karakteri olacağı iddia edilmektedir.

Affetmenin evrimsel kaidesi göz önünde tutulursa, fizyolojik yanıtlarla affetme arasında bağlantı kurmak şaşırtıcı olmayacaktır. Misal olarak araştırmalar göstermiştir ki; affetme kararları, beynin diğer insanların düşünce, inanç, duygu ve kasıtlarını muhakemeden sorumlu olan bölgelerini ve ayrıca bilişsel kontrol ve duygusal inhibisyonu içeren bölgelerini aktive etmektedir. Affetme kararları vurgulu kararlar ve intikam gibi beynin farklı bölgelerini de aktive eder (affetmenin ayrı bir süreç olduğunu göstererek).affetme

Affetme diğer fizyolojik sistemlerle de ilişkilidir. Bireyler kişiler arası saldırıları tecrübe ettiğinde, onların fizyolojik stres tepkisi (hipotalamus-hipofiz-adrenal aksın aktivasyonu, artan kortizol üretimi gibi) affetmeyi etkileyebilir. Misal olarak Benjamin Tabak ve Michael McCullough, suçlular daha az tehdit unsuru olarak algılandığında, bireylerin daha düşük kortizol seviyelerine sahip olduklarını bulmuştur.

Ek olarak bireylerin fizyolojik stres yanıtı daha nadir yüksek aktivasyonlara ulaştığında, affetme daha muhtemeldir. Benzer şekilde düşük kan glukozuna sahip bireyler affetmeye daha az meyillidir çünkü düşük glukoz öz kontrol ve agresif yanıtları engelleme yeteneğini olumsuz anlamda etkilemektedir.

Evrimsel temel ve biyolojik doğa göz önüne alındığında, affetme ve intikamın bu bütünleşik sistemini değiştirmek oldukça zordur. Bu demek değildir ki bu sistem ve davranışlar şekillendirilemez.

Bütünleşik durumu değiştirme girişimi yerine, Michael McCullogh’un iddia ettiği üzere, insanların içinde bulunduğu sosyal çevrelerde intikamı arzusunu anımsatacak faktörlerin daha az bulunması ve affetmeyi anımsatacak faktörlerin ise daha çok olması sağlanmalıdır. Bu görüşle şimdi affetmenin psikolojik prediktörlerini inceleyelim.

Üçlü Affetme Tipolojisi (Biliş, Duygulanım ve Kısıtlamalar)

Kişilerin ne zaman affedeceğini açıklamak için biliş, duygulanım ve kısıtlamaları içeren üç kurgu kategorisini kullanan üçlü affetme tipolojisi ilk defa Fehr ve arkadaşları tarafından önerilmiştir. Bu çerçeveyi kullanarak ve Fehr ve arkadaşlarının çalışmasında yer almayan kurguları da dahil ederek yazının bundan sonraki kısmında affetmenin psikolojik altyapısını inceleyeceğim.

Biliş

Biliş kategorisi, diğer adıyla kognisyon, ne olduğunu belirleme üzerine odaklanmaktadır. Bu, bireyin suç ve suçluyla ilgili tutum ve düşüncelerini etkileyen faktörler ve bireylerin suçu anlamasına, böyle bir suçun niçin olduğuna ve nasıl etkileşim kurması gerektiğine yardım eden anlam yaratma sürecidir.

Affetme meditasyonu ve olumlamalarına, bilişsel yaklaşımlar üzerine odaklanan bazı teorik çerçeveler ortaya çıkmıştır. Genel olarak bu perspektifler, insanların suç (zararın şiddeti gibi) ve suçluları (kasıt, sorumluluk gibi) nasıl algıladıklarını ve düşündüklerini ve suçun akıbetinde (ruminasyon gibi) kendi düşüncelerini incelemektedir.

Misal olarak yükleme teorileri sorumluluk ya da utanç (örneğin suçlunun suça neden olduğu kadarıyla) ve bu suç için kasıt (örneğin davranışların kasti olması kadarıyla) ile ilişkili konulara vurgu yapmaktadır. Suçun şiddeti suçlunun negatif izlenimini de yaratabilir ve/veya pekiştirebilir ve gelecekteki zararları önleme yolu olarak intikam arzusunu da artırabilir.

İntikam ve affetmenin evrimsel temelleri son zamanlarda, bireylerin uyarlanabilir kararlar (uyum gücü maksimizasyonuna ya da en iyi hayatta kalma ihtimallerine yol açan kararlar gibi) almak için bilgiyi seçici olarak nasıl işlediği üzerine bir odakla, bilişsel bir perspektiften incelenmiştir.

Dahası bu bilgi işleme sistemlerinin, saldırganlık ve kaçınma ile alakalı diğer bilişsel sistemleri etkileyeceği de iddia edilmiştir. Bu perspektifte, insanlar intikam ya da affetme seçip seçmeme konusunda karar verirken, gelecekteki istismarın riskini ve ilişkinin beklenilen gelecek değerini kestirmek için içsel bir hesaplama sistemi kullanmaktadır.

Suçlu yüksek ilişki değeri ve düşük istismar riskine sahip olduğunda, affetme olayı büyük ihtimalle meydana gelecektir. Bu çıkarım, affetmenin yakın ve taahhüt edilmiş (yüksek değere sahip) ilişkilerde daha yüksek ihtimalle olabileceğini iddia eden birbirine bağlılık ve yatırım teorileriyle de tutarlıdır.

Affetmeyle ilgili öz-düzenleme kapasitesini ve bilişsel kontrol süreçlerini de artan bir biçimde benimseme durumu vardır. Öz-düzenleme teorileri, bireylerin davranışlarını düzenlemek için öz-düzenleme kaynaklarına ihtiyaç duyduklarını söylemektedir. Ancak bu kaynaklar tükendiğinde, bireylerin davranışını düzenleme ve öz-kontrolü sağlama yetenekleri olumsuz manada etkilenebilecektir.

Affetmenin bu bağlamıyla beraber, bilim insanları öz-kontrolün esas olduğunu çünkü affetmenin, bireylerin yıkıcı dürtüleri engellemelerine ve kaynakları kişiler arasındaki uygun ve yapıcı yanıtları teşvik etmeye adamalarına gereksinim duyduğunu öne sürmüşlerdir.

Burnette ve arkadaşları’nın meta analitik derlemeleri göstermiştir ki; öz-kontrol agresif davranışlara kalkışacak dürtüleri engellemede iyiliksever yanıtları teşvik etmekten daha etkilidir. Ek olarak öz-kontrol ve affetme arasındaki ilişki öz kontrolün anlık ölçümlerinden karakter için daha güçlüdür. Affetme üzerine öz-kontrolün etkileri ilişki tipine bağlı olarak (örneğin yabancı-yakın) önemli farklılık göstermez.

Araştırmalar affetmenin temelinde yatan spesifik bilişsel kontrol süreçlerine de odaklanmıştır. Çatışma gözetimi teorisi, örnek olarak, bireylerin çatışma yolundaki rekabet eden arzuları (affetmeye karşı intikam) çözmek için bilişsel kontrol kaynaklarını kullandığını söylemektedir.

Bilişsel kontrol, yukarıdan aşağıya hedef aktivasyonu kontrolünü sağlama yeteneğini artıran bir kaynak (stabil bir yeteneğin aksine) olarak kavramsallaştırılmıştır. Bunu bireylerin, özellikle düşmanca düşünceler ve durumlar yolundaki, intikam için negatif düşünceleri, duyguları ve arzuları engellemesine imkân tanıma vasıtasıyla yapmaktadır.

Diğer bilişsel yaklaşımlar ruminasyonun rolü üzerine odaklanmıştır. Ruminasyon nedir? Ruminasyon bir durumun negatif ve/veya zarar veren yönleri hakkındaki pasif ve tekrarlı düşüncelerle meşgul olma eğilimi olarak tanımlanmaktadır.

Bu, sıklıkla bir çare bulma stratejisi olarak kullanılmasına rağmen, ruminasyon orijinal olayla ilişkili negatif duygu ve düşünceleri yeniden tetikleyerek affetmeyi önleyebilmektedir. Ruminasyon bilişsel kontrol süreçleri bağlamında da tartışılmaktadır, özellikle yönetici işlevler ile (dikkat ve engelleme süreçleri yoluyla davranışı düzenleyen ve şekillendiren bir bilişsel kontrol süreçleri grubu gibi).

Üç tane temel yönetici işlev bulunmaktadır: engelleme (örneğin; otomatik ve baskın yanıtlardan sakınma yeteneği), görev geçisi (örneğin; görevler, işlemler ya da zihinsel setler arasında konum değiştirme yeteneği) ve güncelleme (örneğin; çalışan hafızadaki bilgiyi kodlama ve gözetleme yeteneği).

Nörolojik kanıtlar önermektedir ki yönetici işlev süreçleri beynin ön lobunda gerçekleşmektedir ve duygusal düzenlemeyi içeren beynin diğer bölgeleriyle bağlantılıdır. Bu konudaki çalışmalar belirtmiştir ki; yönetici işlev ile affetme arasındaki ilişki, artmış duygu düzenlemesi ve ruminasyondaki azalmalarla ilişkili olabilir.

Bu şöyle olur: Yönetici işlev, saldırıyla ilişkili davranışlarını, düşüncelerini ve duygularını düzenlemek için bireylere imkan sağlayarak affetmeyi kolaylaştırır. Dört çalışmadan yola çıkarak Pronk ve arkadaşları, yönetici işlevin affetmeyi desteklediğini bulmuşlardır. Bu etkiler suçun şiddeti (yönetici işlevin şiddetli saldırılarla affetmeyi kolaylaştırmasıyla) ve düşük ruminasyon mekanizması yoluyla azaltılmaktadır.

Yazarlar spesifik yönetici işlevleriyle ilişkili etkileri ayıramamasına rağmen, engellemenin negatif davranış, düşünce ve duyguları bastırmada özellikle önemli olabileceğini öne sürmüşlerdir. Ek olarak görev geçişi daha pozitif bir zihin setine hareketi kolaylaştırabilmektedir; oysa güncelleme, acı veren hatıraları daha pozitif deneyimlerle yer değiştirmeye yardımcı olabilir.

Bu cümleleri beraber düşündüğümüzde, bu araştırma akımı affetmeye motive olmanın affetmeyi kolaylaştırma için yetersiz olacağını; onun yerine bireylerin affetme kaynakları ve yeteneğine sahip olmaları gerektiğini göstermektedir.

Yüklemeli ve bilişsel süreçler, bireylerin saldırıları ve suçluları nasıl algılama eğiliminde olduklarını etkileyebilen yatkınlık bağıntıları tarafından etkilenebilir. Yüksek uzlaşmacılık düzeyine sahip bireyler daha güven dolu ve işbirlikçi olmaya eğilimli olmakta ve diğerlerinin durumlarıyla empati kurabilmektedirler.

Bakış açısı alma, suçlunun bu şekilde neden davrandığını anlamayı arttırma ve suçluya karşı empatisini arttırma vasıtasıyla, bireylere kendilerini diğerlerinin durumları yerine koymalarına izin vermektedir Son olarak affetme karakteri yüksek olan bireyler suçları affetmeye değer olarak algılama eğilimindedirler çünkü onların durumlar ve zaman üzerinden affetmek için genelleşmiş bir eğilimleri vardır.affetme

Bu kategori içine giren ve affetme için potansiyel bariyerler sunan çok sayıda bireysel farklılık değişkenleri bulunmaktadır. Narsisim, ilişki yönelimi ve değerlerin/inançların etkileri bu değişkenlere örnek verilebilir.

Peki narsist ne demek? Narsistler, yüksek bir öz-değer duygusu (örneğin; yüksek özgüven ve itibar, kendi varlığına yüksek ilgi ve diğerlerinden üstün olduğu konusunda kuvvetli inançlar) ve coşmuş bir hak iddia etme duygusu (örneğin; ayrıcalıklı muamele arzusu, aldırışsızlık, empati, bakış açısı alma, uzlaşmacılık gibi affetmeye teşvik eden özellik eksikliği) ile nitelenmektedir.

Bu bireyler yüksek düzey suçları bildirmekte, yanlış olmaması gerektiğine kuvvetli şekilde inanmakta, hazır şekilde saldırılmakta, aşırı duygusal olmaya eğilimli olmakta ve negatif geribildirimlere agresif bir biçimde yanıt vermektedirler. Dahası bu bireyler affetmeyi uygulanabilir bir seçenek olarak görme hususunda daha az ihtimallidir.

Bu affetme isteksizliği çoğunlukla onların öz-korumacı doğasından kaynaklanmaktadır ve bu bireyler kendi haklarını savunmaya ve kendilerine atfedilen suçları toplamaya odaklanmaktadır. Yaptıkları altı çalışma sonucunda Julie Exline ve arkadaşları, narsistlerin affetmeyle ilgili daha şüpheci, affetme maliyetlerine daha duyarlı ve affetme konusunda daha az muhtemel olduklarını bulmuşlardır. Ek olarak narsistler -affetmek için- daha büyük ihtimalle mevzubahis suçu isteyeceklerdir (örneğin; tavizler yoluyla karşılık verme ya da cezalandırma yoluyla adaleti restore etme).

İlişki yönelimi de affetmenin etkili bir prediktörüdür. Bireyler ilişkisel bir çatışma tecrübe ettiklerinde, bu bireylerin bağlanma sistemini (bireylerin sosyal etkileşimlere nasıl yanıt verdiklerini etkileyerek güvenliği teşvik eden uyarlanabilir bir motivasyonel sistem) aktive edebilir.

Bu sistemin bağlanma ihtiyaçlarını düzenleyen iki boyutu vardır: kaçınma ve endişe. Hem yüksek kaçınma hem de yüksek endişe bağlanması, affetmeyi engelleyebilir. Endişe tabanlı bağlanması yüksek olan bireyler saldırının negatif çıkarımlarını uzun uzadıya düşünüp çoğaltırlarken, kaçınma tabanlı bağlanması yüksek olan bireyler ilişkinin değerini düşürmekte, suçluyu küçümsemekte ve durumdan çekilmektedirler.

Affetme, bireylerin inanç ve değerleri tarafından da etkilenebilir. Affetmedeki adaletle ilişkili bilişlerin etkisi hakkındaki literatürde tartışma bulunmaktadır. Bir kısım, adaletle ilgili inançların affetmeyi destekleyeceğini iddia ederken, diğer kısım affetmeyi önleyeceğini öne sürmektedir.

Todd Lucas ve arkadaşları bu tartışmayı adil bir dünyadaki inanç ile affetme arasındaki ilişkinin, dünyanın genel olarak adil bir yer olup olmadığı konusundaki inançlara karşı bir kişiye odaklanan ya da odaklanmayan inançlara bağlı olduğunu kabul ederek açıklığa kavuşturmuştur.

Yazarlar bir kişiyle ilişkili olan adil bir dünyadaki inancın affetmeyi artıracağını, oysa diğerleriyle ilişkili olan adil bir dünyadaki inancın affetmeyi engelleyeceğini ve her iki etkinin ruminasyon ve impulsivite tarafından azaltılacağını bulmuşlardır.

İlginçtir ki, Johan Karremans ve Paul Van Lange affetmenin motive edilmiş bilişlere bağlı olabileceğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre bireyler farklı bilgiyi kullandıklarında ve motiflerine, ihtiyaçlarına ve hedeflerine bağlı olarak bilgiyi zamana göre yeniden yorumladıklarında, affetme sekteye uğrayabilir.

Diğer bir deyişle bir bireyin tecrübe ettiği affetmenin düzeyi, farklı motifler görünür olduğunda zaman içinde sekteye uğrayabilir. Bireyler bilinçsiz olarak birçok çevresel işaretten de etkilenebilir. İnanç ve değerlerin önemine değindiğim üst kısımdaki tartışmaya ek olarak, adalet değerlerini aktive etmek (adaleti düşünerek ya da adalet terazileri ya da Justitia’nın resimleri gibi adalet sembollerini kullanmak gibi) affetmeyi artırabilir.

Bireyler göreceli olarak alışılagelmiş ve/veya müzakere edilmeyen biçimde affetmeyle meşgul olabilirler, özellikle yakın ilişkilerde ve/veya yakın olduğunu düşündükleri kişilerde. Bu durumda saldırıların sıklıkla olabileceği ve affedilebileceği düşünülmektedir.

Bütün bunları beraber düşününce, affetmenin bilinçsiz ve saklı süreçler tarafından etkilenebileceği görülmektedir ve bu da affetmenin amaçlı ve kasti bir süreç olduğunu niteleyen çoğu araştırma sonucuna ters düşmektedir. Açıkça görülmektedir ki bu iki süreç üzerine -beraber nasıl işlediğini de içeren- daha fazla araştırma yapılmalıdır.

Duygulanım

Affetme bireylerin deneyimleriyle ilgili duyularından da etkilenebilir (duygu ve ruh hali gibi). Hem duygular hem de ruh halleri bireylere bilgi sağlayabilir ve biliş ve düşünce süreçlerini doldurabilir.

Örneğin güçlü negatif duyguları deneyimlemek, bireyleri duygusal deneyimlerine odaklandırabilir ve nihayetinde de ruminasyonu ateşleyerek ve bilişsel süreçten ve/veya anlam yaratmadan uzaklaşarak affetmeyi engelleyebilir (bir başka deyişle bireyler bir anlatı yaratmaktan ya da durumu geçmişe götürmekten ziyade bu ikisini harmanlarlar).

Affetmenin ana özelliklerinden biri suçluya karşı negatif duyguların düşüşü ya da pozitif duyguların ortaya çıkmasıdır. Affetme üzerine araştırmalar; kızgınlık ve empati gibi diğer yönelimli duygulara vurgu yaparak, tipik olarak anlık duygulanıma odaklanmaktadır.

Peki kızgınlık nedir? Kızgınlık, ötekilerin negatif bir olaydan sorumlu olduğu ve farklı davranmak zorunda kaldığı bir inançla nitelenen negatif bir duygudur. Buna ek olarak kızgınlık; misilleme ve saldırganlık gibi çatışmayı azaltmaktan ziyade arttırabilen davranışlarla ilişkilidir.

Anlık empati karşıt olarak, diğerkâmlık ve işbirliği gibi toplum yanlısı davranışlar kadar sıcaklık ve merhamet duygularıyla nitelenen pozitif bir duygudur. Anlık empati, suçlu olarak aynı duyguları deneyimlemeyle değil, bireye karşı sıcaklık ve merhamet hissetmekle ilgilidir.

Anlık empati hem bilişsel hem de duygulanım ile ilgili bileşenlere sahip olmasına rağmen, çoğu affetme araştırması duygusal bileşenlerden bahsetmektedir.

Kızgınlık ile affetme arasında negatif bir güçlü ilişki bulunmasına rağmen, kızgınlık kaçınılması gereken zararlı bir yanıt değildir. Aksine, bireyler gelecek istismarı riskinde olduğunda ve çevrelerinde değişikliklere gereksinim duyduklarında, kızgınlık işlevsel bir reaksiyon olabilmektedir.

Bu şöyle ki, kızgınlık bireylerin menfaatlerini korumaları için biyolojik tabanlı intikam sistemini aktive etmelerine yardım edebilmektedir. Bireyler saldırının ahlaki normları ihlal ettiğine inandıklarında, bu sistem özellikle aktive edilme ihtimalindedir.

Bu durumda bireyler, intikam ile yanıt vermeleri için bireyleri ileri süren vahşet yoğunluğu olan duygusal bir reaksiyon olarak tanımlanan, ahlaki hakareti ya da deontik öfkeyi tecrübe edebilirler. Yine de, istismar riski geçtiğinde ve güçlü negatif bir duygunun varlığı olayı işlemekten bireyi önlediğinde ve/veya durumu tekrar deneyimleyebilen ve stres reaksiyonlarını yaratabilen ruminasyon krizlerini başlattığında, kızgınlık zararlı olabilir.affetme

Kızgınlığın affetmeye kritik bir bariyer olarak hizmet edebileceğini göz önünde tutarsak, bu engelin nasıl yatıştırılacağını düşünmek önemlidir. Negatif duyguların nasıl azaltılacağı sorusu ve bu duyguların açığa çıkarılmasının değeri literatürde hararetli bir biçimde tartışılmaktadır.

Duyguları açığa çıkarmanın taraftarları negatif duyguların ortaya çıkmasının birey için gerilimi rahatlatabileceğini ve duyguları engellemenin stresini azaltabileceğini söylerken, bu konudaki muhalifler negatif duyguları ifade etmenin duyguları arttıracağını ya da azdıracağını ve diğer agresif düşünce, duygu ve davranışları başlatacağını iddia etmektedirler.

Araştırmalar göstermiştir ki şu iki durumda duyguları açığa çıkarma etkili olabilmektedir: 1.  Bireyler uygun hedefe (örneğin suçluya) kızgınlığını ifade ettiklerinde 2. Açığa çıkarma ruminasyonu değil de bilişsel süreci kolaylaştırdığında.

Yine de bu şartları sağlamak için, birey kızgınlığını hedef kişiye ifade ederken güvende hissetmelidir (alıcının misilleme yapmayacağına inanmalıdır) ve birey durumun negatif yönlerinin ötesine geçebilmelidir; yoksa açığa çıkarma durumu ağırlaştırabilir ve kızgınlığın yoğunlaşarak devam ettiği bir spiral yaratabilir.

Maalesef bu şartlar her zaman sağlanmaz ve affetmeyi zorlaştırabilir. Dahası, kızgınlığın ötesinde kişiler arası bir saldırıyı tecrübe etmek, bir duygu seli (yardıma muhtaç, kırılgan ve güçsüz hissetme gibi) yaratabilir ve bireylerin kendilerinde kontrol eksikliği hissetmesini ve neyi niçin hissettiğini açık bir şekilde fark etme ve çözme zorluğunu yaşamasını ortaya çıkarabilir.

Çok sayıda çıkarım, bireylerin bu duygusal deneyimlerle başa çıkmasına yardım etmeleri için önerilmiştir (öz-güçlendirme ve öz-olumlama olan aktivitelerle meşgul olma gibi). Yine de bireyler bu süreçleri nasıl kolaylaştıracakları konusunda sıklıkla ne yapacağını bilmez bir haldedirler.

Affetme sadece kesintili duygularca değil, daha genelleşmiş duygulanımlarca (ruh hali gibi) da etkilenmektedir. Duygular kısa vadeli, yoğun ve hedefli olarak nitelenirler, oysa ruh hali daha uzun bir süreye sahiptir, daha az yoğundur ve genellikle bir hedeften yoksundur.

Ruh hali affetmeyi birkaç farklı yolla etkileyebilir. Bilgi hipotezi olarak duygulanım, genel ruh halinin karar vermede çoğu kez çok önemli bir faktör olduğunu çünkü ruh hali birinin durum değerlendirmesi ile ilgili bilgi sağlayabileceğini söylemektedir.

Örnek olarak acillik prensibi önermektedir ki; bireyler, ruh hallerinin suçlu ve/veya durum değerlendirmelerini yansıtacağını varsayabilirler. Dahası ruh halleri birinin düşünce içerik ve tarzını da etkileyebilmektedir.

Spesifik olarak negatif ruh halleri bireyleri durumun negatif yönlerine odaklanmaya itebilir, bireyleri suçlu ve/veya duruma karşı negatif yüklemler oluşturmasını cesaretlendirebilir ya da suçu daha şiddetli gösterebilir.

Ryan Fehr ve arkadaşları yaptıkları meta-analitik derlemede, pozitif ruh halinin affetmeyle önemli ilişkisi yokken, negatif ruh halinin affetmeyle ters ilişkili olduğunu bulmuşlardır.affetme

Duyguları ve ruh hallerini birlikte düşündüğümüzde, negatif duygulanımı yönetmek (ruh hali ve duygular) önemlidir ama suçluya pozitif duygular beslemek de önemlidir (anlık empati gibi). Ek olarak affetmede gizli olan duygulara geçici bir yön de vardır; pozitif duygular meydana gelmeden önce bireyler negatif duygularını serbest bırakmalı ve işlemelidir.

Bu nokta klinik psikoloji literatüründe ilk olarak oluşmuştur. Affetmenin, duyguların geçici düzenlenişine odaklanan birçok çıkarımı ve çok aşamalı modeli vardır ve bu bakış açısında empati geliştirilmeden önce bireylerin kızgınlığı açığa çıkarmaya ve acıyı kabul etmeye ihtiyaçları vardır.

Yatkın duygulanım eğilimleri, affetmeyi kestirebilecek duygusal anlar ve daha proksimal ruh hallerini de etkileyebilecektir. Affetme genelleşmiş negatif duygulanım (nevrotiklik gibi), sürekli kızgınlık ve depresyon tarafından engellenebilir çünkü bu özellikler durumları negatif deneyimleme eğilimini arttırabilir (artan endişe, stres ve kızgınlık gibi) ve acıyı anımsamayı ve olayları negatif halde yorumlamayı kolaylaştırarak bireyleri negatif düşüncelere odaklanmaya sürükleyebilir.

Karşıt olarak, affetme pozitif duygulanımı arttıran özellikler tarafından kolaylaştırılabilir. Örneğin sürekli empatik ilgi, bireylerin diğerlerine duygusal olarak bağlanmalarına, işbirlikçi ve diğerkâm yollarla yanıt vermelerine ve toplum yanlısı süreçler başlatmalarına yardım etmektedir.

Kısıtlamalar

Kısıtlamalar kategorisi saldırının ötesine geçen faktörlere ve eğer birey affetmemeyi seçerse ne olacağına odaklanmaktadır. Karşılıklı bağımlılık ve uygunluk gibi teorilerden faydalanarak, sosyal psikologlar affetmeyi etkileyebilen suçlu-mağdur ilişkisiyle alakalı faktörlere odaklanmaktadır.

Fehr ve arkadaşları öne sürmüştür ki; bu faktörler en iyi, bireyin bir ilişkide sağlamlaştığı ölçü olarak tanımlanan gömülülük nosyonu altında varsayılmaktadır. Affetme bağlamından bakıldığında gömülülük çoğu kez ilişki yakınlığı, bağlılık ve tatmin olarak çalıştırılır.

İlişki yakınlığı affetmeyi, bir ilişkinin yok olmasıyla ilişkili kişisel fedalara vurgu yapan uzun dönemli bir yönelimi geliştirerek etkileyebilirken, bağlılık ilişkide ısrar etme arzusu yoluyla affetmeyi kolaylaştırır ve tatmin iyimser yüklemleri teşvik eder.

Sosyo-ahlaki beklentiler ve içselleşmiş standartlar da affetmeyi etkileyebilmektedir. Dinsellik affetmeyi sosyal baskı ve affetmenin ahlaki değerini vurgulayarak etkileyebilir; oysa sosyal cazibe birine diğerlerine tercihen sunma arzusu yoluyla affetmeyi motive edebilir.

Bu yatkınlık değişkenlerinin affetmeyi yüksek düzeyde etkileyeceği yönünde varsayma eğilimi olmasına rağmen, onların etkileri genellikle küçüktür.affetme

Bütün bu kavramları beraber düşündüğümüzde, araştırmacılar affetmenin bireysel düzey analizinde bol miktarda bilgi oluşturmuşlardır. Bu yazıda, biyolojik ve psikolojik faktörlerin bireyler için affetmeyi hem teşvik edebileceğini hem de önleyebileceğini detaylı bir şekilde açıkladım.

Genel ve bağlamsız bir bakış açısıyla bunu yapmaya çalıştım. Sonraki yazılarımda affetmenin diyadik, grup ve örgütsel düzeyde nasıl oluştuğu ve hangi değişkenlerce etkilendiğini inceleyeceğim.

İleri Okumalar İçin Kaynaklar:

Benjamin Tabak ve Michael McCullough, (2011). Perceived transgressor agreeableness decreases cortisol response and increases forgiveness following recent interpersonal transgressions. Biological Psychology, 87, 386–392.

Michael McCullough, (2008). Beyond revenge: The evolution of the forgiveness instinct. San Francisco, CA: Jossey-Bass.

Ryan Fehr, Michele Gelfand ve Monisha Nag, (2010). The road to forgiveness: A meta-analytic synthesis of its situational and dispositional correlates. Psychological Bulletin, 136, 894–914.

Jeni Burnette, Erin Davisson, Eli Finkel, Daryl Van Tongeren, Chin Ming Hui, Rick Hoyle (2014). Self-control and forgiveness: A meta-analytic review. Social Psychological and Personality Science, 5, 443–450.

Tila Pronk, Johan Karremans, Geertjan Overbeek, Ad Vermulst, Daniël Wigboldus (2010). What it takes to forgive: When and why executive functioning facilitates forgiveness. Journal of Personality and Social Psychology, 98, 119–131.

Julie Exline, Roy Baumeister, Brad Bushman, Keith Campbell, Eli Finkel, (2004). Too proud to let go: Narcissistic entitlement as a barrier to forgiveness. Journal of Personality and Social Psychology, 87, 894–912.

Todd Lucas, Jason Young, Ludmila Zhdanova, Sheldon Alexander (2010). Self and other justice beliefs, impulsivity, rumination, and forgiveness: Justice beliefs can both prevent and promote forgiveness. Personality and Individual Differences, 49, 851–856.

Johan Karremans ve Paul Van Lange (2008). Forgiveness in personal relationships: Its malleability and powerful consequences. European Review of Social Psychology, 19, 202–241.

Affetme | Biyolojik ve Psikolojik Temeller
Etiketlendi:                                                 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir