Duygu Süreci, Uyarıcılar ve Duygusal Kayıt

Duygu Süreci, Uyarıcılar ve Duygusal Kayıt

Duygu kronolojik olarak ortaya çıkan bir sıralanımdır. Bir süreç olarak duygu, odaktaki kişinin bir uyarıcıya maruz kalması, bu uyarıcıyı anlamı için kaydetmesi ve bir duygu durum ile fizyolojik değişimleri deneyimlemesini içermektedir. Bu duygu sürecine tutum, davranış ve biliş için aşağı yönlü sonuçlar, yüz ifadeleri ve dışavurum işaretleri eşlik etmektedir. Duygu sürecinin her aşamasında bireysel farklılıklar ile grup normlarını birleştiren ve pratiklerle otomatikleşen farklı duygu düzenleme süreçleri de yer almaktadır.

Bazı teorisyenlere göre duygu davranışsal niyetleri ele almak için neredeyse sosyal bir gelenek olarak görülmektedir. Bunun temelinde duygunun bir uyarıcıya (stimulus) tepki olduğu ve çok çeşitli sonuçlara sahip olduğu yatmaktadır. Duygu, ruh hali ve duygulanım bazı durumlarda birbirleri yerine kullanılabilse de aralarında anlam farkları vardır. Duygu tipik olarak ayrık, yoğun ve kısa süreli deneyimlere işaret ederken; ruh hali daha uzun ve yayılımlı deneyimler olup uyarıcının farkındalığından yoksundur. Ruh hali nispeten düşük yoğunluklu bir uyarıcı tarafından oluşturulabilir ve ilk öncülü artık görünür olmayacak şekilde solan duygular tarafından geriye atılabilir. Duygulanım ise ruh hali ile duyguyu kapsayan şemsiye bir terimdir.

Duygu sürecinin her bir aşaması önemlidir çünkü birbirine bağlıdır. Örneğin biz duygusal işaretleri tanıma yeteneğiyle ilgileniriz çünkü duygusal bir dışavurum başka bir kişinin duygu deneyimi ile ilgili bir şeyler söylemektedir. Bu da başka bir kişinin kendi çevresindeki uyarıcıları değerlendirmesiyle ilgili bir şeyler söylemektedir. Aynı şekilde çalışanlar liderlerinin duygusal dışavurumlarıyla ilgilenirler çünkü bu dışavurumları önemli uyarıcılar olarak yorumlarlar.

Duygu sürecinde grupların, örgütlerin ve toplumun önemli rolleri bulunmaktadır. Bu roller her bir aşamaya ilişkin duygu düzenleme süreçlerinde ve toplu halde (en masse) olabilen ikili etkileşimlerde absorbe edilmiştir.

William James’den itibaren modern psikoloji duygu deneyiminin uyarıcının algılanmasıyla başladığına vurgu yapmışlardır. Son yıllarda geliştirilen duygusal olaylar teorisi iş hayatındaki duygusal durumları spesifik olaylar tarafından zemini hazırlanan ayrık reaksiyonlar olarak nitelemiştir. Modern dünyada işyerlerindeki artan birbirine bağlılık daha yoğun bir şekilde çağrıştırıcı uyarıcıların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çalışanlar arasındaki en büyük duygusal olaylar arasında iş arkadaşları, müşteriler ve yöneticileriyle etkileşimleriyle ilişkili olan olaylar yer almaktadır.

Sosyal etkileşimlerin daha görünür olmaya meyletmesine rağmen ekonomik olaylar ile koşullar hala önemli uyarıcı kaynaklarıdır.  Buna ilaveten sıcaklık, gürültü ve aroma gibi çeşitli çevresel faktörler ile kısa sürsün veya süreğen olsun renk ve sembol gibi fiziksel eşyalar önemini korumaya devam etmektedir. Duygular ayrıca işle meşgul olmanın kendisinden ve aile ilişkileri gibi işe taşınan dışsal faktörlerden de doğabilmektedir.

İlişkilerde dengeyi oturtma ve sürdürme ile kişiler sınırları ve kimliği sürdürme konuları da duyguların çağrıştırıcısı olarak ele alınmaktadır. Pozitif ortaya çıkarıcı unsurlar işle alakalı başarımlar ile engelleri aşmayı, kişisel desteği, dayanışmayı ve bağlantılılığı içermektedir. Negatif ortaya çıkarıcı unsurlar arasında ise büyük oranda mali konular dışındaki tazminatlara odaklanan adaletsiz durumlar, ayrımcılık, gizli-açık çatışmalar ile güç çekişmeleri, başkalarına ve işyerine zararı dokunacak şekilde normların ve güvenin ihlali, ideoloji temelli anlaşmazlıklar, potansiyel veya gerçekleşmiş işbaşındaki ölümler-yaralanmalar ile aşağılama yer almaktadır. Geniş çaplı bir alan araştırmasına göre pozitif olaylardan en sık olanları başarım ile yöneticilerden ve iş arkadaşlarından gelen takdir olurken; en sık negatif olaylar istenmeyen bir işe atanma, iyi anlaşılan iş arkadaşından ayrılma, yöneticiler ile iş arkadaşları arasında yaşanan kişilerarası çatışmalar ve kişisel problemlerin işe karışması şeklinde sıralanmıştır.

Çalışanların duygusal durumlarını etkileyen önemli uyarıcılar olarak iş özellikleri ile diğer çevresel faktörler uzun zamandan beri ilgi odağı olmuştur. Örneğin örgüt içinde birinin pozisyonu en etkili uyarıcılara etki edebilmektedir. Hiyerarşinin alt basamaklarında olan kişiler başkalarınca nazik davranılmaktan yana endişelerini dışavururlarken, üsttekiler kural ve normları uygulayan astlarıyla ilgili endişeler taşımaktadırlar.

Duygu sürecine göre uyarıcılara maruz kalan kişi bu uyarıcıları anlam taşıyacak şekilde kaydetmektedir. Bu aşamada duygulanımın mı bilişin mi önce geldiği tartışmalı bir konudur. Bir taraftan duygusal yapılar aracılığıyla beyindeki patikaların –bilişsel yapılara göre- daha hızlı ve doğrudan olduğu görüşü varken; diğer taraftan bilişsel değerlendirme teorisi insanların duygu deneyimlerini belirleyecek işaretler için sosyal çevrelerini analiz ettiklerini iddia etmektedir. Ancak her iki durum için de uyarıcılardan deneyime doğrudan bağlantı savunulabilir değildir çünkü bir uyarıcı en azından minimal düzeyde duygusal bir reaksiyonu çağrıştırmak için kayıt edilmelidir. Hatta farkındalığın ve işlemenin bir bilinçaltı düzeyi bir uyarıcıyı duygu sürecine sokmak için yeterli olabilmektedir. Bu aşama daha açık bilişsel yorumlama ile bu otomatik bilinçaltı işlemeyi birleştirme adına, değerlendirme değil duygusal kayıt (emotional registration) olarak adlandırılmaktadır.

Duygusal kayıt aşaması üç adımdan oluşmaktadır: dikkat, şemalar ve duygu kuralları. Duygusal kaydın ilk adımı olan dikkat ile kastedilen illa bilinçli bir dikkat değildir ancak bu adımda bireyin duyu organları uyarıcıyı almaya yönlendirilmiştir. Burada en azından bilinç öncesi birkaç yüz milisaniye maruz kalma bir uyarıcıyı kaydetmek için yeterlidir. Örneğin iş müzakerelerinde katılımcıların başkalarını görmelerini engellemek için fiziksel bir bariyer yerleştirmek, katılımcıların etkileşim arkadaşları üzerindeki ruh hallerini sınırlandırmaktadır. Dikkat kasıtlı dikkati içerebilir çünkü insanlar hangi olayın düzenli olduğunu ve hangilerinin fark etmeye değer olduğunu zamanla öğrenirler.

Duygusal kayıt aşamasının ikinci adımı bilişsel şemalardır çünkü bu aşama bir anlam yaratma eylemi de içerir. Bilişsel değerlendirme süreci dikkatimizi en baskıcı duygusal dürtülere yönlendiren bir kontrol listesi sıralanımıdır. İlk temel kontroller çaba ve farkındalık gerektirmeyen şematik bir düzeye hızlı otomatik işlemedir. En erken boyut yeniliktir (uyarıcı dikkate değer olsun veya olmasın). Sonraki boyutlar ise uyarıcının içsel hoşluğu, hedeflerimizle ilgisi ve durumla baş etme potansiyelimizdir. Bunlara verilecek cevaplara dayanan koşullu bir sırada ilerleyen diğer boyutlar ise daha sonradan gelmektedir.

Bilişsel değerlendirme sürecinin boyutlarından başka boyutlar da kimi teorisyenlerce öne sürülmüştür. Hoşluk, dikkat faaliyeti (yaklaşma, kaçınma veya göz ardı etme), beklenen çaba (aktif ve pasif), ilk nedensel kişi (kendisi veya başkası), mevcut kontrol (kendisi, başkası veya hiç kimse), kesinlik (kavranabilir ve kestirilebilir), algılanan hedef engeli, normlarla ve sosyal standartlarla uyumluluk ve adillik en kapsamlı boyut listesi olarak verilebilir. Bu sıralanım iki aşama olarak da tanımlanabilir: birincil hoşluk değerlendirmesi ile daha karmaşık anlam ve analizi kapsayan geri kalan bütün boyutları içeren ikincil değerlendirme.

Bu kontrol listesinin sonucu olarak beş temel duygu ailesi belirlenmiştir: yaklaşma (ilgi, umut, bekleme gibi), başarım (rahatlama, tatmin, hoşnutluk, gurur ve sevinç gibi), yıldırma (korku, endişe ve sıkıntı gibi), geri çekilme (üzüntü, utanma ve vazgeçme gibi) ve düşmanlık (tahriş, öfke ve nefret gibi). Zaman içinde yüksek düzen boyutlarının hatırası soluklaşır çünkü spesifik olayları unuturuz ancak ruh halleri öncüllerinden ayrılmış duygular olarak yaşamını sürdürürler.

Duygusal kayıt aşaması epey bağlamsaldır. Yapılan işteki görevler içsel bir anlama sahip değildir. Anlam başkalarından gelen kişiler arası işaretler etrafında geliştirilir. Bu yüzden de bir olayın çağrıştırabileceği duygusal reaksiyonlarda büyük çeşitlilik vardır. Uçak yolcularının bagajlarını kaybetmeleri gibi çoğu insanın yaşabileceği aynı olay öfke, üzüntü, umursamazlık, endişe hatta mizah gibi çeşitli duyguları ortaya çıkarabilmektedir. Ölümcül tehlikeler gibi güçlü durumlar aynı yorumlansa da, uyarıcılar ile deneyim arasındaki bağlantı insan çevresinin çeşitliliğine ve aralığına uyum sağlayacak yeterlikte esnek gözükmektedir.

Bireyler olayların kendisine değil de çalıştıkları örgütün olaylara yanıt vermede nasıl gözüktüklerine dayanarak acı hissederler. Bu durum özellikle sorumluluk, adalet, kesinlik, kontrol ve mevcut koşullarla başa çıkma boyutlarıyla ilişkilidir. Örneğin liderlerin davranışları farkındalık ve saygı, motivasyon ve ilham, güçlendirme, iletişim, ödül ve tanıma ve hesap verebilirliği içermektedir ve bunlar da birçok değerlendirme boyutuyla yakından ilişkilidir. Ayrıca karşı olgusal düşünme değerlendirme sürecini büyük oranda etkileyebilmektedir, özellikle de dünya durumunu olabilecek olanla ilgili ne beklediğimizle karşılaştırdığımızda bir kesinlik boyutu verili olduğunda gerçekleşmektedir. Bu tarz karşı olgusalların dikkate alınması pişmanlığa yol açtığında, değerlendirme sürecindeki bu etki kontrolümüz altında olan, diğer ifadeyle beklenmedik ve eylemsizlikten çok eylemlilikten meydana gelen, sonuçlar için daha güçlüdür.

Değerlendirme süreci boyunca güç de önemli bir unsurdur. Güçlü bireylerin kaçınmadan ziyade yaklaşmaları, pasiflikten ziyade aktif olmaları, ilk nedensel kişiler olarak davranmaları, kontrolü ellerinde tutmaları ve başkalarının normlara ve sosyal standartlara bağlığını güçlendirmeleri daha muhtemeldir. Bununla beraber yüksek güç başkalarını negatif sonuçlar için, kendilerini ise pozitif sonuçlar için hesap verebilir tutma esnekliği de sağlar. Bu ise üzgünlüğe karşı daha fazla öfke ve aşağılama, minnettarlığa karşı daha fazla gurura yol açar.

Örgütsel bir olgu olarak anlam yaratma çoğunlukla duygu deneyimine eşlik etmektedir. Bu yüzden de kronolojik olarak ilk değerlendirme (yenilik) beklenti ihlaliyle ilişkilidir ve makro düzey bir anlam yaratma için de öncüdür. Şemalarla ilgili son olarak çeşitlilik değerlendirme sürecini hem etkileyebilmekte hem de bu süreçten etkilenebilmektedir. Çeşitlilik yeni olarak algılanmazsa, değerlendirilmez ve duygu üzerinde hiçbir etkisi olmayabilir. Dış gruba karşı iç grup davranışını yorumlamadaki yanlılıklar ve kontrol, kesinlik ve normlara uyma gibi örtük özelliklerdeki kültürel farklılıklar değerlendirme kontrolleri için yapılmış yargıları besleyebilir. Özetle çeşitlilik içeren grupların üyeleri farklı olayları değerlendirebilir ve aynı olayları farklı değerlendirebilir.

Duygusal kayıt aşamasının son adımı olan duygu kuralları bu aşamanın süreğen hedeflerine gönderme yapar. Bu kurallar yoğunluk ve süre gibi özellikler kadar bir duygusal kategoriyi içeren kişinin nasıl hissetmesi gerektiğinin bir duyusudur ve başka normlar gibi sözlü tanımlanabilir. Bu bağlamda motivasyonun tamamı motivasyonların belirli deneyimler için hedef olması ölçüsünde alakalıdır ve duygu hedeflerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesine işaret eder.

Duygu kuralları ayrıca acıdan kaçınmaya karşı hazza yaklaşmak için kişinin düzenleyici odağını ve duygusal değerlendirme sürecinde rolü olan savunma mekanizmaları ve dürtüler gibi psikodinamik kavramları da içerir. Çalışanların duygusal gereksinimleri Maslow ve Herzberg gibi örgütsel davranış teorisyenleri tarafından irdelenmiştir. Bu tarz gereksinimler bizi gerçek çevremizi ve bunu yorumlamamızı şekillendirmeye yöneltir ve bu şekilde bizim istenen duygusal durumlarımıza da yol açar. Duygu sürecinin diğer aşamaları sonraki yazılarda devam edecektir.

Duygu Süreci, Uyarıcılar ve Duygusal Kayıt
Etiketlendi:         

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir