Duyguların Tutumlar, Davranışlar ve Bilişsel Süreçler Üzerindeki Etkisi

Duyguların Tutumlar, Davranışlar ve Bilişsel Süreçler Üzerindeki Etkisi

Duygu sürecinde tutum, davranış ve bilişsel süreçler gibi duygu sonrası yanıtlar da oldukça önemlidir. Sonuçta uyarıcılar ve duygusal deneyimler  tutum, davranış ve bilişsel süreçlerimizi beslemekte ve şekillendirmektedir. Üstelik bu duygu sonrası yanıtlar neye dikkat edeceğimizi, bilişsel şemalarımızın nasıl oluşturulacağını ve ve daha doğrudan bir şekilde hissetme kurallarımızı da etkilemektedir.

Tutum tanım olarak lehte veya aleyhte belirli bir oluşumu değerlendirerek ifade edilen psikolojik bir eğilimdir. Bu yüzden de tutumlar, duygusal değerlik (valence) boyutuyla bağlantılıdır. Ancak bazı görüşlere göre de tutumlar ile duygular farklı kavramlar olup, tutumlar sadece duygusal tepkiler değillerdir.

Değerlik, duygusal değerlendirmenin temel boyutu olduğu için bu iki kavram ayrılmaz biçimde bağlantılıdır. İş tatmini, performans değerlendirme, bağlılık, kaynaşma, iş ilişkilerini sürdürme niyeti, işten ayrılma niyeti, tüketici ürünlerinin değerlendirmesi ve yaşam doyumu gibi örgütsel olarak alakalı tutumlarda değerlikle tutarlı ruh hali yanlılıkları olduğuna dair bulgular vardır. Tabi eğer algılayan kişiler tutumlarla ilgisiz ruh hallerinden farkında bir hale getirilirse, bu etkiler tersine dönebilir.

Duygu, değerliğiyle tutarlı olan performans değerlendirmelerini etkilemektedir, özellikle de derecelendirme kriterleri muğlâksa. Duygusal değerliğin bir değerlendirmesi olarak lider üye etkileşimi (leader-member exchange, astların liderleriyle etkileşiminin kalitesi) pozitif duygu altındadır. Aslına bakılırsa kimilerine göre duygunun evrimsel bir rolü de kişilerarası sevme ve ilişkinin geliştirilmesini kolaylaştırmaktır.

Duygu temelli tutumlar ile biliş temelli tutumlar arasında ilkinin daha güçlü ve nitelik olarak farklı olduğuna dair bir ayrım vardır. Duygusal reaksiyonlar sosyal çevreye tutumlarımızı belirlemede esastır. Dahası duygu itkili tutumlar biliş itkili tutumlara göre davranışı daha iyi kestirmektedir. Belki de bir tutumu oluşturma mantığını ifade etme kabiliyetsizliği amnezinin kaynağına yol açmaktadır. Aslında bir alanda artan deneyim sonuçlanan davranış üzerine duygu temelli tutumların daha büyük etkisini kestirmeye meyletmektedir ve bu da içgüdülerimiz daha iyi bilgilendirildiğinde daha fazla güvendiğimizi işaret etmektedir.

Tabi pratikte tutumun bilişsel mi duygusal mı kaynaklandığını ayırmak zordur. Duygu temelli tutumlar, belki de içgüdülerimize güvenme eğilimli olduğumuz için duygusal öncelikten ötürü, daha büyük güvenle ifade edilmektedir. Ayrıca tutumlar, ilk olarak duygu temelli tutumlarla karşılaşan ikna araçlarıyla daha büyük değişim geçirmektedir.

Çoğunlukla tutumun duygusal olarak ifade edilmesi yoğunlukla (duygusal bağlılık) veya hedef şeklinde başka insanlara sahip olma (duygusal çatışmaya karşı görev çatışması gibi) eş anlamlı olarak ortaya çıkmaktadır. Son örnekte ilişkiye karşı görev olarak bir ayrıma değinmek daha doğru olabilir çünkü görev çatışması bunu benliğimizle ilişkili olarak değerlendirdiğimiz ölçüde duygusal da olabilir. Pratikte duygu ve biliş o kadar iç içe geçebilmektedir ki teorik olarak farklı olsa bile tutumun kaynağında bir ayrım yapmak mümkün olmamaktadır.

Örgütlerde tutum yoğun olarak iş tatmini şeklinde araştırılmıştır. İş tatmini ilk zamanlarda işle ilgili duygu olarak tanımlansa da, duygusal olaylar teorisi iş tatmininin duygusal bir deneyimden ziyade bir tutum olduğunu ve birinin yaptığı işin değerlendirmesinin tamamen duygusal olması gerekmediğini aynı zamanda bilişsel bir bileşeni de olduğunu göstermiştir. Buna göre iş tatmini duygusal deneyimler, değerlendirme yargıları ve kişinin işiyle ilgili inançları şeklinde üç faktörün bileşkesidir.

Duygusal deneyimi iş tatminiyle bağdaştıran çok sayıda bulgu vardır. Özellik düzeyinde iş tatmini pozitif duyguda yüksek olanlarda önemli oranda daha yüksektir. Bu ilişki, kişinin iş çevresinin duyguyla uyumlu yorumlamaya, duygu ve tatminin öz bildirimli sorular boyunca yöntem yanlılığı ve üst üste binme formundaki yapı bulaşımına ve duygudurumun aracı rolüne yüklenmiştir. Buna ek olarak yüksek pozitif ve düşük negatif duygulanım yüksek iş tatminini, yüksek örgütsel bağlılığı, düşük duygusal tükenmeyi, düşük personalizayonu, yüksek kişisel başarım anlamını ve düşük iş hacmi niyetini tahmin etmektedir.

İşle ilgili inançlar kadar duygular da iş tatminine bağımsız olarak katkı yapmaktadır. Bununla beraber bilişsel inançlar duygusal deneyimlerden etkilenebilmektedir. Bu muhtemelen, iş tatmini üzerine özellik duygusunun etkisinin durum duygusu tarafından aracılandırıldığı, duygusal özelliklerin de belirli durumları deneyimleme olasılığını kestirdiği ve sonra da durum duygusunun iş tatminini etkilediği şeklinde gözükmektedir.

Aslına bakılırsa iş tatmini ile performans arasında orta dereceli bir korelasyon vardır. Bu korelasyon yüksek karmaşıklığı olan işlerde ve duygusal tutumlara vurgu yapması daha muhtemel iş tatmininin küresel ölçümleri için daha yüksektir. Tabi bu ilişki tatminsizlik yaşadıkları işten ayrılma olasılığı daha yüksek olan ve pozitif duyguda yüksek olan kişilerdeki devretme gibi yatıştırıcı faktörlerle azaltılabilmektedir. Bu bağlantı seyrek de olabilmektedir çünkü tatmin işe bağlanmadan işi boşlamaya kadar birçok farklı davranışa yol açabilmektedir, tıpkı tatmin olmamanın yaptığı gibi. Tutumlarla ilgili son olarak denebilir ki düşük iş tatmini daha fazla normatif karşıtı davranışa yol açmaktadır ve bu tür normalden sapan davranışlar güçlendirme duyguları ile eşitliği restore etme girişiminde bir davranışsal uyum formudur.

Duygular bizi harekete geçirir. Latince ileri taşıma anlamına gelen promotionem kavramından türemiş olan emotion kelimesi, duygunun eylemli hayatta kalma meydan okumalarına yanıt veren evrimsel rolüne vurgu yapmaktadır. Eylem eğilimleri, eylem dürtüsü şeklinde ifade edilebilir. Kişi vurmak, kırmak veya intikam almak, zıplamak ve bağırmak veya kayıp bir kişiyi bulmak ister. Her bir duygu deneyimi, duygunun çekirdek insan temasına uyan spesifik bir otomatik yanıtı tetikler. Bu tarz eylem eğilimleri davranışlarımızı aktive edip, önceliklendirir ve karşılık vermemiz gerektiğinin veya çevrenin çeşitli yönlerine artık karşılık vermemize gerek kalmadığının sinyalini verir. Haddi zatında bunlar, bir uyarıcıya çoğunlukla evrimsel olarak uyarlı yanıt sinyalini veren örtük hedeflerdir ve diğer endişelerin ötesinde ana sahneyi işgal edecek önceliği kontrol etmeye meylederler.

Yeteri kadar yoğun duygular altında bireylerin kontrol dışı olduğu düşünülür. Bir yandan, eylem eğilimleri farklı duygusal durumlar içine haritalanabilir çünkü bizi hazırladıkları eylemler açısından duygular bir diğerinden ayrılabilir. Öte yandan, eylem eğilimleri spesifik davranışlar kadar geniş hedefleri de değiştirerek, genel de olabilir. Aslına bakılırsa duygularımız davranışsal repertuarımızdaki esnekliği arttırmak için, uyarıcıları davranışsal yanıtlarımızdan ayrıştırmak için evrilmiştir.

Pozitif duyguların eylem eğilimleri daha az spesifik olmaya veya anlık endişelere yönlenmeye meyledebilir. Örneğin genişlet ve inşa et teorisi (broaden and build theory) pozitif duygunun eylem repertuarımızı genişlettiğini, kaçınmadan ziyade yaklaşma davranışını kolaylaştırarak yaratıcılık ile araştırmayı teşvik ettiğini ve akla gelecek davranış dizisini büyüttüğünü vurgulamaktadır. Genişleyen faaliyetler oynamayı, sınırları zorlamayı, araştırmayı, tadını çıkarmayı ve farklı kaynaklardan kavramlar ile faaliyetleri bütünleştirmeyi içermektedir. Genişlet ve inşa et teorisi ayrıca pozitif duygunun uzun vadeli uyumu ve yaşamı tehdit eden konulara anlık bir odaktan ziyade büyüme ve esenlik gibi kalıcı kaynakların geliştirilmesini teşvik ettiğini iddia etmektedir. Bu yüzden de pozitif duygu, negatif duygunun zararlarını tamir etmek ve psikolojik ile fizyolojik durumları normal düzeye getirmek için tasarlanmaktadır.

Pozitif ruh hali yardım etme, örgütü koruma, yapıcı önerilerde bulunma, kişinin kendi gelişimini hızlandırma ve iyi niyeti yaymayı içeren örgütsel kendiliğindenlik davranışları ailesine yol açmaktadır. Ek olarak pozitif ruh hali işe devamsızlığı da azaltmaktadır. Bazı spesifik davranışlar -özellikle de daha fazla yaratıcılık, daha fazla cömertlik ve işbirliği, daha fazla çeşitlilik arama ve küçük oranlarda risk alma- pozitif duyguyla ilişkilidir. Tabi pozitif ruh halindeki bireyler duygusal durumlarını korumakla alakalı savunmacı olabilmekte ve bazen de ruh hallerini zayıflatma potansiyeline sahip işlerden kaçınabilmektedirler.

Örgütsel davranışlar üzerinde duygusal deneyimlerin rolüne değinirken, kişilerin arzulanan davranışsal yanıtlarının engellendiğini söylemek gerekir. İşyeri anlatılarına dair bir çalışmada, çoğu hikâyede anlatıcılar hissettikleriyle ilgili hiçbir şey yapmamayı ve konuşmamayı seçmişlerdir. Bazı durumlarda kısıtlanmış hissetmişler, pozisyonlarını tehlikeye atmayı veya kendileriyle iş arkadaşları arasındaki dengeyi bozmayı istememişlerdir. Bahsedilen kısıtlama örgüt içi statülerdeki farklılıklardan, özellikle de öfke deneyiminden doğmaktadır çünkü hiyerarşide yukarıda olanlar öfkelerinin nedenlerine karşı koyabilmektedirler, aşağıda olanların ise sadece geri çekilme seçenekleri vardır.

Çalışanların duygusal özellikleri de bu duygusal eylem eğilimlerini engelleme isteklerini etkileyebilmektedir. Örneğin düşmanlık özelliğinde düşük olanlar, kendilerinin düşmanlık durumlarının bir fonksiyonu olarak daha az normalden sapan davranışlar sergilemektedirler. Bununla ilgili olarak negatif gösterimleri azaltan gösterim kurallarında büyük uyuşmazlık hissedilmektedir. Tutulan bir eylem eğilimine göre hissedilmeyen bir eylem eğilimine girişmek daha kolay olabilecektir. Bu ise neden olumsuz duyguların örgütsel ortamlarda zararlı sonuçları olduğunu açıklayabilmektedir çünkü doğrulayıcı eylemin evrimsel hedefi sıklıkla engellenmektedir.

Duygular ile bilişsel süreçler arasındaki ilişkiye geldiğimizde üç bakış açısının olduğunu söyleyebiliriz: duygular bilişsel süreçlere engel olur, duygular bilişsel süreçlere yarar ve duygular ile bilişsel süreçler iç içe geçmiştir. Şimdi sırasıyla her biri doğru olan bakış açılarını ele alalım.

Duygunun düşünme için zararlı olduğuna dair bir inanç çok eski zamanlardan beri vardır. Duygu alaka bulmaya yarar, bu yüzden de yıkıcıdır. Duygu düşünceleri sekteye uğratabilir ve dikkati duygunun kendisine yönlendirebilir. Güçlü duygular dikkat, akıl yürütme ve bellek gibi bilişsel kapasiteyi işgal eder. Bu bilişsel kesinti durdurma ve önceliklendirme gereksiniminin uyarılmasına ihtiyaç duymamız ölçüsünde uyarlıdır. Ancak bu kesinti evrimsel uyumun mevcut karar verme çevremizle uyuşmaması ölçüsünde, duyguların bilişsel süreçlerimizle alakalı olmayan anlık etkilere duyarlı olması ölçüsünde ve gene duyguların bizim olasılık değerlendirmemizi ve kararların sonuçlarını saptırabilmesi ölçüsünde uyumsuz da olabilir.

Pozitif duygu bile kesinti oluşturmaya yarayabilir çünkü pozitif ruh halindeki bireyler hoş olmayan düşünceleri engelleyerek ruh hallerini korumak isteyebilirler. Bu duygu durum koruması normalden daha fazla kazançtan çok kayıp yaşanmasına sebep olabilir ve bireylerin bazı kararlardan kaçınmasına yol açabilir. Pozitif duyguda yüksek olan kişiler aşırı güvenli olabilir ve kendini kayıran yanlılıklardan daha fazla zarar görebilir. Dahası pozitif duygu kişinin amaçlarının zaten başarıldığına dair sinyal de verebilir ve bu sinyal kişiyi daha az eleştirel ve daha az mantıklı yapabilir.

Duyguların bilişsel süreçlere engel olması bir yana, duygular dikkati problemleri çözmeye yönelterek, alakalı alakasız uyarıcı ayrımına yardım ederek ve kararlara ulaşma ve onları uygulama motivasyonu sağlayarak bilişsel süreçlere hizmet edebilir. Aslına bakılırsa duygular düşünce ve karar vermenin gerekli bir bileşenidir çünkü biz muhtemel eylemlerin arzu edilebilirliği ve sonuçlarıyla ilgili iç sinyaller olan somatik belirteçlere bağımlıyız. Duygular bu faktörleri açık bir şekilde göz önünde tutarak bilişsel süreçlere fayda sağlar ve karar vericinin gelecek faydasıyla ilişkili kriterleri kapsadığı ölçüde uyarlıdır. Bu tarz duygusal işlemleme uygun karar vermeye olanak sağlayan önsezi ve içgüdü formunda bilinçliliği ortaya çıkararak örtük bir şekilde de yer alabilir. Ek olarak duygu toplumsal ve cansız nesnelerin sınıflandırmasını organize etmemize de yardımcı olur. Öyle ki duygunun hizmet ettiği bu bilişsel hedefler, duygusal olarak etkilenmiş düşüncelerin sıcak biliş (hot cognition) olarak adlandırılmasına sebep olmuştur.

Duyguların bilişsel süreçlere yaradığıyla ilgili olarak duygu aşılama modelinden (affect infusion model) bahsedilebilir. Öğrenme, bellek, çağrışımlar, sosyal yargılar ve sosyal etkileşim davranışlarına duyguyla uyumlu etkilerin olduğunu öne süren bu model, hangi şartlarda bu etkinin büyük olacağını ortaya koymaktadır. Duygu aşılama terimi duygu yüklü bilginin bilişsel süreçleri ve sonuçlanan davranışları etkileme yoğunluğunu işaret etmektedir. Duygu aşılama için iki farklı mekanizma vardır: düşünme süreci ve düşüncelerin içeriği. İlkinde, duygu aşılama derin düşünce, inşacı işlemleme ve aktif ayrıntılandırma için daha büyüktür. İkincisinde ise, duygu aşılama zaten bilinen bir şeyi detaylandırmadansa yeni bilgi öğrenildiğinde daha büyüktür. Ek olarak duygu aşılama modeli bireylerin uygun bir yanıt üretebilen en basit stratejiyi kullandıklarını varsaymaktadır.

Duygu aşılama modeli bilişsel süreçler üzerinde üç şekilde etkide bulunur. Bellek tabanlı etkilerle, benzer duygusal durumlarda daha kolay erişilen ve çağrılan bilgilere öncelik verme ifade edilmektedir. Bilgi olarak duygu ile yargılarımızda kullandığımız kestirme yollar olarak kendimize nasıl hissettiğimizi sormamız ifade edilmektedir. Son olarak bilgi işleme yoluyla duygular yeni bilginin öğrenilmesi ve yorumlanmasında kullanılmaktadır.

Duygu ile bilişsel süreçlerin iç içe geçmişliği ise rasyonel olarak düşündüğümüz çoğu şeyin aslında yoğun duygusal temellerce takip edildiği anlamında öne sürülmüştür. Düşünme ve duygular ayrılmaz bir şekilde bağlıdırlar. Kişinin çevresini yorumlamasının bazı yolları içsel olarak duygusaldır, bazı düşünceler tamamen duygudan arınmıştır ve duygular düşünceyi etkilemektedir. Aslına bakılırsa evrimsel psikologlar duygunun çoklu bilişsel ve davranışsal alanlar boyunca fonksiyonları koordine etme aracı olarak evrildiğini iddia etmektedirler. Bu iddia duygu-biliş ayrımının bir derece anlamsal ve isteğe bağlı olduğunu öne sürmektedir.

Bir olayı pozitif veya negatif olarak değerlendirdiğimizde, nedenselliğini, hedef değerini ortaya koyduğumuzda bu değerlendirmeleri bilişsel süreçler açısından değil de duygular açısından etiketlendirmek anlamlı değildir. Örneğin adalet algısının önemli açığa çıkarıcıları durumu kontrol eden başkaları tarafından pozitif işlemdir. Bu ise değerlik, kesinlik, kontrol ve sorumluluk gibi öfkeyle en yakından bağlantılı bilişsel değerlendirme boyutlarıyla üst üste binmektedir.

Duyguların Tutumlar, Davranışlar ve Bilişsel Süreçler Üzerindeki Etkisi
Etiketlendi:             

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir