İş Hayatında Affetme, Yöntemler ve Fırsatlar

İş Hayatında Affetme, Yöntemler ve Fırsatlar

Affetme üzerine açık ve kabul görmüş bir tanımın tarifi, uzun ve rivayet olunan tarihine rağmen, zordur. Öyle ki, affetmenin mutabık kalınmış bir tanımının olmayışı, en öldürücü problemlerden biri olarak nitelendirilmiştir. Yazıya affetmeyi ilişkili kavramlardan farklılaştırarak, mevcut tanımlamaları ortaya koyarak ve bunların sentezi sonucunda ortak bir tanım ortaya çıkararak devam edeceğim.

Affetme ne değildir?

Affetme ilk zamanlardan beri “ne olmadığı” konusunda tanımlanmaya çalışılmıştır. Bu yapılırken çeşitli boyutları göz önünde tutulmuş ve diğer kavramlardan farklılaştırılmıştır. Bu boyutlardan biri zarar ya da kabahatin ne olup olmadığıyla ilişkilidir. Hâlbuki affetme bir acının olmasını gerektirirken, diğer kavramlar bir kabahatin olmadığını, kabahatin gerekli olmadığını ya da hiçbir acının verilmediğini ya da beyan edilmediğini belirtmişlerdir. Bu boyut affetmeyi göz yumma (suçun meşrulaştırılması), tenzih etme (suçlunun temize çıkarılması), mazur görme (suçlunun meşrulaştırılabilir bir sebebinin olması), hoş görme (suçu göz ardı etme) ve kaçınma (zararın acısıyla yüzleşmeyi engelleme) gibi kavramlardan ayrıştırmaktadır.
Affetme ayrıca, zararın varlığını kabul eden ancak zarara nasıl değinildiğine odaklanan kavramlardan da ayrıştırılmıştır. Bu kavramlara örnek olarak merhamet (hatalı davranışın cezasının geçersiz kılınması ya da müsamaha ile karşılanması) ve özür dileme (suçlunun suçuyla ilgili yasal cezaları önlemeye çalışması) verilebilir. Affetme ortaya çıkan cezanın miktarıyla alakalı değildir. Aksine affetme, mağduriyetle birlikte meydana gelen intikam arzusundaki duygusal ve bilişsel değişimleri ve azalmaları yansıtmaktadır. Affetme birinin reaksiyonlarını basit bir şekilde eksiltme ve azaltma da değildir. Bu özelliğiyle affetme, sakinleşme (kişinin negatif duygularını azaltması) ve unutma (hafızanın zayıflaması ya da hafızanın bilinçli farkındalıktan eksilmesi) kavramlarından da ayrılmaktadır.

AffetmeÜçüncü bir kıstas olarak gerçeklik (güvenilirlik) de kullanılmıştır. Bu kıstas ile affetme, “psödo affetme”den (çıkarcı maksat için affetmeyi kullanma girişimleri) ya da “içi boş affetme”den (iç ruhsal değişimleri deneyimlememiş affetme biçimi) ayrışmıştır. Bu affetme biçimlerinin sahte ve uydurma olma durumu, gerçek affetmeden uzaktır çünkü onlar affetme arzusunu, affetmeyle gelen değişimleri ve/veya affetmeyle ilişkili faydaları yansıtmaz. Gerçek affetme istemli bir harekettir ve bir önceki cümlede bahsedilen durumlarca güdülenmiştir. Yani ne bir baskı sonucu ne de bir şeylere bağlı olarak gerçekleşmez.

Tanım olarak affetme

Bir önceki bölümde bahsettiğim üzere, affetmenin ne olmadığı hususunda detaylı tanımlamalar yapılmasına karşın, affetmenin ne olduğu üzerine fikir birliği geliştirmek zordur. Bu zamana kadar affetme üzerine yazılanlar genel bir tanımı içermenin değeri üzerinde tartışa durmuşlardır. Bunlardan bazıları tek bir tanımı etkinliği artıracak bir yol olarak görürken, diğerleri tanımlardaki bu çokluluğun konuyu farklı arenalara taşıyacağını, bambaşka araştırma alanları canlandıracağını ve en kullanışlı tanımı belirleyecek sağlıklı bir rekabet yaratacağını ileri sürmektedirler. Bunun sonucunda ise üzerinde anlaşmaya varılmış bir tanımın doğacağı umulmuştur. Yine de tanımın somutlaşmaya yakınsaması yavaştır ve bu da bu konuyla ilgi yazanların işini zorlaştırmaktadır çünkü insanlar affetmeyi üzerinde düşünürken aynı olguyu tartışıp tartışmadıkları konusunda net bilgiye sahip olamamaktadırlar. Buna ek olarak, yavaş yakınsama çeşitli tanımlarda gömülü olan kavramsal farklılıkların ampirik testini de engellemekte ve çalışmalar ve disiplinler üzerinde bütünleşmeyi de yavaşlatmaktadır.
Bir çok tanım literatür boyunca saçılmış olmasına rağmen, yaygın olarak kullanılan tanımlar küçük bir grup tarafından desteklenmiştir. Misal olarak, Robert D. Enright affetmeyi “bize haksız yere zarar veren kişiye karşı farklı davranış, olumsuz yargı ve içerleme hakkından, aynı zamanda hak etmediği şefkat, cömertlik ve hatta aşk duygularını besleyerek, vazgeçme istekliliği” olarak tanımlamıştır. Affetmeye biraz farklı bir tanım da Michael E. McCullough tarafından şöyle önerilmiştir: “spesifik ve kişilerarası bir bağlama yerleşmiş bir suçluya gösterilen birey içi, toplum yanlısı bir değişim”. Bu tanım; 1) kabahat işleyen ilişki partnerine karşı azalan misilleme güdüsü,
2) azalan kabahatliden soğumayı sürdürme güdüsü
3) ve kabahatlinin zararlı eylemlerine rağmen ona artan bir uzlaşma ve hüsnüniyet güdüsü aracılığıyla bir güdüsel değişimler setini, içermektedir.
İki tip affetme üzerine vurgu yaparak duygu ve güdülemeye odaklanan tanımlar Everett L. Worthington’dan gelmiştir. Bunlardan ilki olan ‘kararsal affetme’ suçluya karşı kişinin davranışsal niyetlerindeki bir değişimi (yani güdülemedeki bir değişim) içermektedir. ‘Duygusal affetme’ ise negatif, affetmez duyguların pozitif, diğer yönlü duygularla değiştirilmesine gönderme yapmaktadır.

AffetmeBazı araştırmacılar ise affetmenin tanımının, affetmenin olduğu şartlara ve/veya bireyin affetmeyi tanımlamayı nasıl seçtiğine bağlı kalması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Bu minvalde affetme, samimi olmayan ilişkilerdeki (yabancılar, tanıdıklar ve devamı olmayan ilişkiler gibi) negatif duyguların, düşüncelerin ve davranışların basit bir şekilde azaltılması olabilir. Oysaki affetme, samimi ilişkilerdeki (romantik partnerler, aile ve yakın arkadaşlar gibi) pozitif tecrübelerin çoğaltılmasını ve negatiflerin azaltılmasını da gerektirebilir. Bu ayrıma güzel bir örnek şöyle verilebilir: Eğer bir işçi devam eden ilişkisinin önemli olduğuna inanmazsa, tastamam bir affetmeyi büyük ihtimalle olumsuz deneyimleri azaltma ya da eleme olarak tanımlayacaktır. Diğer taraftan, eğer işçiler birbirine yakın çalışmak zorundaysa, işçi büyük ihtimalle olumsuz deneyimleri azaltarak bir rahatlık hissetmeyecektir. İlişkisine pozitif deneyimleri yeniden inşa etmek isteyecektir.
Affetmeye birey içi ve bireyler arası yönlerin ayrılması olarak bakacak olursak farklı tanımlar bulabiliriz. Bu yaklaşımla affetme Karl Aquino tarafından, “suçluya karşı intikamı arama isteğini, içerlemeyi ve kızgınlığı terk etme içsel eylemi” olarak tanımlanmıştır. Uzlaşma ise “mağdur tarafından ilişkiyi yeniden canlandırma umudundaki kabahatliye karşı hüsnüniyet eylemlerini genişletme gayreti” olarak tanımlanmıştır. Diğer bir ifadeyle uzlaşma affetmenin davranışsal bir açıklamasını içermekte ancak affetmenin eş anlamlısı olmamaktadır. Kısaca bir kimse affedebilir ama uzlaşmayabilir ancak affetmenin bir biçimini sergilemeden hiç kimse tam anlamıyla uzlaşamaz.
Affetmeyi etkileyen faktörler gibi kavramın anlamının ve yerindeliğinin de durumsal faktörlere bağlı olarak değişebilmesine rağmen, affetmenin birey düzeyindeki bir yapıyla eşleşen öz bir değeri vardır. Yukarıda da bahsedildiği üzere, affetme genel olarak negatif duyguların, düşüncelerin ve davranışların azaltılması ve suçluya karşı pozitif duygu ve düşüncelerin artırılmasıyla ilişkilidir. Yine de affetmenin pozitif davranışlarda bir artışla ilişkili olması gerekli değildir. Bütün bunları göz önüne alarak ve en yaygın kullanılan tanımlardaki anahtar unsurlara dayanarak şöyle bir tanım verilebilir: Affetme, zarara sebebiyet veren birine karşı kızgınlığı, içerlemeyi ve intikam alma arzusunu terk etme içsel eylemi ve zarar verene karşı pozitif duygu ve düşünceleri artırmadır.

Affetmeyi bağlamlaştırma

Örgütlerde affetmeyi inceleyen çalışmaların çoğuna, psikoloji biliminde yapılan affetme araştırmaları temel olmuştur. Bu akımda, affetme olgusu daha çeşitli, kavramsallaşmış, çok düzeyli ve derinlemesine yöntemlerle araştırılmıştır ancak bu eğilimin sistem yaklaşımıyla incelenip, bütünleştirilmesi de gerekmektedir.
Sistem yaklaşımı, affetmeyi sadece çok düzeyli doğasında incelemenin değil, aynı zamanda çalışılan kavramların bağlamlaştırılmasının da önemli olduğunu göstermektedir. Bağlam, araştırmanın doğruluğunu ve yorumlamaların sağlamlığını -gözlemleri ilgili unsurlar, olaylar ve bakış açısıyla bağlayarak- artırır. Dahası bu, bizi teorilerimize karşı daha potansiyel durumsal ve geçici sınır durumların bilincinde yapan, bir duyarlılaştırma aracıdır.
Bir olguyu, kavramı ya da unsuru nasıl bağlamlaştıracağımız hususunda çeşitli öneriler bulunmaktadır. Bunlardan biri bağlamlaştırmanın şu ilgili boyutları içermesini önermektedir:
1. Kavram karşılaştırılabilirliği (örneğin kavramın anlamı bağlama bağlı olarak değişir mi?),
2. Bakış açısı (örneğin çalışma için kimin kaynakça çerçevesi kullanıldı ve nasıl göz önüne alındı?),
3. Temsil edilebilirlik (örneğin seçilen örnek, sonuçların ya da çıkarımların yorumuna etki yapar mı?),
4. Aralık kısıdı (örneğin seçim ve durumsal etkiler değişkenliği etkilemiş mi?),
5. Zaman (örneğin, veri ne zaman ve hangi süre zarfında toplandı? ve bu sürede dış faktörler bir rol oynadı mı?),
6. Düzey (çalışanların ve/veya ortamın hangi özellikleri bu örneği diğerleriyle karşılaştırmada kullanışlıdır?)
Bu yüzden affetme üzerine düşünüp araştırma yaparken bu sorular dikkate alınabilir ve böylece bağlamın zengin betimlemeleri ortaya çıkabilir.

AffetmeBağlamlaştırma çabaları sınır durumlarını aydınlatmaya ve mikro-makro düzeyler arasındaki boşluğu kapatmaya yardım etmesine rağmen, “bağlam teorileştirmesi” ile ilgilenmek daha derin kavramalar sağlayabilir. Bunu, etrafını çevreleyen olgu ya da geçici durumların daha düşük düzeydeki olguyu nasıl doğrudan etkilediğini, farklı analiz düzeylerindeki bir ya da daha fazla değişken arasındaki ilişkileri nasıl koşullandırdığını ya da son olarak onların iç içe yuvalanmış olgular tarafından nasıl etkilendiğini ayrıntılarıyla belirterek yapar. Bağlam teorileştirmesi, bir kavram üzerine yüksek ve düşük düzeydeki olguların etkisine ve bu etkilerin nasıl oluştuğuna dikkatini odaklayarak, teorilerin paradigmatik sınır varsayımlarını doğrudan sorgular.
Bağlam teorileştirmesinin faydaları aykırı araştırma bulgularını açıklamaya ve bu anlamayı teorilerimizle birleştirmeye yarayacak yeteneğimizi artırmayı içerir. Bağlam teorileştirmesi bunu, teori üzerine durumsal ve geçici koşulları inşa etme yoluyla sınır durumlarını tanımanın ötesine geçerek ve ilişkileri açıklayan mekanizmaları ve/veya hâkim koşulları vurgulayarak, yapar. Bütün bunlara ek olarak, bağlam teorileştirmesi yöneticilere ve politika yapıcılara hususi olarak anlamlı olabilir çünkü organizasyon için daha etkin ve etkili olabilecek grup ve birim düzeyindeki müdahalelere (birey düzeyinin yerine) anlayışlar sağlayabilir. Affetme için organizasyonel ortamların emsalsiz ve kendine özgü özelliklerini göz önüne aldığımızda, bu ortama sahip affetmeyle alakalı bağlam teorileştirmesi büyük ihtimalle önemli anlayışlar ortaya çıkaracaktır ve yöneticilere eyleme geçilebilir önerilerde bulunacaktır.

Kalitatif araştırmanın rolü

Kalitatif araştırma, bağlamı düşünmede en kritik ve etkili yollardan biri olarak görülebilir. Aslında bağlam teorileştirmesinin önündeki en önemli engellerden biri bağlamca zengin kalitatif çalışmaların eksikliğidir. Kalitatif çalışmaların faydaları derin olabilir. Bu yaklaşım araştırmacıları bağlamlara sokabilir ve bu suretle derin bir anlama sağlayabilir. Bu anlamayı araştırmacıyı inceleme altındaki olguyla bağlantılı olmadan alıkoyan metodolojiler yoluyla elde etmek zordur. Kalitatif araştırmanın sağladığı derinlik ve zenginlik, oyundaki bağlamsal faktörleri tanımlama için ayrıca avantajlı olabilir. Özellikle, kalitatif araştırma olguların oluştuğu yerdeki bağlamlarda zengin tasvirler sağlayabilir. Böylelikle bağlamın çıktıları ve ilişkileri nasıl şekillendirebileceğini izah eder ve kantitatif araştırmacılara bu fikirleri test etmeleri ve genişletmeleri için bir temel sağlar.
Dahası kalitatif araştırma, araştırmacılara durumsal etkileri sistematik olarak araştırmaları için bir yol sağlar ve “kalıntı değişme”den durumsal etkileri yanıltıcı olarak çıkarsama yapabilen diğer metodolojik tekniklerle (örneğin meta analiz) mukayese eder. Kalitatif çalışmalar davranışı etkileyebilecek bağlamsal düzeylerin tamamına anlayışlar sağlayarak bağlamsal etkileri ve onların etkileşimlerini aydınlığa kavuşturur. Dahası kalitatif araştırma, bağlamın etkileyebileceği davranışların ve tutumların tamamını vitrine çıkarabilir. Bu sayede araştırmacıları durumun rolünü anlamaları için “tersine çalışmalar” yapmalarına olanak sağlayabilir. Bütün bunları göz önünde bulundurarak, affetmenin çalışıldığı çeşitli bağlamlarda oyundaki faktörleri aydınlatacak kalitatif ve karma yöntemlerin kullanılması önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Metodoloji çeşitliliğinden istifade etme

Affetmenin dinamik ve bağlamsal doğasını yakalamak için araştırmacılar bu deneyimlerin katmanlı, olay eksenli ve boylamsal doğasıyla bağlantı kuracak metodolojileri kullanmalıdırlar. Bunlar arasında, sadece odaksal bireyi değil aynı zamanda onun etrafındakileri de izleyen, yaşantı örnekleme yöntemleri, günce çalışmaları ve boylamasına metodolojiler vardır.
Bireysel düzeyde bağlamın rolü çoğunlukla zamanla ve özel olaylarla gözlemlenir. Örneğin, bağlam sıklıkla durumların nasıl ortaya çıktığı ve bireylerin ve organizasyonların bu durumlara nasıl yanıt verdiği üzerine açığa çıkar. Bu yüzden olay eksenli ve boylamasına yaklaşımları benimsemek özellikle faydalı olabilir. Buna ek olarak kişi merkezli perspektiflerin bireylerin affetmeyi nasıl deneyimlediğini anlamamıza katkısı olabilir. Kişi merkezli perspektif, kendi gözleri ve tecrübeleri yoluyla işin anlamını ve deneyimlerini vurgulayarak bir bütün halinde bireylere odaklanmayı savunur. Bu bağlam dâhilinde kişi merkezli bir yaklaşım araştırmacılara, affetme yoluyla anlamı nasıl tecrübe edecekleri ve bulacakları gibi örnekleri içeren, bireylerin sübjektif deneyimlerine vurgu yapması hususunda imkân tanır. Bu durum araştırmacıları yalnızca bireylerin mahiyetine ve onların deneyimleri vasıtasıyla yaşanmışlıklarına odaklanmaya itmez, aynı zamanda deneyimlerin zaman içinde nasıl ortaya çıktığına ve bu deneyimleri şekillendirebilen bağlamsal faktörlere ışık tutar.
Diyadik (iki kişilik grup) düzeyde ise, affetmenin daha derin bir anlaması muhtemelen affetme işlemlerini yakalamakla kolaylaştırılır. Buradaki affetme işlemleri, affetmenin tartışıldığı ve/veya müzakere edildiği taraflar arasındaki etkileşimlerdir. Affetme işlemlerine örnek olarak davranışların hesabını sorma, ötekinden affetmesini isteme, eski duruma dönmeyi bağışlama ve gelecekte bir daha zarar vermemeye söz verme gösterilebilir. Bu kavramın ardındaki temel fikir, iki ya da daha fazla tarafın affetmeyi etkileyebilecek bir şekilde etkileşime geçmeleridir. Önemli biçimde affetme işlemleri bir bölümden öteye de gidebilir (örneğin bir özrün karşılığı bir etkileşim serisini başlatabilir). Bu süreçlerin zamanla ve çoklu etkileşimler yoluyla nasıl ortaya çıktığını yansıtan çalışmalar nadirdir. Zamanla oluşan bu diyadik etkileri yansıtmak önemlidir çünkü bu şekilde affetmenin nasıl ortaya çıktığını, nasıl müzakere edildiğini ve tarafların dinamik bir şekilde nasıl birbirlerini etkilediklerini anlamamız kolaylaşabilir.

İş Hayatında Affetme, Yöntemler ve Fırsatlar
Etiketlendi:                                             

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir