Nöroekonomi: Nörobilimin Ekonomiye Katkıları

Nöroekonomi: Nörobilimin Ekonomiye Katkıları

Nörobilim (diğer adlarıyla sinirbilim veya beyin bilimleri) etkide bulunduğu alanlar itibariyle, günümüzün en sıcak konularındandır. Nörobilimin etkisiyle nöroekonomi, nörostrateji, nörohukuk, nöropolitika, nöroantropoloji vb. onlarca multidisipliner yeni çalışma alanı ortaya çıkmıştır (daha detaylı bilgi için wikipedia’ya bakılabilir). Bu yazıda nörobilimin belki de en fazla katkı yaptığı nöroekonomi konusunu inceleyeceğiz.

Nöroekonomiye geçmeden önce biraz nörobilime değinelim. Nörobilim sinir sisteminin anatomisini, fizyolojisini, biyokimyasını ve moleküler biyolojisini ve özellikle de bunların davranış ve öğrenmeyle ilişkisini inceleyen bilim dalıdır. Nörobilim bu incelemesini yapmak yani beynin nasıl çalıştığıyla ilgili detayları çıkarmak için çeşitli teknikler kullanmaktadır. Önceleri sadece geleneksel teknikler kullanılsa da, teknolojinin gelişmesiyle beraber yeni teknikler de yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Nörobilimin araçları arasında temel olarak beyin görüntüleme, tekil nöron ölçümü, beynin elektrikle uyarılması, transkranial manyetik stimülasyon, difüzyon tensör görüntülemesi ve psikofiziksel ölçümler (kalp atışı, kan basıncı, galvanik deri tepkisi ve göz bebeğinin büyümesi gibi) yer almaktadır.

Beynin nasıl çalıştığı yani nöral işleyiş otomatik-kontrollü veya bilişsel-duygusal ayrımlarıyla açıklanabilmektedir. Otomatik-kontrollü şeklinde ifade edilen süreçler değişik isimlerle de adlandırılabilmektedir: kural tabanlı-ilişkisel, rasyonel-deneyimsel, düşünümsel-tepkisel, düşünen-yürüten, değerleme-hareket veya Tip 1-Tip 2. Hangi isimlerle adlandırılırsa adlandırılsın kontrollü süreçler seri halinde, eforlu, düşünüp taşınarak uyarılma ve iyi içgözlem erişimi ile tanımlanırken; otomatik süreçler paralel, eforsuz, yansımalı ve içgözleme erişimsiz olarak ifade edilmektedir.

Bilişsel Duygusal
Kontrollü 1 2
Otomatik 3 4

Genellikle basite indirgemek için yukarıdaki ikili ayrım yapılsa da, tabloda gösterildiği gibi dörtlü sınıflandırma daha doğru olacaktır. Gündelik hayattan örneklerle kısaca ifade etmek gerekirse Hücre 1 (kontrollü bilişsel) net bugünkü değer hesaplamalarına dikkat kesilerek evde komple tadilat yapıp yapma üzerinde düşünürken, Hücre 2 (kontrollü duygusal) bir işle uğraşırken bazı duyguları gerçekten deneyimlemek için önceki duygusal deneyimleri hayal ederken, Hücre 3 (otomatik bilişsel) çalışmaya giderken el hareketlerimizi kontrol ederken ve Hücre 4 birisinin arkadan korkutmasıyla beraber yerinden zıplarken iş başındadır.

Birçok davranışımız bu dört hücrenin etkileşimi sonucunda gerçekleşmektedir. Ekonomistlerin doğal içgüdüsü bilişin kontrollü, duygunun ise otomatik olduğu şeklinde düşünmek üzerine olsa da (hücre 1 ve 4), bu doğru değildir. Bilişsel süreçlerin birçoğu otomatik de olabilmektedir örneğin görsel algı ve dil işleme. Ayrıca duygusal düzenleme (emotional regulation – bireyin stres, ruh hali ve tüm duygularını düzenlemesi) göstermektedir ki biliş duyguyu etkilemektedir. Bu ise bilişin duyguyu kontrol etme kapasitesi olduğuna işaret etmektedir.

Standart ekonomi görüşü kontrollü-bilişsel süreçlerce (Hücre 1) tanımlandığı için otomatik ve duygusal süreçler nöroekonomide daha fazla önem kazanmıştır. Otomatik süreçlerin üç temel prensibi vardır: 1) beynin işleyişinin birçoğu paralel açılan süreçleri içermekte ve bilinçliliğe erişimi bulunmamaktadır, 2) beyin spesifik fonksiyonları çalıştırmak için uzmanlaşmış çoklu sistemleri kullanır, ve 3) beyin yeni görevleri etkin bir şekilde başarmak için mevcut uzmanlaşmış sistemleri nasıl kullanacağını çözer. Bu üç prensip paralellik, uzmanlaşma ve koordinasyon olarak ifade edilmektedir. Bu üç prensibi biraz detaylandıralım.

Beyin çok sayıda farklı hesaplamayı paralel olarak yapar. Nöral sistemlerin yoğun biçimde birbirine bağlanmış mimarisinden dolayı beynin bir bölgesinde yapılan hesaplamaların diğer hesaplamaları etkileme potansiyeli vardır (ikisi arasında mantıksal bağlantı olmasa bile). Beynin farklı bölgelerindeki nöronların farklı şekil, yapı ve işlevsel özellikleri vardır. Bu haliyle işlevsel olarak uzmanlaşmış sistemler olarak koordinasyon içinde işlem görürler. Nörobilimdeki gelişmeler çoğunlukla iyi bilinen psikolojik işlevleri sınırlanmış beyin bölgelerine dayandırmayı içermektedir. Son olarak henüz tam olarak anlaşılmamış olsa da beyin görevleri nasıl yapacağını etkin bir şekilde halletmektedir. Bunu emrinde olan uzmanlaşmış sistemleri kullanarak yapmaktadır. Beyin yeni bir sorunla karşılaştığında ilk olarak farklı bölgeleri yoğun biçimde kullanmaktadır (çoğunlukla da kontrollü süreçlerin yoğun olduğu prefrontal korteksi). Ancak zamanla faaliyet, göreve ilişkin süreçlerde uzmanlaşan bölgelere konsantre olarak, elverişli ve kolay hale gelmektedir.

Otomatik süreçlerle ilgili olarak kazanan her şeyi alır ilkesi de ilginçtir. Şöyle ki beyin nöronlar tarafından taşınan sinyalleri her zaman bütünleştirmemektedir. İki farklı nöron grubu dış dünyayla ilgili farklı bilgiler taşıdıklarında, neticelenen algısal yargı sıklıkla bir nöral grubun bilgisini benimser ve diğerinin bilgisini tamamen bastırır. Bu nöral işleyiş kazanan her şeyi alır (winner-take-all) şeklinde ifade edilmektedir.

Duygusal süreçlerde ise duygunun önceliğinden ve dengeleşimden bahsedilebilir. Araştırmalar göstermiştir ki insanların davranışlarında duygu ilk sırayı alarak baskın bir rol oynamaktadır. Bu da bilinçli beynin bilişsel ihtiyatın sonucu olarak otomatik-duygusal süreçlerden doğan davranışı çoğunlukla yanlış yorumlamasına neden olmaktadır. Dengeleşim ise ilk ayarlarından uzaklaşan sistemi gözetleyen detektörleri ve bu uzaklaşmalar fark edildiğinde dengeyi sağlayan mekanizmaları içermektedir. Standart ekonomide insan davranışının başlangıç noktası olarak tercihler, bitiş noktası olarak ise davranış düşünülmüştür. Ancak nörobilimsel bakış açısı, belirgin hale gelen davranışı beynin dengeleşimi sürdürmek için kullandığı çok sayıda mekanizmanın sadece biri olarak ve tercihleri ise yaşamda kalma ve çoğalmayı garanti altına alan geçici durum değişkenleri olarak görmektedir.

Davranışlarımız nöral süreçler arasındaki devamlı bir etkileşimden ortaya çıkmaktadır. Bu etkileşimin ise üç yönü özel vurguyu gerektirmektedir: işbirliği, rekabet ve anlam yaratma. İşbirliği özelliği, karar vermenin (daha geniş anlamda ise rasyonelliğin) diğer hücrelerden, ihtiyatlı ve duygusuz hücre 1’e geçen karar verme yetkisi anlamına gelmediği, bu konunun tüm hücrelerde geçen düzgün bir işbirliği anlamına geldiği görüşünü yansıtmaktadır. Eğer karar vermeyi hücre 1 tek başına yapmaya çalışırsa başarısız olacaktır. Rekabet –çoğunlukla duygusal ve bilişsel olmak üzere– farklı süreçlerin çatışan yönlerde davranışı yönlendirdiği ve davranışı kontrol etmek için çekiştiği gerçeğini yansıtmaktadır. Anlam yaratma ise bu tarz bir işbirliği ve rekabeti yani davranışımızı nasıl anlamlandırdığımıza gönderme yapmaktadır. Davranışımız bu dört hücrenin etkileşimi ile belirlenirken, davranışımız üzerine bilinçli düşünme ve davranışın nedenlerini ifade etme temel olarak 1 numaralı hücrenin yani kontrollü bilişsel sürecin işidir. Ayrıca bu hücre davranışı kendi anlayabileceği terimlerle açıklama eğilimine sahiptir.

Nöral süreçlerle ilgili genel bir girişin ardından nöroekonomiye geçebiliriz. Nöroekonomi esas olarak insanların karar vermesini yani çoklu seçenekleri işleme ve bir eylem planını takip etme yeteneğini araştıran disiplinler arası bir alandır. Bu alan ekonomik davranışların beyin anlayışımızı nasıl şekillendirdiğini ve nörobilimsel bulguların ekonomi modellerini nasıl kısıtlayacağını ve bu modellere nasıl yol göstereceğini çalışmaktadır. Nörobilimin fizyoloji, anatomi ve moleküler biyoloji çeşitliliğine ek olarak, nöroekonomi deneysel ve davranışsal ekonomi ile bilişsel ve sosyal psikolojiyi de birleştirerek kullanan bir alandır. Nöroekonomi ile geleneksel ekonomi anlayışına birçok yeni ve kullanışlı bakış açısı gelmiştir. Şimdi bunlara kısaca değinelim.

Ekonomistler insanları ekonomik davranışlarına göre sınıflandırırken riskten kaçınma, zaman tercihi ve özgecilik kavramlarını sıklıkla kullanırlar. Bunlar kişiyle beraber zaman geçse de durağan olan ve faaliyetleriyle tutarlı özelliklerdir. Ancak nöroekonomi bu kavramların kullanışlılığıyla ilgili birçok soru yükseltmiştir. Yapılan deneylerle birlikte riskten kaçınma, zaman tercihi ve özgeciliğin durumların değişmesiyle korelâsyonun ya çok az olduğu ya da hiç olmadığı gösterilmiştir. Bu tutarsızlıklar tercihlerin durum koşullu olmasında kaynaklansa da, bu tür ekonomik kavramlardaki temel problemlere de işaret etmektedir.

Beyindeki uzmanlaşmış sistemlerin varlığı insan bilgi işlemlemesiyle ilgili standart varsayımlara meydan okumakta ve zekâ ile onun karşıtı sınırlı rasyonelliğin büyük olasılıkla alana özgü olabileceğini söylemektedir. Ekonomistler genel bilişsel yetenekleri olan insanların her problemi çözebileceğini ve benzer yapıdaki problemlerde aynı performansı göstereceğini varsaymaktadırlar. Ancak nörobilimin spesifik işlevlere sahip beyin sistemleri bilgisi buna karşı gelerek, insanların bazı işlerde dahi olduğunu bazı yüzeysel olarak bile farklı olan işlerde ise beceriksiz gözükebileceğini söylemektedir. Bu tür alana özgü işlemenin ekonomi özellikle de emeğin örgütlenmesi için önemli işaretleri olabilecektir. Örneğin görevleri bir işe gruplama hangi becerilerin genel hangilerinin ise nöral olarak ayrı olduğunu bilmeyi gerektirmektedir.

İnsanlara para kazanırken veya kaybederken yapılan beyin taramaları, paranın yemek ve ilaç gibi diğer temel pekiştiricilerle aynı ödül bölgelerini aktive ettiğini göstermiştir. Bu ise paranın sadece satın alabilecekleri basit bir biçimde değerlendirilmesinden çok doğrudan fayda sağladığına işaret etmektedir. Nöroekonomi önceleri farklı görülen kategoriler arasındaki ortak yanlara işaret edebilmektedir. Bunun önemli örneklerinden biri para faydasıdır. Standart ekonomik model para faydasının dolaylı olduğunu varsaymaktadır (örneğin para katıksız sayaçtır ve sadece temin edebileceği mal ve hizmetler için değerlidir). Bu yüzden standart ekonomi paradan ve örnek olarak gıdadan alınan hazzın tamamen farklı olgular olduğunu söylemektedir. Nöroekonomi ise orta beyindeki dopaminerjik ödül devresinin (mezolimbik sistem) farklı pekiştiriciler tarafından aktive edildiğini göstermiştir. Bu pekiştiriciler arasında çekici yüzler, eğlenceli çizgi filmler, spor model arabalar gibi kültürel objeler, ilaçlar ve para bulunmaktadır. Bu göstermektedir ki para doğrudan pekiştirici sağlamaktadır.

İnsan beyninin motivasyon ve haz sistemleri bu iki kavram arasındaki varsayılan bağlantıya meydan okumaktadır. Ekonomi bilimi davranışı genelde bir haz arayışı veya acıdan kaçış olarak görmektedir. Ekonominin bir alt dalı olan çalışma ekonomisi insanlara istedikleri şeyleri vermenin onları daha iyi yapacağı öncülüne dayanmaktadır. Ancak nöroekonomi eyleme geçme motivasyonunun her zaman hedonik sonuçlarla yakından bağlantılı olmayacağını göstermiştir. Örneğin karar verme iki ayrı ve üst üste binen sistemin etkileşimi ile olmaktadır. Biri haz ve acıdan sorumlu sevme sistemi iken; diğeri motivasyondan sorumlu isteme sistemidir. Nöroekonomik bulgulara göre bazı yaralar ve farmakolojik müdahaleler kobay farenin gıda için çalışma istekliliğini, gıdayı yeme hazzını değiştirmeden, arttırabilmektedir.

Nöroekonominin yeni bakış açılarından biri bilişsel ulaşılmazlıkla ilgilidir. İnsanların kendi davranışlarının kaynaklarına içgözlemsel erişim eksikliği yaşaması ve kontrollü süreçlere aşırı neden yükleme eğiliminde olmaları ekonomi bilimi için önemli çıkarımlar sunmaktadır. Örneğin insanların bilişsel yanlılıklar üreten süreçlere içgözlemsel erişim eksikliği yaşadıkları için ayrımcı yanlılıklar söz konusu olduğunda, tarafsız yargıda bulunmaya ve karar almaya motive olduklarında dahi bu yanlılıkları doğrulanamamaktadır. Aslında insanlar yanlı olduklarını inkâr etmekte ve bu tür doğrulamaya gereksinim duymadıklarını söylemektedirler. Bu tarz bilinçsiz ayrım işe alımlarda Afroamerikanlara karşı beyazlarda ortaya konulmuştur. Bir diğer örnek yatırımcı ve girişimcilerin başarılı olacaklarına dair aşırı iyimser olma vakalarında görüldüğü üzere kendini kandırma ve suiistimal etme olgularında görülmektedir. Nöroekonomi bu durumların otomatik beyin süreçlerine kronik bilişsel ulaşılmazlıkla ilişkili olduğunu söylemektedir.

Nöroekonomi: Nörobilimin Ekonomiye Katkıları
Etiketlendi:     

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir