Örgütsel Anlatılar, Durağanlık ve Değişim

Örgütsel Anlatılar, Durağanlık ve Değişim

Anlatı yaklaşımları beşeri ve sosyal bilimlerde anahtar bir role sahiptir. Bunlar son zamanlarda yönetim ve organizasyon çalışmalarında da popüler olmuştur çünkü çok yönlülük ve faydalılıklarını yansıtmışlardır. Birçok bilim adamı strateji gibi makro, değişim gibi mezo, kişisel gelişim gibi mikro çalışmalarında anlatıların çeşitli yönlerini kullanmışlardır.

Ayrıca birçok teorisyen, anlatıların yapılarını, işlevlerini, temalarını, sembollerini ve düzenlerini analiz etme anlamına gelen naratolojiyi (anlatıbilim), örgüt teorilerini geliştirirken kullanmışlardır. Epistemolojik ve metodolojik çoğulluk zengin bir araştırma olanağı sağlamıştır ancak aynı zamanda eleştiri oklarını da ortaya çıkarmıştır.

Bir taraftan örgütsel anlatıların ne demek olduğunun genel bakımdan anlaşılması da gerekmektedir. Diğer taraftan, temelde farklı onto-epistemolojik varsayımları ve metodolojik tercihleriyle, anlatılara spesifik yaklaşımların kavranmasının geliştirilmesi gerekliliği de vardır. Bu sebeple yazının bundan sonraki kısmında önce örgütsel anlatıların genel bir tanımı verilip, ardından da üç ayrı yaklaşım ortaya konulacaktır.hikayeleştirme

Örgütsel Anlatıların Temel Çerçevesi

Örgütsel anlatıların en az altı önemli özelliği vardır.

1. Örgütsel anlatılar bireysel, sosyal ve örgütsel anlam yaratma ve anlam verme için bir araç sağlayan geçici, söylemsel yapılardır. Bunlar bu yüzden -anlatıları söylemin emsalsiz bir biçimi yapan şeylere değinmeden- örgütsel söylem, retorik, anlam yaratma, çerçeveleme ya da kelime dağarcıkları gibi diğer dil tabanlı perspektiflerle sıklıkla ilişkilendirilir. Anlatıları diğer söylem biçimlerinden ayıran şey onların geçici yönüdür ve bu geçicilik örgütlerdeki durağanlık ve değişim gibi konuları anlamak için bize anahtar bir yol sunar.

2. Örgütsel anlatılar, edebiyat teorisi ya da dilbilimin varsaydığı klasik anlatı araştırmasındaki gibi, tamamen olgunlaşmış hikâyeler ya da söylentiler değillerdir. Geçici olay örgüleri örgütsel anlatılarda hiçbir zaman açık olmayacak ve kapalı kalabilecektir. Bunun bir sebebi örgütsel iletişimin genellikle karmaşık, muğlâk ve değişken olmasıdır. Diğer sebep ise; örgütlerin etrafındaki insanlar -bilgilerinden dolayı- anlatıları kavramalarını geliştirmek için sıklıkla sadece anahtar kelimelerce teşvik edilme gereksinimi duyarlar.

Bu yüzden de yönetim ve organizasyon çalışmalarındaki anlatı analizi, bitiş ve başlangıç gibi anlatı yapılarının unsurlarının saklı olduğu, parçalı anlatıları içermelidir. Dahası örgütsel iletişim yaygın biçimde paylaşılmayan fikirleri de içerir. Bunlar ise, oturmuş hikâye konuları haline gelebilen ya da gelemeyen temel anlatı formları olan, “proto-anlatı” ya da “ante-anlatı” olarak kavramsallaştırılabilir.

3. Anlatı görüşü, üretilen ve tüketilen araçlar üzerine odağı gerektirir. Anlatı, söylenti ve hikaye terimleri sıklıkla alternatifli olarak kullanılmaktadır. Açık olmak gerekirse, hikayeler çeşitli formlarda anlatılabilen mevcut anlatılar olarak anlaşılmaktadır. Söylentiler ise örgütsel süreçler, olaylar ve olgularla alakalı insanların kendi anlatı betimlemeleridir.

Anlatım ve hikâyeleştirme, anlatı analizindeki diğer anahtar kelimelerdir. Anlatım, anlatıların anlatıldığı bir süreçtir. Oysa hikâyeleştirme organizasyonların içindeki ve çevresindeki çeşitli hikâye türlerini yayan bir aktivitedir. Özetle, örgütsel anlatılar genellikle özel olarak bir niyet ya da kasıt olmadan yayılırlar.

4. Örgütsel anlatılar çok yüzlü/çok yönlü yapıların parçalarıdır. Makro düzeyde, örgütsel anlatılar baskın değerler ve ideolojiler üreten daha geniş toplumsal anlatılarla ilişkilendirilmiştir. Bu yüzden durağanlık ve değişimde rollerini anlayabilmemiz için örgütsel anlatıları bağlamlaştırmak önemlidir. Mikro düzeyde, örgütsel anlatılar söylemsel ve retorik unsurlardan oluşmaktadır. Bu unsurlar, spesifik anlatıların yayılmasını ya da cazibesini anlamak için önemlidir.

5. Yönetim ve organizasyon çalışmalarında anlatılar genellikle dil (yazılı ya da sözlü) ile ilişkilendirilirken, onlar aslında diğer iletişim biçimlerini ve modlarını (özellikle görsel ve sesli) da içermekte ve ilişkili olmaktadırlar.

6. Anlatılar, organizasyonlardaki durağanlık ve değişim açısından anahtar bir işleve sahiptir. Bir düzeyde, insanların söylentileri ya da araştırmacı anlatıları olay dizilerinin betimlemelerini sağlamaktadır. Bu betimlemeler değişim ya da durağanlık olarak bu olayları çerçeveye oturtmaktadır.

Diğer düzeyde, örgütsel anlatılar, örgütsel süreçler içinde etkileyici de olabilirler. Dolayısıyla da olayların gidişatını kapanacak şekilde değiştirmektedirler ve sırasıyla da organizasyonu değiştirebilirler ya da statüko doğurabilirler. Bu bakımdan, anlatıların edimsel gücü (yani anlatılar yapıcı eylemlerdir) ve vasıta özelliği (yani anlatılar organizasyonlarda değişime sebep olabilirler) vardır.hikayeleştirme

Durağanlık ve Değişime Anlatısal Yaklaşımlar

Örgütsel anlatılara üç ayrı yaklaşım gösterilmektedir: gerçekçi, yorumlayıcı ve post-yapısalcı yaklaşımlar. Bu yaklaşımların farklı doğası ve farklılıkları bulunmasına rağmen, bu farklı yaklaşımların unsurları ara sıra birleştirilmiştir de.

Gerçekçi Yaklaşımlar: Sunum ya da Veri Olarak Anlatılar

Realist perspektiflerde anlatılar, kendilerinden bağımsız olarak mevcut olan objeleri çalışmak için bir araçtır. Bu yaklaşımlar, anlatıların aslında analizin odak noktası olmadığı ancak diğer olguların temsilleri olarak görüldüğü örgütsel olguların gerçekçi ya da pozitivist anlamalarına yankı uyandırır. Bu sebeple anlatılara gerçekçi yaklaşımların iki ayrı tipi gösterilebilir: Olayların sunumları ya da yorumları olarak anlatılar ve diğer olguları açıklamak ya da anlamak için kullanılan veri olarak anlatılar.

Anlatı Sunumları

Bu ilk yaklaşım araştırmacının üzerinde durduğu olayın yapısına odaklanır ve masal gibi benzer terimlerin yanı sıra, anlatı terimi araştırmacının olayının yapısını betimlemek için kullanılmaktadır. Bu anlatı formunun en popüler kullanımlarından biri, durağanlık ve değişimi anlamada merkezi bir rolü olan süreç çalışmalarındadır.

Misal olarak, Van de Ven ve Huber anlatıları, boylamasına araştırmanın anahtar parçaları olarak düşünmüştür. Langley ise örgütsel süreçlerin araştırmacı anlatılarının farklı tiplerine konsantre olmaktadır. Birçok tarihçi gibi Burgelman; boylamasına vaka çalışmalarının, genel tikelciliği amaçlayan sosyal bilim indirgemeciliği olan bir hususi genellemeye yol açan bir olayın tarihsel bir anlatı kavrayışıyla nasıl birleşeceğini açıklamıştır.

Van Maanen araştırmacıların üretebileceği etnografik masal ya da anlatı tiplerini derinlemesine açıklamıştır. Ayrıca gerçekçi, itirafsal ve izlenimci masallar arasındaki farkı ortaya koymuştur çünkü itirafsal ve izlenimci masallar araştırmacının kişisel ya da seçmece örnekleriyle kendi deneyimlerini betimlerken, gerçekçi masallar olayların objektif betimlemeleridirler.

Veri Olarak Anlatılar

Anlatılar, söz konusu anlatılardan bağımsız olarak, mevcut olan olgulara erişmek için veri kaynakları olarak sıklıkla kullanılmıştır. Bu yüzden anlatı analizinin bu tipi, anlatıların diğerleri arasında bilginin önemli bir kaynağı olduğu normal bilimi izler. Bu çalışmaların yayılımı mülakat verisine değinmek için anlatı teriminin standart kullanımından sosyopsikolojik süreçleri ya da deneyimleri yakalamanın bir temeli olarak anlatıları kullanmaya değişkenlik göstermektedir.

Bu yüzden organizasyon akademisyenleri, anlatı verisini kullanmak için yapılandırılmış pozitivist metodlarını ya da Polkinghorne’nın çalışmalarından doğan anlatı sorgulaması metodlarının seçmeli uygulamasını içeren farklı kaynaklardan yararlanmışlardır. Gerçekçi anlatı analizleri üzerine birçok örnek bulunmaktadır.

Erken dönem örneklerden ilki Stevenson ve Greenberg’in olay-yapı analizinin bir parçası olarak anlatı mülakatı yaptığı çalışmadır. Burada örgütsel seferberliğin Boston yakınlarındaki küçük bir şehirde parkların kullanımı için politika değişikliğine nasıl yol açtığı incelenmiştir. Adı geçen kişiler ilk olarak anlatı verisine dayalı olarak olayların genel bir anlamasını yapılandırmışlardır.

Sonra olaylar ve eylemler arasında nedensel ilişkileri olan bir olay-yapı ayrıştırmak için anahtar olayları analiz etmiştir. Bu ise şu adımları içermektedir: denetim (ilk yorumlar üzerine dışarıdan görüş), iç-dış perspektifler, çoklu veri kaynakları, önemli olayları tanımlama, karşıolgusal argümanlar ve veriyi yeniden değerlendirme. Yapılan tekrarlamaların ardından bu, olayların yeniden yapılandırılmasında anahtar noktaların yakınsak haritalamasına yol açmıştır (bilgi sağlayıcıların anlatılarına dayalı olarak onların kendi araştırmacı anlatıları).

Sonuç olarak onlar, örgütsel hareket geçirilmenin araştırmacıların tipik olarak düşündüklerinden daha az koordineli ve daha fazla çevresel baskılardan etkilenmiş olmaya eğilimli olduklarını gösterebilmişlerdir.

Son yıllardaki çalışmalar ise anlatıları değişimle alakalı çıktının bazı çeşitlerini açıklamak için eleştirel bir bileşen olarak kullanmışlardır. Misal olarak Sonenshein bireylerin, dil kullanımı ve anlatıların veri olarak kullanımı yoluyla sorunların anlamını nasıl şekillendirdiği demek olan, sorun zanaatkarlığını incelemişlerdir. Bu çalışmasında diğerlerini bir değişim hakkında etkilemek için değişim ajanları anlatılarını yansıtmıştır.

Bunu yaparken çalışan profesyonellerin ya bir patrona ya da meslektaşına kısa bir not yazmalarını kullanmıştır ve kamu anlatılarını daha önceden yazılmış özel anlatılarla karşılaştırmıştır. İki anlatı tipini karşılaştırmada, kamu anlatısının daha yüksek sıklıkta ekonomik dil ve daha düşük sıklıkta  ahlaki dil içerdiğini bulmuştur. Bu yüzden anlatı analizi insanların özel düzleme karşı kamu düzleminde sorunları nasıl işlediklerini anlamasına yardım etmiştir.

Diğer bir çalışmada ise Sonenshein ve Dholakia örgütsel değişimin personel anlatılarını toplamışlardır ve daha sonra bu anlatıları psikolojik kaynaklarla aracılık edilen davranışları değiştirmekle ilişkilendirmişlerdir. Onlar, personel anlatılarındaki iki temanın –stratejik dünya görüşü ve fayda bulma- stratejik bir değişimle daha fazla meşgul olmaya yol açan psikolojik kaynak işlevini gördüğünü bulmuşlardır.

Martin ise anlatıların, büyük bir bilgi teknolojileri firmasında yeni işe alınmış çalışanların bir alan deneyinde örgütsel değerleri nasıl geliştirebileceğini incelemiştir. Organizasyonun daha üst düzeyindeki hikayelerle karşılaştırıldığında, değerleri savunan alt düzeydeki çalışanlardaki hikayelerin, yardımcı davranışlarla daha pozitif ilişkili ve sapık davranışlarla daha negatif ilişkili olduğu bulunmuştur.

Buna ek olarak onun çalışması göstermiştir ki, üst düzey kahramanlar değerleri ihlal etmeyle özelliği taşıdığında, bastırıcı yardımcı davranışlar üzerinde daha güçlü etkilere sahiptir. Bu çalışma göstermiştir ki hikâyeler, kahramana dayalı olarak, değerleri farklı şekilde iletmektedir.

Diğer bir örnek ise hikayeleştirmenin bir firmanın sermayesini koruma yeteneğini nasıl etkilediğini inceleyen Martens, Jennings ve Martens’in yaptığı çalışmadır. Onlar anlatıların bir firma için anlaşılır bir kimlik oturtmaya, girişimsel fırsatların mantığını ayrıntılarıyla ortaya koymaya ve firmanın eylemlerini daha geniş söylemlere yerleştirmeye yardım ettiklerini ifade etmişlerdir.

İstatistiksel analizleri hipotezi kurulmuş pozitif etkiler için destek bulmuştur. Bu yüzden çalışmaları hikayeleştirmenin pozitif manada performansı nasıl etkilediğini ortaya çıkarmıştır. Herzenstein, Sonenshein ve Dholakia ise, kitlesel fonlamayı kullanarak kredi elde etmeyi etkilemek için anlatılara gömülü kimlik istekleri analiz ederek, benzer konulara değinmişlerdir. Bu çalışmalar gerçekçi anlatı analizinin, anlatıların örgütsel etkilerini incelemek için istatistiksel analizle nasıl birleştirilebileceğini göstermektedir.hikayeleştirme

Yorumlayıcı Yaklaşımlar: Çalışma Objeleri Olarak Anlatı Yapıları

Yorumlayıcı yaklaşımlarda anlatılar örgütsel olguların insan yapıları olarak kavramsallaştırılmaktadır. Yorumlayıcı yaklaşımlar örgütsel anlatı analizinin merkezi bir rolünü oynamıştır çünkü ayrı bir araştırma alanı haline gelmiştir. Yorumlayıcı anlatı analizleri edebiyat çalışmalarından (anlatıların Greimasyen yapısal analizi gibi) ya da sosyal psikolojiden (sosyal bilişte anlatıların merkez rolü olan Bruner’in çalışması gibi) faydalanmaya eğilimlidir. Organizasyon ve yönetim çalışmalarında bunların sıklıkla anlam yaratma kavramıyla bağlantısı kurulmuştur (genel bir teorik çerçeve olarak) ve iki temel biçim halinde görülmektedir: bireysel anlatılar ve kompozit anlatılar.

Bireysel Anlatılar

Bazı çalışmalar bireysel söylentilere ya da hikayelere odaklanmıştır ve onları anlatı yöntemleriyle analiz etmişlerdir. Bu tip çalışmalar, söylentileri ya da metinleri bir anlatı perspektifinden analiz etmek için sıklıkla klasik anlatı çerçevelerinden ve yöntemlerinden faydalanmışlardır.

Misal olarak Gertsen ve Soderberg çok uluslu bir kurumda işbirliği hikayelerini analiz etmişlerdir. Onların analizinde iki anlatıya odaklanılmıştır: başka ülkede yaşayan Danimarkalı bir yönetici ve Şangay’daki onun Çinli CEOsu. Onların analizi, bu hikayelerdeki anahtar aktörlerin inşa edilmiş rollerini ve spesifik dönüm noktaların incelemek ve karşılaştırmak için onlara izin veren Greimas’ın eyleyensel modeline dayanmaktadır.

Bu, anlatıcıların projeleri, ortaklıklar ve etkileşiminin rotasındaki zıtlıkları arasındaki farklılıkları ve bunların içindeki değişimleri haritalamaya yol açmıştır. Bu analiz özelde ise onların farklılıklarının ve yerleşmiş ortak paydasının üzerinden nasıl geldiklerini anlamaya yardım etmiştir.

Pedersen ise, bir hastane bağlamındaki değişimi ele alan anlatılardaki zaman ve mekanın üzerine odaklandığı diğer çeşit örneği bize sunmuştur. Analizinde, bir danışmanın, bir sosyal hizmet görevlisinin ve baş hemşirenin kronotoplara (anlatılardaki zaman-mekan düzenlemeleri) Bakhtin esinlenmeli bir odakla hikayelerini çözmüştür.

Bu analizde ayrıca, ana çizgilere alternatif senaryolar olarak Morson’un yan ve ön haberciler hakkındaki fikirleri kullanılmıştır. Yan haberciler olayların nasıl açığa çıkarılabileceğinin alternatif versiyonlarıdır ve ön haberciler ise geleceğin yapılarını sunarlar. Çalışmasında üç hikayenin her birini incelemiş ve ardından farklılıkları tartışmıştır.

Kompozit Anlatılar

Yorumsal araştırmanın büyük kısmı, bir grup organizasyonel üyenin kolektif anlamlarını yakalayan kompozit anlatıları inşa etmek için yorumlayıcı şablonlara odaklanmıştır. Araştırmacılar çeşitli organizasyonel aktörden anlatıları toplayarak bu kompozit anlatıları birleştirirler. Örneğin, Currie ve Brown bir hastanede vaka çalışması yürütmüşlerdir ve bir kişi tarafından ifade edilmeyen ancak birçoğunun oluşturduğu parçaları meydana getirerek bir anlatı yaratmışlardır.

Bu ise bilim adamlarına bir grup organizasyonel aktörün anlatılarında şablonlar belirleme ve sunma, ve bunları diğerleriyle karşılaştırma fırsatı verir. Farklı anlatılar arasındaki bu karşılaştırma, çıkarımları kadar anlatılar üzerinden durağanlık ve değişimin farklı yorumları demek olan, polifoni ya da çoksesliliği incelemeye olanak sağlar.

Sköldberg bu tip bir yaklaşımın ilk örneğini sağlamıştır. İsveç yerel devlet kurumlarındaki örgütsel değişim analizine dayalı olarak, insanların tecrübe edilmiş değişimleri öyküsel söylentilerindeki açıklamalar olarak nasıl içerdiklerine odaklanmıştır. Onun analizi farklı birimlerdeki insanların farklı tip anlatıları nasıl anlatabildiklerini göstermiştir.

Bu ise ona üç tip anlatı tarzını tanımlama ve inceleme için yol göstermiştir: trajedi, romantik komedi ve hiciv. Bu temelde, o daha mühim endişelerden ziyade anlatı geleneklerinin ve türlerinin insanlar için değişimlerin anlamını oluşturduğunu iddia etmiştir.

Vaara ise birleşme sonrası örgütsel değişim süreçlerindeki başarı ve başarısızlık çalışmasında yorumlayıcı analizin diğer çeşit örneğini göstermiştir. Eleştirel söylem analizi ve Greimasyen anlatı analizindeki fikirleri birleştirerek, dört tip anlatı söylemini ayırmıştır: rasyonel, kültürel, rol bağımlı ve bireysel. Bu söylemler, başarı/başarısızlık ayrımını kavramak, kredi ve utanç vermek ve kendi sorumluluklarının hesabını vermek adına ilgili yöneticiler için farklı tip araçlar sağlamıştır.

Diğer aydınlatıcı çalışma ise, örgütsel değişim süreçlerinin anlatı yapısını inceleyen Sonenshein tarafından sağlanmıştır. Onun analizi, Gergen ve Gergen’in farklı anlatı tipleri hakkındaki fikirlerinden ve ilgili insanların stratejik değişimi yorumladığı ve yanıt verdiği biçimleri incelemek için anlam yaratma araştırmasındaki anlayışlardan yararlanmıştır.

Birçok görüşme ve diğer deneysel malzemeye dayalı olarak, her biri değişimlere anlam yaratan ve anlam veren araç sağlayan ilerletici, durağanlık ve geriletici anlatıları tanımlamıştır. İlerletici anlatılar, deneyimleri ya da olayları iyi bir değerlendirmeci boyutla (organizasyonun nasıl gelişeceği gibi) bağlamaktadır.

Geriletici anlatılar, deneyimleri ya da olayları kötü bir değerlendirmeci boyutla (değişim anlatısına gösterilen direnç gibi) bağlamaktadır. Durağanlık anlatıları ise değerlendirmeci boyutu aynı tutmaktadır dolayısıyla da organizasyonel aktörleri rahat ettirmek için benzer anlamlara izin vermektedir. Üç anlatının hepsi durağanlığın ve değişimin anlamasını yaratmaktadır.

Postyapısalcı Yaklaşımlar: Anlatı Yapısökümü ve Anlatı Belirmesi

Anlatı analizi postyapısalcılıktan da faydalanmıştır, özellikle de eleştirel perspektiflerden. Postyapısalcılık üzerine geniş bir görüş benimsenebilir çünkü anlatısal örgüt çalışmaları akımlarında birçok postyapısalcı etki bulunabilir. Yorumlayıcı yaklaşımlar örgütsel gerçekliğin sosyal yapısında merkezi bir rol oynayan anlatılar üzerine betimleme ve detaylı inceleme üzerine odaklanırken, postyapısalcı yaklaşımlar anlatı sunumlarının karmaşıklığını, parçalanmasını ve değişkenliğini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Postyapısalcı çalışma türleri iki tipte görülmektedir: yaygın ya da baskın anlatıları sorunsallaştırmayı amaçlayan anlatı yapısökümü (dekonstrüksiyon) ve örgütsel süreçlerdeki beliren anlatıların merkezi rolünü ortaya çıkarmayı araştıran anlatı belirmesi.

Anlatı Yapısökümü

Eleştirel yönelimli postyapısal anlatı analizi sıklıkla, yaygın ya da baskın anlatıların, bu anlatıların temelinde yatan spesifik varsayımlara işaret ettiği ve cisimlerin sunduğu yolları sorunsallaştırmıştır. Buna ek olarak bu analizler anlatı hegemonyasının (bazı anlatılara diğerleri üzerinde ayrıcalık tanımak ve marjinalleşmiş sesleri ortaya çıkarmaya girişmek) sorunlarına odaklanmıştır.

Bu tip çalışmaların erken dönem örneği Boje tarafından sağlanmıştır. Bu çalışmada Disney’in postmodern analizi, hikayeleştirme üzerine odaklanmıştır ve kurumun tarihini tasvir etmek için çeşitli anlatı söylemleri kullanılmıştır. Analizin amacı marjinalleşmiş sesleri ve Disney efsanesinin karanlık yüzünün dışarıda bırakılmış hikayelerini açığa çıkarmaktır.

Özelde ise analiz Disney’in resmi Walt merkezli anlatılarını alternatif sunumlar ve seslerle yansıtmıştır. Bu Boje’nin örgütsel hikayeleştirmenin daha geleneksel analizlerde kolayca dikkat edilmeden geçilebilen totalizmler (hegemonik sunumlar), evrenselcilik (evrensel genelleştirmeler) ve esasçılık (deneyimlerin nesneleştirilmesi) tarafından nitelenebileceğini önermesine yol göstermiştir. O ayrıca -bir kişinin alternatif hikaye çizgileri geliştirebileceği bir oyun olan- Tamara’nın, baskın ya da hegemonik anlatılara odaklanmak yerine farklı ya da karşı anlatıları tanımlamayı araştıran analize başvurmak için, kullanılabileceğini önermiştir.

Bazı çalışmalar belirli anlatı sunumunu daha açık biçimde yapısöküme göre analiz etmiş ve eleştirmiştir. Misal olarak Collins ve Rainwater Sear’ın kurumsal dönüşümünün yaygın bir söylentisinin eleştirel bir analizini önermiştir. Onlar değişimin aşağıdan yukarıya hikayelerini incelemişler ve onlardaki karmaşıklıkları ve polifoniyi göstermişlerdir.

Onlar özel dikkatle baskın anlatıların kısalttığı fikirlere ve seslere odaklanmıştır. Analojik olarak ise, Buchanon ve Dawson çoklu yorumları ve çoksesliliği bastıran monolojik (tek sesli ve bir taraflı) araştırma söylentileri problemlerini detaylıca incelemişlerdir.

Diğerlerine baktığımızda onlar baskın ya da monolojik anlatıların ilgili bireyler için ne ima ettiğini incelemişlerdir. Bu çalışmaların birkaçı, spesifik hikaye çizgilerinin nasıl tekrar edildiği ve insanlar üzerine nasıl spesifik imalar işlediğine gönderme yapan anlatıların edimselliği üzerine odaklanmışlardır.

Misal olarak Driver örgütsel değişimde kaybın anlatılarını incelemek için Lacanyan psikanalitik teorileştirmeden faydalanmıştır. Bu görüşte insanların özünü inşa ettiği normal söylem ya da anlatı, söz konusu kişi için hayali bir yapı ya da fantezidir. Bu fantezi öz için durağan bir kimlik yaratmaya ve kişinin arzularını onarmaya eğilimlidir.

40 hikayelik analizinde, örgütsel değişimi organizasyonları çalışma ve öz eksiği yapan değil ama her zaman orada olan eksikliği yüzeye getiren değişim olabilecek, postyapısalcı bir argüman önermiştir. Bu temelde ilgili karmaşıklıkları ve belirsizlikleri belirtmek ve kayıplarla yüzleştirilmiş insanları güçlendirmek için alternatif hikaye ve anlatı tiplerine çağrıda bulunmuştur.

Anlatı Belirmesi

İlişkili olarak postyapısal bir eğilime sahip çalışmalar anlatıların ve hikâyelerin nasıl oluştuğunu ve örgütsel olguların sosyal yapısında böylelikle de durağanlık ve değişimde merkezi bir rol oynadığını da incelemişlerdir. Dolayısıyla anlatılar, devamlı yeniden kurulan varlıklar olarak organizasyonların bir anlamasını yankı uyandıran, organizasyonlarda esas bir oluş aracıdır.

Bu görüş çoğu kez ontolojik olarak adlandırılır çünkü bu anlatıların organizasyonları ve örgütsel olguları sosyal olarak inşa ettiklerinin temelinde yatar, dolayısıyla bu bazı anlatıların yaygın olarak paylaşılan anlamaların temelini nasıl oluşturduğunu çalışmak için özel ilgi alanıdır. “Ante-anlatı” kavramı –yaygın olarak paylaşılmayan ama o potansiyeli olan bir anlatı formu- faydalıdır çünkü spesifik anlatıların birkaç alternatif söylemin akışında nasıl doğduklarını daha iyi anlamak ve incelemek için olanak sağlar.

Bununla ilgili ante-anlatı analizini gösteren bir çalışma Enron skandalını incelemiştir. Bu çalışmada marjinalleşmiş ve arka planda kalmış hikayelerin ante-anlatı parçalarına odaklanmışlardır. Boje, Rosile, Durant ve Luhman bu ante-anlatıları spesifik ante-anlatı fikirlerinin ve pratiklerinin belirli aktörleri ve izleyicileri yansıttıkları birleştirilmiş krizin parçaları olarak analiz etmişlerdir.

Onlar özellikle kurumsal gücün kahramansal hikayeleştirmenin mantığıyla bağlantılı ve karnaval mantığına bağlı direnç gibi gözükeceğini işaret etmişlerdir. Bunların hepsinin Enron ve açıklanamayan skandal üzerinde büyük bir etkisi vardır.

Diğer bir çalışmada Vaara ve Tienari uluslararası bir birleşme vakasında değişimi incelemek için ante-anlatı analizini kullanmışlardır. Onlar ante-anlatıların değişimi teşvik etmek ya da buna direnç göstermek için söylemsel kaynak olarak nasıl harekete geçirilebileceğine odaklanmışlardır.

Onlar birleşme anlamı yaratmak için alternatif yollar sağlayan üç ante-anlatı tipini ayırmışlardır: küreselci, ulusalcı ve Nordik ante-anlatıları. Sonra birleşme süreci geliştiğinde, bu ante-anlatıların örgütsel aktörlerce nasıl harekete geçirildiğini analiz etmişlerdir.

Boje’yi takip ederek, ante-anlatıların harekete geçirilmesinde dört tip hayali diyalog (dialogism) incelemişlerdir: çoklu sesler bakımından polifoni, çeşitli sunum modlarında biçimsel hayali diyaloglar, zaman-mekan düzenlemeleri olarak kronotoplar ve çeşitli bilişsel, estetik ve etik söylemlerin karşılıklı etkileşim formunda arkitektonik hayali diyaloglar.

Bu tip bir belirme analizi şekillendirilmiş anlatıları ve hikâyeleştirmeyi da ele alabilir. Nadir bir örneğinde Cunliffe ve Coupland şekillendirilmiş anlatısal anlam yaratma perspektifini önermektedir. Onların analizi Avustralya’da düzenlenen 2001 İngiliz ve İrlandalı Aslnalar Rugby Turunun yaşanmış bir deneyimine odaklanmıştır.

İnsanların yaşamlarını, şekillendirilmiş yorumlarda ve diğerleriyle etkileşimlerinde anlamlandırdıklarını iddia etmişlerdir. Modellerinde bu durum, âna ve geçmişe-ileriye yönelik anlatılara duyarlı olan mantıklı ve makul söylentiler inşa etmeye çalışan insanların sıklıkla çok sayıda alternatif ve tartışmaya açık anlatı performanslarının içinde ve bunlar aracılığıyla olmaktadır.

Sonuç olarak ise, üç temel yaklaşım örgütsel durağanlık ve değişimin anlatı analizi için çok farklı türde esaslar sağlamıştır ve bunlar spesifik araştırma sorularına dikkat toplamak için bir araç da önermektedir. Gerçekçi yaklaşımlar durağanlık ve değişimin boylamasına sunumlarını ele almaktadır ve diğer olgular üzerine anlatıların etkilerini incelemektedir. Yorumlayıcı yaklaşımlar, ilgili insanlara çıkarımlar ve durağanlık ve değişimin çoklu anlamlarına önemli bir pencere sağlayarak, anlatıların yapılarını incelemekte ve polifoni gibi konulara konsantre olmaktadır. Postyapısalcı yaklaşımlar ise hegemonik sunumları eleştirmekte, marjinalleşmiş perspektifleri ortaya çıkarmakta ya da örgütsel belirme ve oluşu incelemektedir. Bu yaklaşımlar, ayrı ama tamamlayıcı yollarda durağanlık ve değişimin dinamiğinin daha iyi anlaşılmasını geliştirmeye yardım etmektedir.

Örgütsel Anlatılar, Durağanlık ve Değişim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir