Şirket Birleşmelerinde İç Grup Yanlılığı

Şirket Birleşmelerinde İç Grup Yanlılığı

Bilindiği üzere örgütsel değişimlerin iş kaybı, düşen statü, evde ve işte kişilerarası çatışma ve bireysel özsaygı ile iyi oluşa yönelik tehditler gibi sonuçları olabilmektedir. Çalışanlar değişimin işlerini, kariyer yollarını ve kimin astı olacaklarını nasıl etkileyeceği ile ilgili olarak endişe ve belirsizlik duygularını yoğun yaşamaktadırlar. Bu duygu ve tepkiler değişim hızının yüksek olduğu, değişimin büyük çaplı bir doğasının olduğu ve belirsizlik düzeyinin maksimum olduğu şirket birleşmeleri vakalarında daha belirgin görülmektedir.

Şirket birleşmeleri sonucunda eğer ki çalışanlar yeni örgütsel kimliklerini reddedip, eski örgütsel kimliklerini geri isterlerse, ortaya gruplararası çekişmeler çıkacaktır. Bu çekişmeler iç grup-dış grup yani biz ve onlar şeklinde olacaktır. İç grup kayırmacılığı ve dış grup değersizleştirmesi olayları gerçekleşecektir.

Örgütsel kimliklerde oluşan iç grup yanlılığı ile ilgili olarak, sosyal kimlik teorisi sosyal benliğe değinen grup süreçlerini ve gruplararası ilişkileri açıklamaktadır. Buradaki sosyal benlik, benlik kavramının bir bileşeni olup, sosyal grup ve kategorilerdeki üyeliklerden ortaya çıkmıştır ve bireyin kişisel kimliğini tekil bir birey olarak yansıtmaktadır.

Bu teoriye göre grup ve gruplararası olguları açıklayan iki sosyobilişsel süreç vardır. İlki olan sosyal kategorizasyon; insanlar kendilerini kapsayıcı bir sosyal kategorinin (cinsiyet, sınıf, takım ve organizasyon gibi) üyesi olarak tanımladıklarında, iç grup üyeleri arasındaki farklılıkların minimize olduğu ve iç grup ile dış grup üyeleri arasındaki ayırt ediciliklerin vurgulandığı bir durumu yansıtır.

İkincisi olan kendini gerçekleştirme; benliğin grup üyeliği açısından tanımlanması sonucu insanların iç grubu dış gruba kayırarak motive olduğu olgusunu yansıtır. Bu sebeple pozitif bir benlik duygusuna ulaşma ve bunu sürdürme motivasyonu -veya özsaygı- insanların iç grubu öne çıkaran normları ve kalıpyargıları (stereotip) idrak etme eğiliminde oldukları ve bu aynı hedefi gerçekleştirmek için gruplararası karşılaştırmalar yapmaya eğilimli oldukları anlamına gelmektedir.

Bu özdeğer duygusunu gerçekleştirme motivasyonunun bir sonucu olarak insanlar yüksek statülü gruplara ait olmaya heveslenirler. Düşük statülü gruplara üye olma pozitif sosyal kimliğe sahip olmaya uzak olduğu için, bu grup üyeleri yüksek statülü bir gruba girmenin yollarını araştırırlar. Zaten yüksek statülü grupta olanlar ise bu durumlarını ve bu sosyal kategorinin varlığını sürdürmeye çalışırlar.

Düşük statülü grup üyelikleri örgütsel özdeşleme ve özsaygının gücüne negatif etkide bulunur ve bu gruptaki bireyler kendilerini bu tarz gruplardan uzaklaştırmak isterler. Yüksek statülü grupların üyeleri ise gruplarından gurur duyarak, grubuyla güçlü bir şekilde özdeşleşmeye çalışırlar.

Sosyal kimlik teorisine göre düşük statülü gruplarda yer alan bireylerin sosyal kimliklerini yükseltmeleri diğer deyişle kimlik gerçekleştirmesine erişmeleri için üç yol vardır:

  • Bu bireyler ilgili yüksek statülü bir gruba üye olma eforlarını yansıtan bireysel hareketlilik ile meşgul olabilirler.
  • Bu bireyselci yanıtın tersine, düşük statülü grup üyeleri grup yönelimli ve kolektif stratejiler Grubun negatif mevkisine değinen ve düşük-yüksek grup durumsal farkını tersine çeviren stratejileri içeren sosyal rekabet bu tür yanıtlardan biridir.
  • Son yol ise sosyal yaratıcılık diye tanımlanan ve iç grubu olumlu şekilde yeniden değerlendirme amacıyla kendilerini kayıran gruplararası karşılaştırmalar yapmayı içeren bilişsel bir yanıttır. Bu iç grup yanlılığı ve iç grup kayırmacılığı olarak da ifade edilmektedir. Bu amaca ulaşmak için gruplararası karşılaştırmalar; karşılaştırmalı boyutlara yüklenen değerlerin modifikasyonunu veya farklı bir karşılaştırma grubunun seçimini içeren yeni karşılaştırma boyutları üzerine yapılabilmektedir.

Şirket birleşmelerinde bireysel hareketlilik imkansızlığı ve belirsizliğin sosyal rekabeti güçleştirmesi durumları yaşandığı için, düşük statülü grup üyelerinin pozitif bir sosyal kimlik edinmelerini sağlayacak tek yol iç grup yanlılığıdır. Her ne kadar yüksek statülü grup üyeleri de pozisyonlarını koruma endişesiyle iç grup yanlılığı yapsa da, bu durum düşük statülü gruplarda daha fazla olmaktadır çünkü sınıflandırma öne çıktığından yani grup üyeleriyle ilişkili olarak daha kişisel olduğundan dolayı grup farklılaşması daha yüksek olacaktır.

İki ayrı şirketin birleşmesi büyük ihtimalle çalışanların birleşme öncesi grup üyeliğini öne çıkaracak ve -iki şirketin eşit statüde birleşmesi nadir olduğundan- gruplararası statü farklılıklarının vurgulanması anlamına gelecektir. Bu sebeplerden dolayı da düşük statülü şirketin çalışanları birleşmeyi tehdit olarak görecek ve iç grup yanlılığını yüksek düzeylerde ortaya koyacaklardır (özellikle de statüyle ilişkisi olmayan boyutlar üzerine). Bu süreç olumlu bir sosyal kimliğe ulaşana kadar bu devam edecektir.

Yüksek statülü şirketin çalışanları ise kendi üstün durumlarını değişken bir gruplar arası bağlamda doğrulamak için statüyle ilişkili boyutlar içinde iç grup yanlılığı yapacaklardır. Statüyle ilişkisi olmayan boyutlar için ise cömert bir dış grup yanlılığı yapabileceklerdir. Bunun sebebi kimliklerini koruma isteğidir.

Özetle stratejik yönetim faaliyetleri içerisinde son yıllarda sıklıkla yaşanan şirket birleşmeleri, şirketlerden birinin daha düşük statüde olması sonucu sosyal kimlik süreçlerinin yaşandığı bir olaydır. Düşük statülü şirketin çalışanları pozitif bir sosyal kimlik edinebilmek adına iç grup yanlılığı stratejisini izlerler.

Şirket Birleşmelerinde İç Grup Yanlılığı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir