Yöneticilerin Problem Sezme Becerileri Sosyal Bilişe Bağlıdır

Yöneticilerin Problem Sezme Becerileri Sosyal Bilişe Bağlıdır

Örgütlerin sosyal çevrelerinde gerçekleşen büyük değişimler, sıra dışı uyarlanabilir yanıtları gerekli kılmaktadır. Bu uyum işini örgütsel yanıtları formüle eden, yönlendiren ve koordine eden karar vericiler ve yöneticiler yapmaktadır. Çevredeki hızlı değişimlere gösterilen yönetsel davranışların kritik bir bileşeni ise problem sezmedir. Örgütsel uyum için çevrede yaşanan değişim uyarıcılarını fark etme, yorumlama ve kapsamaktan oluşan yönetsel problem sezme, bilişsel süreçlerden oluşmaktadır.

Yönetsel problem sezmede hangi problemlerin fark edildiği hangi problemlerin fark edilmediği önemlidir. Problemlerin fark edilmesi olayların örgütün arzu düzeyinin (aspiration level) altında olmasına bağlanmıştır. Bu durum tatmin edici veya kabul edilebilirlikten uzaklığı ifade etmektedir. Yöneticiler uyarıcıyı iç performans veya arzu kriterlerine göre değerlendirir (pazar payı, geçen yılın satış değeri, yatırım getirisi gibi). Eğer bu kıyaslama arzu düzeyine eşit veya daha büyükse, problem olarak görülmez ancak bu düzeyin altındaysa problem vardır ve problem çözme davranışı başlar.

Buna göre problem arz eden ilgili uyarıcı tanımlanır ve fark edilir. Yorumu geçmiş kriterlere göre yapılır. Son olarak örgütsel beklentilerle bütünleştirilir. Bu süreç rutin problem sezme olarak adlandırılır. Ancak bu süreç her zaman mükemmel gerçekleşmez. Uyarıcı yanlış yorumlanabilir, kriterler demode olabilir veya beklentiler yanlış yönlendiriyor olabilir. Buna ise algılama hatası denmektedir. Bu durumlarda yönetici ya farkına varamaz ya da problemle ilgili bilgiyi yanlış yorumlar. Sinyal-gürültü oranı ile açıklanabilecek bu durumda, problemi işaret eden bilgi yöneticilerin elinde olmasına rağmen, başka bilgiler daha güçlü sinyal verdiklerinden ilgili bilginin varlığını veya anlamlandırılmasını engeller.

Hem arzu düzeyi hem de algılama hatası kapsamında yöneticilerin bilişsel süreçleri merkezdedir ve problem çözmenin gerçekleşebilmesi için gerekli koşullardır. Yönetsel problem sezmenin uyarıcıyı fark etme, yorumlama ve birleştirme süreçleri şöyle açıklanabilir:

  • Fark etmede yöneticiler kendileri için elverişli olan bir sürü uyarıcıdan potansiyel olarak problemli uyarıcıyı ayırt etmek zorundadır. Örnek olarak çevre tarama prosedürleri ve yapısal farklılaştırmadan yöneticiye uygun uyarıcının kanalize olması verilebilir.
  • Yorumlamada yöneticiler uyarıcı için anlam inşa etmek veya bir anlam tayin etmek zorundadır. Örneğin belirlenen hedef, politika ve stratejiler ile çevreye verilecek yanıt repertuarları yorumlamayı etkilemektedir.
  • Birleştirmede ise yöneticiler yorumlanan uyarıcıyı hatırlamalı veya elde tutmalı ve onları diğer ilgili bilişlerle ilişkilendirmelidir. Örneğin örgütün yaşı ile büyüklüğü, kontrol yapısının kurumsallaşması ve inanç ve bilgi sistemleri uyarıcıyı birleştirmeyle ilişkili olup, bilgi depolamanın kolaylığı veya zorluğu ile örgütsel hafızayı etkilemektedir.

Yönetsel problem sezmede yaşanan başarısızlıklara ilişkin dört basit fikir önerilebilir. Bunlar uygulanırsa problem sezme düzeyi yükseltilebilecektir:

  • Deneyimlerden öğrenme: Geçmiş hatalarından ders çıkaran yöneticiler gelecekte aynı hatalardan kaçınabilir. Benzer olarak geçmiş başarılarından bir şeyler öğrenen yöneticiler gelecekte benzer koşullarda bundan faydalanabilir.
  • Planlama: Ölçülebilen potansiyel sapmalara karşı açık kriterler sağladığı için planlama problem sezme başarısını arttırabilir. Planlama hedefler veya dönüm noktaları belirleyerek küçük problemlerin büyümeden önce doğrulanmasını ve fark edilmesini mümkün kılabilmektedir.
  • Bilgi hızını arttırma: Eğer yöneticiler bilgiyi çabuk alırlarsa problemleri de çabuk sezebilir ve onları doğrulayacak zamana sahip olabilirler.
  • Bilgi çeşitliliğini arttırma: Eğer yöneticiler daha çeşitli bilgi alırlarsa, problemleri görme potansiyelleri artar. Aksi durumda vizyon darlığından dolayı problemleri kaçıracaklardır.

Yöneticiler problem uyarıcısını fark etme veya uyarıcıyı problemli olarak yanlış yorumlamaya ek olarak gereksiz yere uyarıcıyı problemleştirebilir veya problemli olmayan bir uyarıcıyı problemli olarak yorumlayabilirler. Bunların olmaması için sosyal biliş yardımcı olabilecektir.

Sosyal biliş üzerine geliştirilen bütün teoriler insanın bilgi işleme doğasına ilişkin iki temel varsayımı paylaşmaktadır. İlk varsayım bireylerin algıladıklarını işlemek ve çevrelerindeki bilginin tümünü ele almak için sınırlı kapasiteye sahip olduğudur. Bilgiyi fark etme ve yorumlama yeteneği öğrenme ve doğuştan gelen yeteneklere, sosyal baskılara ve bilgi aramanın teknik limitlerine göre değişmektedir. İkinci varsayım algılama, kodlama, depolama, geri getirme ve çıkarım yapmayı kapsayan bilişsel süreçlerin dikkat, efor ve daha yüksek düzende zihinsel aktivite gereksinimlerinin bütününde yattığıdır.

Bu bütünün bir ucunda algılayıcı mekansal ilişkiler olarak göreceli otomatik süreçler bulunurken, diğer ucunda komite üyelerinin isimlerini hatırlamak için bellek destekleyici ipuçlarını kullanan sofistike süreçler yer almaktadır. Otomatik süreçler nispeten çevresel ve organizmal koşullardan etkilenmezken, sofistike süreçler kişisel niyet, öğrenme ve sosyal etki gibi koşullardan büyük ölçüde etkilenir.

Sosyal biliş ile alakalı üç yaklaşımdan söz edilmektedir: insanların bilgiyi nasıl kodladığına ve açıklamalarında nasıl kullandığına vurgu yapan sosyal algı, bellekteki bilginin organizasyonuna vurgu yapan bilgi işleme ve insanların çevreleri hakkında nasıl düşündüğüne dair tahminler yapan sosyal motivasyon.

Sosyal algı yaklaşımına göre algı, algılayıcının çevreden türettiği işaretler üzerine bilişsel işlemler gerçekleştirerek gerçekliği inşa etme sürecidir. Bu yaklaşımda beş kavram öne çıkmaktadır:

  • Artma prensibi: Verili bir etkide hem makul bir engelleyici neden hem de makul bir kolaylaştırıcı neden varsa, etki üretmede kolaylaştırıcı nedenin rolü yalnız olduğundan daha büyükmüş gibi değerlendirilir.
  • Azaltma prensibi: Eğer güçlü bir kolaylaştırıcı neden varsa, diğer olası nedenler daha az etkili görülür.
  • Yanıltıcı ilişki: Bu prensip şans eseri ilişkisel eşleşme, onların karşılıklı seyrek meydana gelişi veya diğer dikkat mekanizmalarından dolayı olayları ilişkili olarak algılamaya veya çıkarım yapmaya işaret etmektedir.
  • Yanıltıcı nedensellik: Bu prensip olayların yanlış ilişkilendirilmesi yoluyla zamansız veya isabetsiz nedensellik çıkarımına işaret eder.
  • Otomatik tarama: İnsanların farkında olmadıkları doğrudan algısal bir süreçtir. Bireyler sürekli olarak dikkatinin yönlendirildiği durumların bazı yönlerini alır ve kodlarlar. Bu süreç niyet, efor, öğrenme, pratik veya uyarılmadan göreceli olarak etkilenmez.

Yöneticiler aktif olarak nedensellikten anlam çıkardıklarında; abartma ve tek nedenli muhakeme analizlerini domine eder, kendi örgütlerinin eylemlerinden ziyade çevresel değişimler nedensel gözükür ve etkili olaylar ile şans seri ilişkiler çevresel değişimlerin nedensel açıklamalarına aşırı şekilde katkı yapar. Ayrıca otomatik arama olayların görünürlük ve sıklığına dayalı olan nedensel anlam çıkarmayı da etkileyecektir.

Bilgi işleme yaklaşımı sözlü öğrenme, bellek ve problem çözme ile ilgili yapılan deneysel araştırmalar üzerine oluşturulmuştur. Bunların tümü, kişinin aklında yer alan dünyanın temsilleri üzerine işlem yaptığını varsayar. Vurgu algıyı takip eden aşamalar üzerinedir: kodlama, kodlanmış materyalin temsili ve organizasyonu, bellek ve geri getirme. Bu aşamalar ardışık olup, birbirine bağlıdır.

Bu yaklaşıma göre yöneticilerin zihinsel temsilleri mevcut çevreden değil geçmiş çevrelerden etkilenmektedir.  Yöneticiler az miktarda farklı olan bilgiyi en iyi şekilde birleştirebildikleri için büyük çevresel değişimlerin birleştirilme olasılığı yoktur.

Sosyal algı ile bilgi işleme yaklaşımları nispeten taraflı olan bilgiye odaklanırken, sosyal motivasyon yaklaşımları kişisel olarak artan bilgiye odaklanmaktadır. Bu yaklaşım karar vericilerin güçlü hedeflere, güdülere, tercihlere, dürtülere ve ihtiyaçlara sahip oldukları fikrini benimsemiştir. Bilginin karar vericiler için iki temel amacı vardır: sosyal gerçeklikle ilgili tutum ve inançları desteklemek ve davranış ile inançların sosyal veya normatif onayını sağlamak.

Sosyal motivasyon yaklaşımına göre, yöneticiler inançları doğrulayan çevreyle ilgili bilgiyle karşılaştıklarında, bilginin tanısal olduğuna inanırlar. İkinci olarak yöneticilere herhangi bir durumda ağır yatırımlar yapıldığında, duruma zararlı çevresel değişimlerle alakalı bilgiyi azaltmaya meyledeceklerdir. Son olarak hızla değişen bir sosyal çevrede işlem yapmayı taahhüt ettiklerinde, zihinsel olarak bilgiyi ekstrem çevre olaylarıyla birleştireceklerdir.

Yönetsel problem sezmenin kalitesini arttırmak için sosyal biliş unsurlarından olan sosyal algı, bilgi işleme ve sosyal motivasyon konularında gelişim sağlanması şarttır. Bu sayede davranışsal stratejilerin başarıya ulaşması ve örgütün performansını arttırması yüksek ihtimalli olacaktır.

Yöneticilerin Problem Sezme Becerileri Sosyal Bilişe Bağlıdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir