Davranışsal Rasyonel Seçim Teorisi, Kolektif Eylem ve Sosyal İkilem

Davranışsal Rasyonel Seçim Teorisi, Kolektif Eylem ve Sosyal İkilem

Davranışsal rasyonel seçim teorisi sosyal ikilemleri kolektif eylemler yoluyla çözmeyi amaçlayan bir modeldir. Bu teoride karşılıklılık, güven ve itibar üçgeninde sosyal ikilemlerin çözüme kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Bu teoriden önce geliştirilen rasyonellik modelleri sosyal ikilemleri çözmede yeterince etkili olamamıştır. Tam rasyonellik modelleri rekabet piyasasında kâr ve parti yarışlarındaki seçim başarısının olasılığı gibi dışsal değerleri maksimize etmeyen rekabetçi durumlarda marjinal davranışı kestirmede yüksek başarı oranına ulaşmıştır. Zayıf rasyonel seçim modelleri ise hiç kimsenin işbirliği yapmadığı teorik kestirimlerdeki tek seferlik veya sınırlı sayıda tekrar eden sosyal ikilemlerdeki davranışı açıklama veya tahmin etmede başarısız olmuştur. Belirsiz veya sonsuz sayıda tekrar eden sosyal ikilemlerde ise standart rasyonel seçim modelleri, bireylerin daha üretken sonuçları nasıl elde ettiği ve felaketlerden nasıl kaçındığı ile ilgili herhangi bir süreç olmadan en iyiden en kötüye değişen dengeler yığınını kestirmektedir.

Davranışsal rasyonel seçim teorisinin geliştirilmesinde beş faktör etkili olmuştur:

  1. Sosyal ikilemlerdeki davranış; grup boyutu, katılımcıların heterojenliği, elde edilecek faydalara bağımlılık, indirim oranları, dönüşüm süreçlerinin tipi ve kestirilebilirliği, örgütsel düzeylerin iç içe geçmesi, gözetleme teknikleri ve katılımcılara elverişli bilgi gibi çok sayıda yapısal değişkenden etkilenmektedir. Yapısal değişkenler ve sosyal ikilemleri çözen bireylerin olasılığı arasındaki ilişkinin mantıklı bir açıklaması davranışsal bir rasyonel seçim teorisine dayanmaktadır.
  2. Grupların kolektif eyleme nasıl ulaşacakları üzerine odaklanan çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Sosyal ikilemlerin analizi için deneysel olarak desteklenmiş teorik çerçeve, bu eforları birbirine bağlayacak ve bütünleştirecektir.
  3. Karşılıklılık gibi davranış normları ve kestirme yolların kullanımı üzerine yapılan çalışmalar sonucunda sosyal ikilemlerin üstesinden gelebilmek için kolektif eyleme yönelik daha sıkı bir davranışsal temel geliştirmek daha mümkün hale gelmiştir.
  4. Daha önceki modeller rasyonel bireylerin kendilerini dışarıdan bir yönlendirme veya yaptırım olmadan çıkartamayacakları sosyal ikilemlerin içinde çaresiz biçimde tuzağa düşürülmüş olduklarını varsaymaktaydı. Ancak iyi belirlenmiş kurallar ve yapılacak işbirliği ile daha yüksek başarı elde edilebilecektir.
  5. Demokratik rejimlerin uzun vadede dirimliliğini etkileyen vatandaşlar siyasal yaşamda pasif müşteriler olarak yer almaktadır ve demokratik bir politikanın gelecek yurttaşları bilgilendirilmemektedir. Rasyonel seçim teorisine davranışsal yaklaşmak ile bireylerin etkisi daha fazla olacaktır.

Sosyal ikilemler bireylerin birbirine bağımlı bir durumda bağımsız seçimler yaptığı çok sayıda duruma işaret etmektedir. Sosyal ikilemler bağımsız durumlardaki bireylerin tüm katılımcıları fizibıl alternatiflerden daha kötü durumda bırakan sonuçları doğuran kısa vadede kendi çıkarlarının maksimizasyonundaki seçimlerle yüzleştikleri zaman meydana gelir.

Sosyal ikilemler yaşamın her alanında bulunmaktadır. Gündelik hayatta sözlerin tutulmasıyla ilgili olağan ilişkilerden savaş ve barışı etkileyen ani kararlarda sosyal ikilemlerin izleri yer almaktadır. Kamusal mal problemi, tutuklunun çıkmazı, güvence oyunu, görevden kaçma, bedavacılık, ahlaki tehlike, muteber bağlılık, genelleştirilmiş sosyal değişim ikilemi, ortak malların trajedisi, tavuk oyunu ve şiddetli yüzleşme ve tehditlerin değişimi sosyal ikilemler için örnek olarak gösterilebilir.

Sosyal ikilem durumlarına örnek olarak kaynakların kuruma tehlikesi altında sergilenen su tüketim alışkanlıkları, balık soylarının tükenmesi tehlikesi altında uygulanan balık avlama teknikleri ve kamu hizmetleri karşılığında ödemede bulunmaya karşı bedavacılık gösterilebilir.

Sosyal ikilem deneyimlerinde gözlenen davranış ile eksiksiz rasyonalite ve bilgiyi kullanan işbirlikçi olmayan oyun teorisi arasındaki uyuma direkt olarak meydan okuyan dört genel bulgu bulunmaktadır:

  1. Yüksek ilk işbirliği düzeyleri çoğu sosyal ikilem tipinde bulunurken bu düzeyler optimallikten uzaktır.
  2. Davranışlar sınırlı sayıda tekrar eden sosyal ikilemlerdeki geriye doğru tümevarımla tutarlı değildir.
  3. Nash dengesi stratejileri bireysel düzeyde iyi tahminciler değildir.
  4. Bireyler tekrar eden sosyal ikilemlerde Nash dengesi stratejilerini öğrenmezler.

Bu dört genel bulguya ek olarak mevcut kabul edilen rasyonellik modellerine zıt olan iki bulgu daha bulunmaktadır. Bu iki bulgu aynı zamanda bireylerin rasyonelden önemli ölçüde daha iyi sonuçlar alabildiğini göstermektedir.

İlki basit, uğraşsız konuşmaların bireylere öteki insanlara koşulsal sözler verme ve diğerlerinin karşılık vereceği güveni potansiyel olarak inşa etme imkanı vermeleri için bir fırsat sağladığıdır. İkincisi ise birinci derece ikilemlerin yapısını değiştirecek ikinci derece sosyal ikilemleri çözme kapasitesidir.

Kolektif eyleme yönelik iletişimin uğraşsız konuşma olarak görülmesi, sosyal ikilemdeki bireylerin uygulanabilir anlaşmalar yapmaktan uzak olmaları yüzündendir. Bir sosyal ikilemde çıkarcı bireylerin diğer bireyleri işbirliği için ikna etmeye çalışmaları için iletişim kurmaları ve işbirlikçi eylem sözü vermeleri beklenirken, onlar özel kararlarını aldıkları zaman Nash dengesi stratejisini seçerler.

İletişimin kolektif eylemi kolaylaştırması çeşitli sebeplerden kaynaklanmaktadır. Öncelikle bilgiyi optimal stratejiyi oluşturabilenlerden hangi stratejinin optimal olacağını tam olarak anlayamayanlara transfer etmektedir. Bunun dışında karşılıklı taahhüdün tesis edilmesi, güvenin arttırılması dolayısıyla diğerlerinin davranış beklentilerinin etki altına alınması, öznel karşılık yapısına ek değerlerin katılması, öncelikli normatif değerlerin güçlendirilmesi ve grup kimliğinin geliştirilmesi iletişimin içerdiği diğer kolaylıklardandır.

Davranışsal rasyonel seçim teorisinde güven, itibar ve karşılıklılık arasındaki ilişkiler sonucunda yüksek düzeyli işbirliği ve önemli net faydalar elde edilebilmektedir. Bu modelde bireylerin kestirme yolları kullandığı ve belirli durumlara özel norm ve kurallara göre hareket ettiği ifade edilmektedir..

Normlar ile bireylerin belirli eylem tiplerini benimsemede pozitif veya negatif iç değerlemeyi ekleme yapması kastedilmektedir. Kurallar ile ise bir grup bireyin belirli durumlarda alması veya almaması gerektiği bazı eylemleri ve bu eylemlere uymayanlara alınacak yaptırımları içeren paylaşılan değerleri geliştirmesi işaret edilmektedir. Birçok durumda uygun eylemler olan içselleştirilmiş ancak geniş kesimlerce paylaşılan normlar ile belirli durumlarda kullanılması öz bilinçle benimsenen kurallar arasındaki ayrımın oluşturulması çoğunlukla zordur.

Analitik olarak bireylerin öğrendikleri davranış normları birçok durum çeşitliliğine uyan ve genel haldedir. Kurallar ise spesifik durumlardaki belirli eylemlere yönelik artifaktlardır. Bu kurallar daha resmi durumdaki kamu kurumları kadar özel kuruluşlarda da yaratılır. Ayrıca kurallar karşılıklı taahütü açık hale getirerek karşılıklılığı da arttırabilir. Alternatif olarak ise kurallar fayda ve maliyetler haksız şekilde dağılsın ve bu vasıtayla pozitif normlar üzerindeki güveni tahrip etsin diye otorite atayabilir.

Normlardan en önemlisi karşılıklılıktır. Karşılıklılık sosyal ikilemlerde kullanılan bir stratejiler ailesidir: kimin dahil olacağını belirleme eforu, öteki bireylerin durumsal işbirlikçi olma ihtimallerinin değerlemesi, öteki bireylere güvenilirse ilk işbirliği yapma kararı, karşılık vermeyecek kişilerle işbirliğini reddetme ve güvene ihanet edenlerin cezalandırılması. Bütün bu karşılıklılık normları ortak içeriklere sahiptir: Bireyler diğerlerinin pozitif yanıtlarına pozitif eylemlerle ve negatif yanıtlara negatif eylemlerle tepki vermeye eğilimlidirler. Görüldüğü üzere karşılıklılık bütün toplumlarda öğretilen temel bir normdur.

Güven düzeyi ve işbirliğinin sonuçlanan düzeyleri öznelere diğerini görme fırsatı sağlayarak, öznelere bir sosyal ikileme girme ya da çıkma seçim olanağı sağlayarak, kamusal mala gönüllü katkı sağlandığında maliyetleri eşit olarak paylaşarak, karşılıkta bulunmayan kişilerin cezaları için fırsatlar sağlayarak ve yüz yüze iletişim fırsatları sağlayarak arttırılabilir.

Davranışsal rasyonel seçim teorisinin diğer bileşeni olan itibar, bireylerin karşılıklılığı kullandıkları zaman kısa dönemli maliyetleri ve uzun dönemli faydaları olan eylemleri yaparken ve sözleri tutarken elde edilir. Güven ise diğer bireylerin eylemleri bilinmeden önce bir eylem yapıldığında, ilk bireyin seçimini etkileyen diğerlerinin eylemleriyle alakalı kişinin beklentisidir. Sosyal ikilem bağlamında güven bireyin karşılık verilecek bir beklentide ilk işbirliğine girip girmemesini etkilemektedir.

Davranışsal rasyonel seçim teorisinin temelinde bireylerin diğerlerine duyduğu güven, güvene değer itibarlara yapılan yatırımlar ve katılımcıların karşılıklılık normlarını kullanma olasılığı arasındaki bağlantılar vardır. Bu teori bireylerin davranışlarının niteliklerini içermektedir. Bu nitelikler de sosyal ikilemleri açıklamada özellikle önemlidir çünkü bireylerin diğer bireylerin davranışları hakkında beklentileri (güven), sosyalleşme ve yaşam tecrübelerinde bireylerin öğrendiği normları (karşılıklılık) ve bireylerin niyet ve normlarını yarattıkları kimlikleri (itibar) içermektedir.

Davranışsal Rasyonel Seçim Teorisi, Kolektif Eylem ve Sosyal İkilem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir