Davranışsal Stratejiyi Benimsemek İçin Dört Adım

Davranışsal Stratejiyi Benimsemek İçin Dört Adım

Davranışsal stratejinin sosyal ve bilişsel psikoloji ile stratejik yönetimin birleşimi olduğunu daha önceki yazılarımda ifade etmiştim. Bu yazıda dört adımda davranışsal stratejinin örgütlerde nasıl benimseneceğini ve uygulanacağını yazacağım. Asıl konuya geçmeden önce konuyla ilgili önemli hususları tekrar gözden geçirmek iyi olacaktır.

Davranışsal strateji esasında ilk defa 2011 yılında ortaya atılmış bir kavram olup, o zamandan bu yana çeşitli konferanslar, dergi özel sayıları ve yayınlar ile gündemdeki yerini sağlamlaştırmıştır. Amaç olarak biliş, duygu, etkileşim, zihin, sezgi ve sosyal kimlik gibi bilişsel ve sosyal psikolojinin kavramları ile stratejik yönetimin 40 yıla yaklaşan bilgi birikimini, teorilerini ve pratiklerini açıklamak, hatta yepyeni ve alternatif bir teori orta koymayı belirlemiştir.

Yüklendiği iş pek de kolay değildir. En başta bilişsel önyargılar konuyu zorlaştırmaktadır. Örgüt içindeki yanlış analojiler, yöneticilerin aşırı iyimserliği ve kendilerine fazla güvenmeleri, kayıpların kazançlardan fazla olduğunu düşünme önyargısı, bireysel güdülerin işletmenin hedeflerinin önüne geçmesi vb. örgütlerin karşılaşabilecekleri bilişsel önyargılardan bazılarıdır. Bu bilişsel önyargıların minimize edilmesi için bazı fikirler ve araçlar etkili olabilmektedir.

Bu bilişsel önyargılar örgütlerin dinamik yeteneklerini yeterince sergileyememesine sebep olmaktadır. Ayrıca kendi içerisinde zaman içinde yerleştirdikleri rutinlerinin aksamasına ve süreçlerinin başarılı bir şekilde işlemesine de engel olmaktadır. Bütün bu problemlerin ortadan kaldırılması şirketlerin davranışsal stratejiyi benimsemeleri ile mümkün hale gelebilecektir.

Bu konudaki ilk adım hangi kararların davranışsal stratejiyle ilgili gayreti icap ettirdiğine, gerektirdiğine karar vermektir. Normaldir ki bilişsel önyargıları ortadan kaldırmak için kullanılabilecek ilkeler bazı yöneticilerin gözünü korkutabilir. Bu ilkelerin ve fikirlerin insanları ikiye bölen, ters tepen veya en basitinden zaman alan bir özellikte olduğu yöneticilerin aklına gelebilir. Zaten bu ilkelerin her karara uygulanması önerilmemektedir.

Şirketler davranışsal strateji bağlamında iki tür karara özel dikkat vermelidirler. Bunlardan ilki nadir ve tek tip stratejik kararlardır. Örneğin büyük birleşme ve satın almalar, başka bir şirketin hayatını bitirecek yatırımlar ve önem arz eden teknoloji seçimleri bu türden kararlardır. Çoğu şirkette bu kararlar küçük bir yönetim takımı tarafından alınır ve genellikle de doğaçlama, gayri resmi bir süreç izlenir. İkinci tür kararlar ise tekrar etse de şirketin stratejisini etkileyen büyük kararlardır. Bu kararlar örgütlerde ikiden fazla değildir. İlaç şirketlerinin Ar-Ge tahsisleri, özel sermaye şirketlerinin yatırım kararları veya bir kamu kurumunun masraf harcaması kararları bu kategori içindeki kararlardandır.

Davranışsal strateji benimsemedeki ikinci adım kritik kararları en fazla etkileyen önyargıları tanımlamaktır. Bunun için hem geçmişteki kararların incelemelerini yapmak hem de mevcut karar süreçlerini gözlemlemek faydalı olabilecektir. Örnek olarak karar aşamasında eyleme yönelik önyargıların içinde olma riski var mı? Örüntüyü tanımladığını düşünen biri aslında seçim analojileriyle karar vericiyi yanlış mı yönlendiriyor? Organizasyon için kültürel özellik olabilecek işlevsel örüntüler yaratan önyargılar oluşmuş mu? Sosyal ve statüko önyargıları konsensüs temelli atalet kültürünü yaratmaya mı başlıyor? Bu sorular gibi çeşitli tartışmalar açarak karar süreçlerinin yatkın olduğu önyargıları yüzeye çıkarabilirsiniz.

Üçüncü adım en ilgili önyargılara karşı koymak için araç ve pratikleri seçmektir. Şirketler verecekleri kararın türüne, kültürüne ve yöneticilerinin karar verme stillerine uygun olacak mekanizmaları seçmelidirler. Örneğin bir işletme yıllık planlama döngüsünün bir parçası olarak, kendi birimlerinin planlarına dışarıdan danışmanları dâhil ederek sosyal önyargılara karşı koymayı amaçlayabilir. Bir diğer şirket de yöneticilerinden ham veriyi diğer birim yöneticileriyle paylaşmasını isteyerek örüntü tanıma önyargılarıyla savaşmayı seçebilir (bu şekilde diğer yöneticiler alternatif şablonların farkına varabileceklerdir).

Ancak unutulmamalıdır ki bu örnekler sizin çalıştığınız şirkete tam olarak uygun olmayabilir. Zaten davranışsal stratejiyi benimsemek de yaygın olan ve kabul görmüş fikirleri sadece kabullenmek değil,  bunun yanında spesifik önyargıları yok edici uygulamaları seçmek ve eyleme dökmektir.

Davranışsal stratejiyi benimsemedeki dördüncü ve son adım ise seçilen pratikleri örgütün resmi süreçlerinin içine yerleştirmektir. Bu son adımla birlikte yöneticiler bu tekniklerin belirli bir düzen içerisinde kullanıldığını ve nihai karar vericilerin olağandışı olarak tereddütlü hissetmemelerini garantiye alacaktır. Bu pratikleri örgütsel prosedürlerin içerisine yerleştirmenin bir nedeni tekil olarak bireylerin içgüdülerine bel bağlanma zorunluluğunu ortadan kaldırmasıdır. Diğer bir neden ise iyi karar verme sürecinin yönetim takımı olarak pratik gerektirmesidir. Eğer bu adım atlanırsa karar vericiler kullanılması gereken teknikler üzerinde anlaşmaya varacaklar ancak onları etkili kullanma hususunda deneyim ve karşılıklı güven eksikliği yaşayacaklardır.

Görüldüğü üzere davranışsal stratejiyi uygulama ve benimsemede yukarıda sayılan dört adım uygulanırsa, firmalar stratejik kararlarını daha efektif alabilecekler ve bu da performans ve kârlılıklarına yansıyacaktır.

Davranışsal Stratejiyi Benimsemek İçin Dört Adım
Etiketlendi:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir