Kurumsal Yönetişimin Stratejik Yönetim İçin Önemi

Kurumsal Yönetişimin Stratejik Yönetim İçin Önemi

Bilindiği üzere stratejik yönetim işletmelerde üç seviyede ele alınmaktadır. Aşağıdan yukarıya ele alırsak pazarlama, üretim, insan kaynakları gibi çeşitli bölümlerde alınan kararlar ile ilgili olarak fonksiyonel stratejiler; maliyet liderliği, farklılaştırma ve odaklanma stratejilerinin olduğu rekabet stratejileri ve son olarak çeşitlendirme ve çekilme kararlarının alındığı kurumsal stratejiler. İşte kurumsal yönetişim daha çok işletmelerin kurumsal seviyesindeki faaliyet ve kararlar ile ilgili bir kavramdır.

Kurumsal yönetişim yöneticiler ve stratejistlerden oluşan işletmenin söz sahipleri ile paydaşların meydana getirdiği hak sahipleri arasındaki ilişkileri düzenleme ve muhtemel çatışmaları engelleme ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaç işletmelerin büyüdükçe şeffaflaşması, faaliyet gösterilen topluma karşı hesap verebilir ve dürüst olması çerçevesinde oluşmuştur.

Bazı kaynaklarda kurumsal yönetim ve kurumsal şirket adlarıyla ifade edilen kurumsal yönetişim yönetimden farklılaşmaktadır. İlk fark yönetişimin yönetime kıyasla daha geniş kapsama sahip olması, ikinci fark ise yönetişimde bireyler ile kurumlar arasında yüksek etkileşimli karar alma ve sonuca gitme sürecinin olmasıdır.

Kurumsal yönetişim için çeşitli tanımlamalar yapılmaya çalışılmıştır. Bir tanıma göre kurumsal yönetişim bir şirkete fon temin eden yatırımcıların yatırımlardan bir kâr elde etme hususunda kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan yöntemlerdir.

Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD)’ın yaptığı tanımda ise kurumsal yönetişim bir kurumun finansal ve beşeri sermayeyi çekmesine, etkili çalışmalar yapmasına ve bu sayede ait olduğu toplumun değerlerine saygı göstererek uzun vadede ortaklarına ekonomik değer oluşturmasına imkân tanıyan her türlü yasa, yönetmelik, kod ve uygulamalardır.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ise kurumsal yönetişimi bir şirketin yönetimindeki yönetim kurulu, hissedarlar ve diğer çıkar sahipleri arasındaki ilişkileri içeren bir kavram olarak tanımlamıştır.

Tanımlarda görülmektedir ki kurumsal yönetişim işletmelerin yönlendirildiği ve denetlendiği bir sistemdir. Bu sistemde işletmenin yönetimi, yönetim kurulu, pay sahipleri ve diğer çıkar odakları arasındaki bir dizi ilişki yer almaktadır.

Geleneksel yönetimden farklı bir yapıya sahip olan kurumsal yönetişim dar anlamda işletme yönetimi ile hissedarlar ve paydaşlar arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütün olarak görülürken, geniş anlamda iyi işletme yönetiminin ihtiyaç duyduğu biçimsel ve biçimsel olmayan kurallar bütünü olarak ifade edilmektedir. Bu bağlamda kurumsal yönetişimin ön plandaki dayanak noktası birtakım prensiplerce şekillenmiş örgüt kültürünün varlığıdır.

Kurumsal yönetişim ilkelerinin oluşturulması ve kabul görmesi 1990’lı yıllarda olmuştur. Bunun nedeni olarak yaşanan çeşitli şirket skandalları, finansal krizler, artan küreselleşme ve yapılan özelleştirmeler gösterilmektedir.

Kurumsal yönetimin başlıca amaçları şunlardır:

  • Üst yönetimin elinde olan güç ve yetkinin keyfi, kötü niyetli ve kişisel menfaat elde etme yönünde kullanımının önüne geçmek,
  • Yatırımcının haklarını korumak,
  • Hisse sahiplerine adil ve eşit davranılmasını sağlamak,
  • Bütün paydaşların haklarının koruma ve güvence altına alınmasını sağlamak,
  • Finansal tablolarla kamuoyunu aydınlatmak ve şeffaflığı tesis etmek,
  • Yönetim kurulunun sorumluluklarını açık bir şekilde tespit etmek,
  • Paydaşlara karşı üst yönetimin hesap vermesini sağlamak,
  • Vekâlet maliyetlerini düşürmek,
  • Elde edilen kazancın hissedar ve paydaşlara geri dönüşünü adil bir şekilde sağlamak,
  • Azınlık hisselere büyük hissedarlarca el konulmasını önlemek,
  • Kurumsal yatırımcılar için güven ortamını oluşturmak.

Bir görüşe göre kurumsal yönetişim işletme üst yönetiminin bir yıl içinde aldığı dört-beş karar kapsamında değerlendirilmiştir ancak nitelik olarak en önemli kararlar bunlardır. Bu açıdan stratejik, davranışsal, politik ve etik yönleri olan çok boyutlu bir olgu olarak görülmelidir.

Kurumsal yönetişim ile ilişkili olan üst düzey yöneticilerin kavramsal yeteneğe sahip olması, sektörü çok iyi tanımaları, stratejik iş birimleri arasındaki çatışmaları yönetebilmesi, ortaya çıkan problemleri tespit edip optimum çözümler geliştirebilmesi, stratejilerle uyumlu olması, girişken davranması ve karşılaşılan güçlüklerle baş edebilmesi gerekmektedir.

Kurumsal yönetişim iki teoriden faydalanmıştır. Bunlardan ilki olan vekâlet teorisi yöneticilerin yani vekillerin işletme sahiplerinin yani asillerin amaç ve menfaatleri çerçevesinde hareket etmelerinin sağlanabilmesi problemine çözüm getirmek için geliştirilmiş bir teoridir. Asillerle vekiller arasındaki bilgi asimetrisi, yöneticilerin fırsatçı davranışları ve asillerin yüklendiği vekâlet maliyetleri vekâlet teorisinin çözmeye çalıştığı problemlerdir.

İkinci teori olan paydaş teorisi ise işletmelerin etkileşim içerisinde olduğu tüm paydaşların faydasını gözetecek şekilde hareket etmelerini savunmaktadır. Bunun nedeni alınacak kararların paydaş gruplarının üzerindeki etkisinin hissedarlar üzerindeki etkisinden fazla olduğudur. Paydaş teorisine gelen eleştiri ise yöneticilerin işletme amaçlarına odaklanmalarını zorlaştırmasıdır.

Bu iki teoriden beslenen kurumsal yönetişim işlevi içsel ve dışsal olmak üzere sınıflanan kurumsal yönetişim mekanizmaları aracılığıyla yürütülmektedir. Bu mekanizmalar işletme içindeki asil-vekil egemenlik ilişkilerini düzenlemekte, disipline etmekte ve çıkar çatışmalarını bir dengeye oturtmaktadır.

İçsel kurumsal yönetişim mekanizmaları arasında yönetim kurulu, ortaklık yapısı, yöneticilerin ücreti, yatırımcı ilişkileri ve en iyi uygulama kodlarıdır (kurumsal yönetişim ilkeleri). Dışsal kurumsal yönetişim mekanizmaları ise satın alma tehditleri, yönetici emek piyasası, ürün piyasası, aktif hissedarlık (hissedar aktivizmi) ve yasal sistemdir.

Kurumsal yönetişim uygulamaları ülkeden ülkeye değişmekte ve üç ayrı modelde uygulanmaktadır: Tekil, ikili ve çoğulcu modeller. Farklı modellerin uygulanmasının altındaki neden ülkeden ülkeye değişen mülkiyet hakları, finansal sistem, işletmeler arası bağlar, işgücünün temsil hakkı, sendikal haklar, yönetim ideolojileri ve kariyer yollarındaki farklılıklardır.

Tekil kurumsal yönetişim modelinde işletmeler pay sahiplerinin menfaatleri doğrultusunda faaliyet göstermektedirler. Temel kontrol mekanizması piyasa vasıtasıyla yürütülmekte olup, daha çok ABD ve İngiltere gibi Anglosakson ülkelerde geçerlidir.

İkili kurumsal yönetişim modelinde hem çalışanlara hem de pay sahiplerine önem verilmektedir. Pay sahiplerinin menfaatlerin tatmin düzeyinde gerçekleştirilirken, çalışanların menfaatlerinden ödün verilmemektedir. Daha çok Almanya, Fransa, Hollanda gibi Kıta Avrupası ülkelerinde geçerlidir.

Çoğulcu kurumsal yönetişim modelinde ise başta çalışanların olmak üzere işletmeye kredi verenlerin, finansal kuruluşların ve işletmenin iş yaptığı diğer işletmelerin menfaatleri ön planda tutulmaktadır. Bu modelde amaç işletmenin güçlenmesi olup, daha çok Japonya gibi ülkelerde geçerlidir.

Hangi model geçerli olursa olsun kurumsal yönetişimin ilkeleri olan adil davranma, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk dayanak olarak görülmektedir. Bu ilkeler birbirini tamamlar nitelikte olup, etkileşim içinde bütüncül bir yapı sergilemektedir. Bu ilkeler Türkiye’de OECD ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) oluşturmuş olduğu kurumsal yönetim ilkelerine de temel oluşturmaktadır. OECD bağlayıcı olmayan ilkeler yaklaşımını SPK ise uygula uygulamıyorsan açıkla yaklaşımı benimsenmiştir. Kurumsal yönetişim sayesinde yönetim kurulları işletmenin etik değerleri ile ilgili olarak belirli sınırlar içerisinde kalmaktadır. Bu etik değerler tüm paydaşlarla şeffaf bir şekilde paylaşılmakta ve iş ahlakı önemsenmektedir.

Özetlemek gerekirse kurumsal yönetişim eğer iyi bir şekilde sürdürülürse aşağıdaki faydaları getirebilmektedir:

  • İşletmenin piyasa değerini arttırır.
  • İşletmenin kredi riski düşer ve kredi notu yükselir.
  • İşletmenin rekabet üstünlüğü oluşur.
  • Yeni yatırımcılar işletmeye ilgi duyar.
  • İşletmenin kurumsal itibarı artar.
  • İşletme daha esnek borçlanma imkânına erişir.
  • İşletmenin sermaye maliyetleri azalır.
  • İşletme için yeni yatırım fırsatları meydana gelir.
  • İşletme kalifiye insan kaynağı için tercih edilir konuma çıkar.
  • İşletmenin yeni pazarlara erişmesi kolaylaşır.
Kurumsal Yönetişimin Stratejik Yönetim İçin Önemi
Etiketlendi:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir