Sübjektif Rasyonellik ve Kendini Doğrulayan Denge

Sübjektif Rasyonellik ve Kendini Doğrulayan Denge

Dünya işletme tarihine baktığımızda, öncelikli amaçları ekonomik yönde olan örgütlerin davranışlarında ve kararlarında genellikle optimallikten uzaklık görürüz. Bu ekonomik örgütler stratejik fırsatları yakalamayı başaramamış, problemlerini çözüme kavuşturamamış ve kolaylıkla taklit edilebilecek kaynakları taklit edememişlerdir. Örgütlerde görülen bu tür optimalin altında davranışların sebepleri çok olmakla beraber bir tanesi de yöneticilerin sübjektif rasyonellikleri (subjective rationality) olarak görülmektedir.

İyi tanımlanmış bir amaç setini takip eden bir yönetici mevcut gerçekler verili olduğunda, bunların eksikliğinde ise kendi sübjektif değerlendirmeleri yani inançları verili olduğunda optimal gözüken kararları alıyorsa sübjektif rasyonellikten bahsedilebilir. Karar durumu dinamik olduğunda, yöneticinin inançları bariz bir biçimde ortaya çıkmış olaylarla çelişmediği sürece geçerliliğini sürdürecektir. Tabi ki gerçekleşmiş olacak şeyleri öğrenmeyen yöneticinin takip edilecek başka eylem planları da vardır. Bu durumda da karşı olgusal sonuçlar gözlemlenmediği için karşı olgusal inançlar da test edilmez ve hem kazanım fırsatı hem de sorun potansiyeli özelliklerini taşır.

Yöneticilerin bu sübjektif rasyonellikleri ise direkt olarak kendini doğrulayan denge (self-confirming equilibrium) durumunun ortaya çıkmasına neden olur. Kendini doğrulayan denge, sübjektif olarak rasyonel stratejilerin yöneticinin beklentileriyle tutarlı olan olayları doğurmak için etkileşime geçmesiyle meydana gelir. Optimalin altındaki stratejiler; hatalı karşı olgusal inançların, gözlemlenen olaylar tarafından aksi gösterilmediği bir dengenin parçası olabilirler.

Kendini doğrulayan denge kavramı aslında oyun teorisi ile ilgilidir. Genişleyen formdaki oyunların Nash dengesinin (her bir oyuncunun diğer oyuncuların denge stratejilerini bildikleri varsayıldığı ve hiçbir oyuncunun kendi stratejilerini değiştirerek kazanım elde etmedikleri iki veya daha fazla oyunculu işbirlikçi olmayan bir oyun için önerilen çözüm) bir genelleştirmesi olan kendini doğrulayan dengede, oyuncular rakiplerinin hareketlerini doğru bir şekilde tahmin ederler ancak denge oluştuğunda rakiplerinin asla ulaşılamayacak bilgi setlerinde ne yapacaklarıyla ilgili yanlış kanılara sahip olabilirler. Kendini doğrulayan denge, eğer oyun tekrarlı biçimde oynanırsa ancak ve ancak oyuncular inançlarının yanlış olduğunu gördüklerinde rakiplerinin oyunlarıyla ilgili inançlarını revize etmeleri fikrine dayanmaktadır.

Michael Ryall’e göre oyun teorisinden ayrı olarak stratejik yönetim alanında kendini doğrulama dengeye özgü inançlar, eylemler ve sonuçlar arasındaki bir karşılıklı ilişkiyi vurgulamak için kullanılmaktadır.  Örneğin kendini doğrulayan bir davranış, ciddi anlamda firma heterojenliğinin ve önemli endüstri değişkenlerine dış şokların olması durumunda bile ortaya çıkabilmektedir.

Örgütlerin stratejik eylemleri, sonunda tecrübe edecekleri sonuçları etkilemektedir. Bu yargı firma davranışı ile sübjektif rasyonellik arasında doğrudan bağlantıyı işaret etmektedir. Sübjektif rasyonellik kişinin zihninde canlanan sonuçlar ile gerçekten tecrübe edilen sonuçlar arasında tutarlılığı gerektirmektedir. Yine de kişinin deneyimlediği sonuçlar en azından bir parça davranışının da sonucudur. Bu karşılıklı ilişki kapalı bir geribildirim döngüsü oluşturmaktadır: Yöneticiler inançlarına göre optimal olan eylemlere geçerler ancak inandıkları şeylerin kendisi de uyguladıkları eylemlere bağlıdır. Ne zamanki bir çevresel görüş bu görüşle tutarlı sonuçlara yol açan optimal eylemleri işaret eder, işte o zaman kendini doğrulama durumundan bahsedilebilir.

Peki kendini doğrulayan denge durumu niçin sorunludur? Her şeyden önce tanım olarak ürettikleri gerçek sonuçlar tahmin ettiği sonuçlarla tamamen tutarlıdır. Sorun potansiyeli bu durumun karşı olgusal tahminlerinin gözlemlenemediği gerçeğinden doğmaktadır.

Örgütler arasındaki performans farklılıkları -bazı koşullar altında- teknolojik nitelikler ve ürün kalitesi gibi gerçek yeteneklerdeki farklılıkların değil yalnızca farklı dünya görüşlerinin bir sonucu olarak meydana gelebilir. Ryall’in bu çıkarımı yöneticinin mantığa aykırı olmasına, yanlı karar süreçlerine veya kar maksimizasyonunun dışında herhangi bir davranışsal motivasyona dayanmamaktadır.

Sübjektif rasyonellik rekabet içerisinde oldukları işletmelere nazaran sürdürülebilir normalin üstünde kar elde eden bazı işletmelerde de görülebilir. Ancak bunun sübjektif rasyonellik teorisinin bir çıkarımı olmasına gerek yoktur. Örneğin bir oligopol piyasada işletme yöneticileri kendilerinin rekabetçi bir piyasada olduklarına inanıyorlarsa, sübjektif olarak rasyonel yanıt rekabetçi ürün düzeyinde üretim yapmaktır. Objektif olarak rasyonel dengenin (Nash dengesi) fiyatlamayı marjinal maliyetlerin üstünde tahmin etmesine rağmen, bu durum rekabetçi bir modelde tahmin edildiği üzere piyasa fiyatlarının marjinal maliyetlere eşit olması sonucunu doğuracaktır. Bu yüzden de bir endüstri yüksek düzeyde rekabetçi olabilir çünkü endüstride yer alan işletmelerin yöneticileri bunun böyle olması gerektiğine inanıyorlardır.

Bununla beraber kendini doğrulayan denge endüstriyel evrim boyunca işletmelerin performans üstünlüğüne dair pozitif bir temel sunabilmektedir. Örneğin bir noktada teknolojik, bilimsel ve sosyal bilginin bir bölümü ticari kullanım için olgun duruma gelir. Çok sayıda işletme bunu kullanmaya dolayısıyla da yeni bir endüstri yaratmaya girişir. İlk başta çok az şey nasıl kullanılacağına dair bilinir, çelişen çevresel görüşler çeşitlidir ve bu denge öncesi aşamada neredeyse her şey yapılır. Zaman geçtikçe yeterli düzeyde çevre dengeye ulaşmak için gelişmeye başlar. Bu aşamada kendini doğrulayan inançlar yöneticilerin kendi işlerini idare ettikleri sabit bir paradigma oluşturur. Hala çevreyle ilgili bilgi kaba sabadır ve performans heterojenliği önemlidir.

Belirli aralıklarla inançları sübjektif olarak rasyonel denemeye yol açan bir yenilikçi yönetici ortaya çıkar (ki bu yönetici daha sonra yönetsel dünya anlayışını arıtacaktır). Bilginin yayılması yeni ve daha etkin bir dengeye sebep olduğu için girişimcilik karları bu yenilikçi yöneticiye gelir. Nispi durağanlık periyotları yenilikle gelen radikal düzenlemeler tarafından kesintiye uğratılır (dengenin olmadığı periyotlar sonuçları doğru olarak tahmin etmek için eski paradigmaların başarısızlığı tarafından uyarılır). İşte Ryall bu tarz yeniliklerin radikal yeni teknolojilere dayanması gerekmediğini aksine mevcut teknolojilerin daha önce hayal edilmeyen şekillerde kullanılarak ortaya çıkarılabileceğini göstermektedir.

Özetle sübjektif rasyonellik yöneticilerin kararlarının mevcut gerçeklerle ve bunların olmaması durumunda ise yöneticinin sübjektif değerlendirmeleriyle tutarlı olması durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu sübjektif rasyonellik durumunda; yönetsel eylem ve davranışlar yöneticilerin kendi beklentileriyle uyumlu olayların gerçeklemesini sağladığında ise kendini doğrulayan denge ortaya çıkmaktadır. Bu tür rasyonellikten uzak ve optimalin altında karar ve stratejileri olan işletmeler ise, bir takım işletmelerin performans üstünlüğünü sürdürülebilir halde tutmasını sağlayabilmektedir.

Sübjektif Rasyonellik ve Kendini Doğrulayan Denge

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir