Karar Verme, Örgütsel İdeolojiler ve Eylem Rasyonelliği

Karar Verme, Örgütsel İdeolojiler ve Eylem Rasyonelliği

Karar verme örgütler için son derece önemli bir olgudur. Yöneticiler işlerini esas olarak karar vermeyle bile sınırlandırmaktadırlar. Yönetim biliminin öncülerinden Herbert Simon da karar vermeyi yönetim işinin merkezine koymuştur. Karar vermeye ek olarak örgütler üyelerinin düşünce setlerini yani ideolojileri de bünyesinde barındırmaktadırlar. Örgütsel ideolojiler çalışanların bilişsel şemalarının bir toplamı olup örgütsel davranışı etkilemektedir. Öte yandan Nils Brunsson’a göre eylem rasyonelliği örgütsel davranışta önemli yere sahip karar verme ve ideolojilerden daha fazla odağa layıktır.

Brunsson tarafından önerilen eylem perspektifi, örgütsel değişim girişimlerindeki davranışları ve değişimleri başarma yeteneklerindeki farklılıkları açıklamaktadır. Bir karar alma, eylemde bulunmak için sadece bir adımdır. Karar bir son ürün değildir. Uygulayıcılar bir şeyleri yaparlar, eyleme geçerler ve başkalarını da eylemde bulunmaları için ikna ederler. Bu sebeple karar verme perspektifi karar uygulayıcılarının yaptıklarını tanımlamada başarısız olmaktadır.

Eylem perspektifi hem kararların eylemsiz hem de eylemlerin kararsız olabileceğini gözlemlemeyi önemli ve daha kolay bir hale getirmektedir. Bazı eylemler hedefleri tartma, alternatifleri değerlendirme veya seçmeden önce gelmez. Karar süreçleri ve kararlar da her zaman eylemleri etkilemez (özellikle de eylemler kararlardan önce geldiğinde). Diğer taraftan karar süreçleri sıklıkla eylemlerle ilişkili süreçlerin bir kısmını kapsar.

Aslına bakılırsa karar verme ile eylem arasındaki çok yakın ilişki kararların neden normatif rasyonellikten saptığını açıklamaya yardım etmektedir. Karar süreçleri eylemi amaçladığı için bunlar rasyonellik normları olarak sadece karar-içi kriterlerine göre tasarlanmamalıdır, eylemin dış kriterlerine de uyum sağlamalıdır. Rasyonel kararlar uygun ve başarılı eylemler için her zaman iyi temeller oluşturmazlar.

Peki kararlar eylemler için nasıl zemin oluştururlar? Brunsson’a göre kararların eylemlerin öncüsü, başlatıcısı olabilmesi için bilişsel, motivasyonel ve bağlılık yönleri birleştirilmelidir. Kararın bilişsel bir yönü beklentidir: karar bazı eylemlerin yer bulacağı beklenti ifade etmelidir. Bir karar ayrıca eyleme geçme motivasyonunu da göstermelidir ve karar vericilerin spesifik eylemlere bağlılıklarını ifade etmelidir. Karar vericiler –bir karar alarak-hem eylemi sürdürme hem de eylemin uygun olması sorumluluğunu kabul ederler.

Kararlar rasyonellikten uzaklaştıkça eylemlerin gerçekleştirilmesi daha kolay hale gelmektedir. Rasyonel karar modeline göre tüm olası seçenekler değerlendirilmelidir. Ancak bütün seçeneklerin göz önünde tutulması belirsizliği arttıracak, bu ise motivasyon ile bağlılığı azaltacaktır. Eğer yöneticiler önerilen bir eylemin iyi olup olmadığına dair belirsizse, onu yürütmede daha az istekli, başarmada ise daha az bağlı olacaklardır.

Rasyonel karar modelinin diğer koşulu tüm sonuçların tahmin edilmesidir. Seçeneklerin sahip olduğu tüm ilgili sonuçların düşünülmesi ve olumlu-olumsuz tüm sonuçların eşit dikkat alması önerilmektedir. Ancak bu tarz bir prosedür belirsizliği arttıracaktır çünkü tutarsız bilgiler şaşkınlık ve şüphe yaratacak, karar vericiler arasında çatışmalar doğuracaktır. Bunun yerine kabul edilebilir bir seçeneğin olumlu sonuçlarını araştırmak öncelik olmalı, olumsuz sonuçlar baskılanmalıdır. Böyle yapılarak sadece belirsizlik azaltılmayacak aynı zamanda karar vericilerin hevesleri oluşturulacak ve bağlılıkları arttırılacaktır.

Rasyonel karar modelinin bir diğer koşulu seçeneklerin ve sonuçlarının önceden belirlenmiş kriterlere göre değerlendirilmesidir. Ancak bu da eylem perspektifine göre tehlikelidir çünkü karar vericilerin tutarsız amaçlar formüle etme ve seçenekleri değerlendirirken zorluklarla karşılaşma riski bulunmaktadır. Eylem üretmek için sonuçlardan başlamak ve amaçları daha sonra oluşturmak daha iyi bir yoldur.

Görüldüğü üzere rasyonellikten uzaklaşmalar değişimleri içeren eylemler için daha değerlidir. Bunda motivasyon ile bağlılığın önemi aşikardır. Aslında karar süreçlerinde gözlenen irrasyonellik eylem rasyonelliği olarak açıklanabilir. Bu durum motivasyon ile bağlılığın yüksek düzeyde faydalı olduğu durumlarda daha fazla öne çıkmaktadır. Bunun tersi olarak motivasyon ile bağlılığın düşük faydalar sunduğu yerlerde rasyonel analizler daha uygundur. Bu, eylemlerin daha az önemli, daha az karmaşık ve kısa dönemli olduğu durumlarda doğrudur.

Karar vermeyle ilgili eylem için hiçbir zemin hazırlamadığı bir uç durum karar yönelimidir. Bu durum insanların karar vermeyi tek faaliyeti olarak gördükleri, eylemleri önemsemedikleri hatta eylemlerin olacağına ihtimal bile vermedikleri zaman gerçekleşir. Karar verme perspektifiyle tam anlamda uyumlu olarak bu insanlar, kararlara son nokta olarak bakarlar.

Özetlemek gerekirse rasyonel karar verme prosedürleri seçme işlevini gerçekleştirmektedir. Eylem alternatiflerinin seçimine yol gösterirler. Ama örgütler iki problemle yüz yüze gelmektedirler: yapılacak doğru şeyi seçmek ve onu yapmak. Bu iki problemle ilişkili karar ve eylem olmak üzere iki tür rasyonellikten söz edilebilir. Bunlardan biri diğerine üstün olmamakla beraber farklı amaçlara hizmet etmekte ve farklı normlara işaret etmektedirler. İki rasyonellik türünü eşzamanlı olarak takip etmek zordur çünkü rasyonel karar verme prosedürleri eylem perspektifinden irrasyoneldir, bu yüzden eğer ki eylemler kolaylaştırılacaksa bu prosedürlerden kaçınılmalıdır.

Örgütsel yaşamın bir diğer bilişsel yönü olan ideolojiler, eylemleri kolaylaştırmaktadırlar. Çalışanların bir örgüte katılımlarını belirleyen çıkar paylaşımına ek olarak onlar örgütü, çevresini, tarihini ve geleceğini benzer bir şekilde algılarlar. Bazı paylaşılan bilgi, bakış açısı ve tutumlar zaman içinde sürmektedir. Bu bilişsel olgulara; referans çerçeveleri, mitler, stratejiler veya ideolojiler gibi isimler verilmiştir.

İnsanlar düşünceleriyle daha az veya daha çok ilişkili olabildikleri için örgütsel ideolojileri üçe ayırmak mümkündür. Bunlardan biri çalışanların bilişsel şemalarıdır ve sübjektif ideolojiler olarak adlandırılır. Üyeler ayrıca diğer üyelerin bilişsel şemalarının düşüncelerine de sahiptirler. Bu düşünceler algılanan ideolojilerdir (insanların diğer insanların düşündükleriyle ilgili ne düşündükleri). Son olarak objektif ideolojiler bütün örgütsel üyelerce paylaşılan ve tartışma ve eylem için ortak temel oluşturan düşüncelerdir. Bu farklı ideoloji türleri en azından kısmen uyuşmazdırlar.

İdeolojiler hem şeylerin nasıl olduklarını hem de nasıl olması gerektiklerini tanımlamaktadırlar ve bu iki yön sıkı bir şekilde birbirlerine bağlıdırlar. Hem betimleyici hem de normatif yönler gerçeklikle ilgili soruları yanıtlamaktadırlar. İlk soru nasıldır? Üyeler bir diğeriyle veya örgüt dışındaki insanlarla ilgili olarak nasıl eylemde bulunurlar? İkinci soru nedir? Ne oldu (geçmiş) veya ne olacak (beklentiler)? İdeolojiler sadece neyin olgu olarak algılanacağını tanımlamazlar, aynı zamanda hangi olguların önemli görüleceğini de tanımlarlar. Üçüncü sorusu ise nedendir? Sebepler bireysel bir üyeye, tüm örgüte (öz-yükleme) veya örgütün çevresine (çevresel yükleme) yüklenebilir.

Örgütsel ideolojiler kararlarla yakından ilişkilidir çünkü insanların hangi amaçların takip edileceği, hangi eylem seçeneklerinin ümit vaat ettiği ve hangi sonuçların olası olduğu konuları üzerine aynı fikirde olmalarını kolaylaştırmaktadır. Dahası karar vericilerin bazı adımları çıkarmak veya kısaltmalarına olanak sağlayarak ve bazı seçenekler ile sonuçları filtreleyerek karar vermeye kısa yollar sağlamaktadır.

Örgütsel ideolojiler, kararların yerini de alabilmektedir. Birçok örgütsel eylem karar süreçlerini takip etmemektedir. Aynı fikirde olma ve koordinasyon karar verme olmadan ortaya çıkabilmektedir çünkü eyleyenler durumları benzer şekilde algılarlar ve ayrıca beklenti ve genel değerleri paylaşırlar.

Örgütsel ideolojiler, rasyonel karar vermeden kaçınma amacıyla da oluşturulabilmektedir. Bu yüzden de zor eylemleri gerçekleştirme potansiyelini pekiştirirler. Aslında örgütsel ideolojiler düşünme ve eyleme görevlerini uzlaştırabilirler çünkü ideolojiler uygun eylemleri tanımlayabilir ve bu eylemlerin başarılmasına katkı yapabilirler.

Açık, dar, farklılaşmış, kompleks ve tutarlı örgütsel ideolojiler eylem için iyi temeller sağlayabilir çünkü seçim probleminin büyük kısmını çözebilirler. Bu tarz ideolojiler hangi eylemlerin doğru olduğunu belirleyebilir, böylece analiz minimum düzeye getirilebilir ve çabalar eylemleri pekiştirme üzerine konsantre olabilir. Örgütsel deolojileri oluşturmak için karar rasyonelliği, eylemleri oluşturmak için eylem rasyonelliği kullanılabilir. Bu sayede de düşünme eylemeden ayrıştırılabilir.

Eylem rasyonelliği ile karar rasyonelliğini ayırmada yükleme de önemlidir. Eğer eylemin sonuçlarının çevresel olaylara bağlı olduğuna inanılıyorsa, örgüt rasyonel modellerce önerilen tipte tahminleri oluşturmalıdır. Eğer sonuçlar üyelerin örgüt içinde yaptıklarına bağlı gözüküyorsa, anahtar görev motivasyon ve bağlılıkları yaratmaktadır. Bu yüzden çevresel yükleme karar rasyonelliğine uyarken, öz yükleme eylem rasyonelliğini kolaylaştırmaktadır.

Özetle örgütsel karar verme irrasyonelliğe meyilli olup, örgütsel ideolojiler de örgütlerin algılarını yanlı hale getirmektedir. Örgütlerin rasyonelliğe nasıl erişeceğine dair çeşitli öneriler geliştirilmiş olsa da rasyonel karar verme eylem için kötü bir zemin sunmaktadır. Örgütsel eylemler ve eylem rasyonelliği için bazı irrasyonellikler gereklidir. Seçimler dar ve açık örgütsel ideolojilerce ve eylemler ise motivasyon ve bağlılığı maksimize eden irrasyonel karar verme prosedürlerince kolaylaştırılmaktadır.

Karar Verme, Örgütsel İdeolojiler ve Eylem Rasyonelliği

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir